Yeniden Ahlak

Etik - Haydar Uzunyayla

İleri matematik bilgisine sahip değilim ama Lise sıralarında, birinci dereceden iki bilinmeyeli bir denklemi çözmek için bilinmeyenlerden birinin elemine edip bir tarafa attığımızda çözüme varabiliyorduk ve bu yöntemin sonuca götürmedeki başarısı bugün bile tartışma götürmez.

Yukarıdaki örneği vermemdeki kastım şudur: Yaygın halde bir ahlaksızlıkla karşı karşıyayız ve bilinenleri- bilinmeyenleri görmek için benzer bir denklem kurup üzerinde kafa yorduğumuzda, ahlaki çöküşün nedenleri arasında, devletleri ve birinci dereceden alt kurumlarını yönetenler, politikacılar, din tüccarları, sermaye gruplar ve benzerlerinin olduklarını görebiliyoruz. Bunun doğruluğunu-yanlışlığını test etmeye gerek yok, çünkü “Bal tutan parmağını yalar.”.. Ve doğal olarak bal teknesinin başında oturanlar, eşyanın tabiatı gereği ahlaksızlığa daha yatkın olurlar…

Ahlaksızlığın bin bir yüzü vardır; sınırları belirsizdir. Yalan, hırsızlık, gasp, tecavüz, katliam, işgal… Yurttaşının gözlerinin içine baka baka, ondan kopardıklarıyla lüks içinde yaşamak… Binlerce kilometre öteden gelip ötekinin malına, tarlasına, ülkesine konmak ve burada sıralanmayacak kadar daha birçok şey… Nepotik ilişkileri kendine veya grubuna özel hale getirmek ve bunu ahlak olarak satmak. .. Alt sıradan puan almasına rağmen, yerleştirme esnasında, birdenbire üst sıradan puan alanın önüne geçmek ve bu davranıştan ne zerre utanç ne de pişmanlık duymak… Hatta yüz kızartıcı eylemi “hak” olarak değerlendirmek. ..

“Evet, hırsızlık kötüdür…” demek ve hemen peşinden hırsızlık yapmak… Sizce bütün bu olup bitenden bir fesat yok mudur?...

Bu soruya herkesin farklı bir cevabı vardır mutlaka… Benim cevabım şudur: İnsanın sosyal içgüdüleri sonradan kazanılır. Eğer cahil, hırsız, saldırganlık ve şiddet dolu birinin yanında terbiye ediliyorsanız, muhtemelen siz de hırsız, kuralsız, bilgiyi hiç sayan, görgü ve eğitimi aşağılayan, ahlaklı olmayı saflık gören biri olursunuz. Nasıl ki kötü ebeveynlerin kusurlu davranışları çok zaman çocuklarında vücut buluyorsa, bozuk bir yöneticinin davranış ve düşünceleri de tebaasında vücut bulur. Hırsız hırsızı kollar; efendinin genel özellikleri olduğu

gibi uşağına geçer. Ahlaksız olmak normal görülür; ahlaklı olmak ise anormal bir şey olur… Daha sade bir açıklamayla: Bozulma piramidin tepesinde başladığında, virüs her kesime yayılır ve böyle bir gelişmeye şimdilik, “Birbirini izleyen ahlaksızlık veya ahlaksızlığın kasıtlı yayılımı,” diyelim.

Mevcut ahlaki sistemlerimiz ikiyüzlüdürler, çarpıktırlar. Büyük oranda kötülük yayıyorlar ve hem dünyevi hem uhrevi olarak böyledir bu… Geleneksel olarak kurallarına tabi olduğumuz ahlaki normlarımızın neredeyse tümü “Erkek ahlakının- erkeksi kuralların“ bütünlüğünden ibarettir. Yaratıcıları eril güç olmuştur ve her koşulda karmaşa, şiddet ve açgözlülük üretmişlerdir. Keyfiyet ve zevk ağırlıklı, insanı aşağı çeken özellikler içermişlerdir. Hükmeden güçlere, onların ihtiyaçlarına cevap veren sahalar yaratmışlardır. .. (Şurası kesindir ki, “mühür kimdeyse”, mührün sahibi kendi iç dünyasından yükselen arzu ve isteklerini, önümüze ahlaki kurallar olarak koyabilmiş ve bizleri de “Pavlov’un Köpeği gibi şartlandırmıştır. Bu durum ise beyaz farelere meşruiyet sağlarken, satranç tahtasındaki piyonlarda ise zorunlu uyuma neden olmuştur.)

*******

Yeni bir ahlaki gelişmeye ihtiyacımız var. Bilim, psikoloji, kültürel alanlar, yaşam, -yasa ve sözleşmeler dahil- davranış ve karakterde iyileşmeyi esas alan, ulaşılabilir, kesinlik arz eden yeni yapılanmalara ihtiyacımız vardır.

Kendini anlayan kişi, başkasını da anlamalıdır. Sadece “Kendine Ahlak” olmaz. Kapsayıcı, elle tutulabilir, gözlenebilir, kişisel çıkarlardan uzak kurallar… Musevi ahlakı, Müslüman ahlakı, Budist ahlakı vs. ayrışmalar iyilik değildir. Bir bölgeye, bir dine, bir kültüre ait olmakta ısrar etmek evrenselliği tamamlamaz. Farklılıkları keskinleştirmek yerine bütünleştirmek önemlidir.

Yukarıdaki istekler gücümüzün sınırları dışında, erişemeyeceğimiz şeyler değildirler. Akıllıyız… Nasıl yaşamamız gerektiğine karar vermek istediğimizde, anlayabildiklerimiz anlamadıklarımızdan fazla olacaktır mutlaka.

Çarçabuk başlamamız gerekiyor.