NİÇİN OKUMUYORUZ, NİÇİN OKUMALIYIZ? (Türkiye'de Kitap Okuma Oranlarının Düşüşü ve Bu Düşüşün Çözüm Yolları Yazı dizisi 5)

Fikir Yazıları - Nebihe Karasu

Yeni bir çağın içindeyiz.

Ekranlar çoğaldı, sesler arttı, görüntüler hızlandı. İnsanlar gün boyunca yüzlerce görüntü görüyor, binlerce sözcük duyuyor; ama buna rağmen düşünmeye, derinleşmeye, anlamaya her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor. İşte tam bu noktada karşımıza çok önemli bir soru çıkıyor:

Neden okumuyoruz?

Bugün toplumun hemen her kesiminde okuma alışkanlığının yeterince gelişmediğini görüyoruz. Sanatçılar az okuyor, yöneticiler az okuyor, gençler az okuyor, yetişkinler az okuyor… Evlerde televizyon saatlerce açık kalıyor; telefonlar, bilgisayarlar elimizden düşmüyor. İnsanlar uzun bir yazıyı okumaya sabır gösteremez hale geliyor. Oysa kitap okumak yalnızca bilgi edinmek değildir; insanın kendisini tanıması, dünyayı anlaması, düşünmeyi öğrenmesi demektir.

Birçok evde kitaplık vardır; ama raflarda duran kitapların çoğuna yıllarca dokunulmaz. İnsanlar kitap satın alır fakat okumaya zaman ayırmaz. Kimi zaman “vaktim yok” deriz, kimi zaman “alışkanlığım yok” diye yakınırız. Gerçekte ise mesele biraz da yaşam biçimidir. Çünkü insan, değer verdiği şeye zaman ayırır.

Okuma alışkanlığı küçük yaşlarda başlar. Eğer bir çocuk annesini, babasını, çevresindeki büyükleri kitap okurken görmüyorsa, kitapla doğal bir ilişki kuramaz. Atalarımızın dediği gibi: “Görgülü kuşlar gördüğünü işler.” Çocuklar da gördüklerini yaparlar. Sürekli telefonla vakit geçiren, eline hiç kitap almayan büyüklerin olduğu bir ortamda yetişen çocuklardan okuma sevgisi beklemek kolay değildir.

Aslında okumamak, yalnızca bireysel bir eksiklik değildir; toplumların gelişmesini de engelleyen önemli bir sorundur. Çünkü okumayan insan düşünmez, sorgulamaz, araştırmaz. Düşünmeyen toplumlar ise kolay yönlendirilir. Kitap insanın ufkunu genişletir, olaylara farklı açılardan bakmasını sağlar. Bir roman okuyan kişi başka hayatları tanır; bir şiir okuyan insan duygularını derinleştirir; tarih okuyan geçmişi öğrenir; bilim okuyan geleceği kurar.

Dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığımızda kütüphanelerin yaşamın merkezinde olduğunu görürüz. İnsanlar boş zamanlarını alışveriş merkezlerinden çok kütüphanelerde geçirir. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren kitaplarla tanışır. Yazarlar okurlarla buluşur, okuma günleri düzenlenir, şehirlerin kültürel hayatı kitap etrafında şekillenir. Çünkü onlar biliyorlar ki güçlü toplumların temeli okuyan insanlarla atılır.

Bizim kültürümüzde de kitap çok önemli bir yere sahiptir. Tarih boyunca bilginlerimiz, ozanlarımız, düşünürlerimiz okumayı yaşamın en büyük zenginliği saymışlardır. Büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un söylediği gibi, okuma sevgisinin olmadığı yerde hayat giderek yoksullaşır, sıradanlaşır ve sıkıcı hale gelir. Çünkü kitap olmayan yerde düşünce gelişmez; düşüncenin gelişmediği yerde de insan kendisini yenileyemez.

O halde neden okumalıyız?

Çünkü okumak insanı özgürleştirir.

Çünkü okumak insanın yalnızlığını azaltır.

Çünkü kitaplar bize yalnız olmadığımızı öğretir.

Çünkü okuyan insan konuşmasını güzelleştirir, düşüncesini derinleştirir, yaşamı daha bilinçli yaşar.

Bir kitap bazen yıllarca sürecek bir dostluğun başlangıcıdır. Bazen insanın hayatını değiştiren tek cümle bir kitabın sayfaları arasında saklıdır. Kimi zaman bir şiir bizi çocukluğumuza götürür, kimi zaman bir roman başka ülkelerin sokaklarında dolaştırır. İnsan okudukça hem kendisini hem dünyayı yeniden keşfeder.

Yaşam, okudukça anlam kazanır.

Önce kendimiz kitapla dost olalım. Evlerimizde kitaplara yer açalım. Çocuklara öğüt vermeden önce onlara örnek olalım. Çünkü okumayı sevdirmenin en etkili yolu, kitap okuyan insanlar olmaktır.

Unutmayalım:

Yazmanın başlangıcı okumaktır.

Düşünmenin başlangıcı okumaktır.

İnsanı insan yapan değerlerin başlangıcı da çoğu zaman okumaktır.

İçtenlikle!