PROJE OKULLARI: TASFIYE VE KADROLAŞMA SÜRECİ
Millî Eğitim Bakanlığı, özel program ve proje uygulayan eğitim kurumlarına öğretmen atama ve yönetici görevlendirme süreci kapsamında 5–8 Mayıs tarihleri arasında başvuruları alacağını, 8 Haziran tarihinde ise atama sonuçlarını açıklayacağını duyurdu. Ancak bu takvim, proje okullarında daha önce yaşanan ağır mağduriyetler nedeniyle öğretmenler açısından ciddi kaygılar yaratmaktadır.
Geçtiğimiz yıl yapılan atamalarda 9.252 öğretmenin hiçbir somut gerekçe gösterilmeden, haksız ve hukuksuz biçimde görev yaptıkları okullardan gönderilmesi, proje okulu uygulamasının bir tasfiye mekanizmasına dönüştüğünü açıkça ortaya koymuştur. Bu yıl da aynı tasfiye sürecinin yeniden yaşanacağı, atamaların tamamen keyfi biçimde yürütüldüğü, kişisel, sendikal ve siyasal yakınlıkların belirleyici olduğu yönündeki yaygın kanaat nedeniyle öğretmenlerin kaygıları artmaktadır. Bu hâliyle tam bir kadrolaşma alanına dönüşen proje okullarına yakından bakmak gerekir.
KAMU YÖNETİMİNDE KEYFİYET
Proje okulu kavramının eğitim dünyasına girdiği 2014 yılından bu yana, bu okulların hangi projenin ve kimin projesinin parçası olduğu tartışılmaktadır. Öğretmen atama ve yönetici görevlendirme yetkisinin doğrudan Millî Eğitim Bakanına verildiği bu okullarda, ilk atamaların yapıldığı 2016 yılından itibaren yaşanan keyfiyet, gerekçesi açıklanmayan idari işlemler ve mağdur edilen öğretmenler kamuoyunun gündeminden düşmemiştir.
Hukuk devletinin en temel ilkelerinden biri, kamu yöneticilerine sınırsız ve denetimsiz yetkiler tanınamayacağı gerçeğidir. Anayasa’nın 2. Maddesinde (1) açıkça tanımlanan hukuk devleti ilkesi gereğince, tüm idari işlemler yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurları bakımından yargı denetimine tabi olmak zorundadır. İdarenin takdir yetkisi ise keyfîlik anlamına gelmez; bu yetki, ancak kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olarak kullanılabilir.
Proje okulu uygulaması, tam da bu noktada idarenin yargı denetiminden ve genel düzenleme yapma yükümlülüğünden kaçınma isteğinin bir sonucu olarak şekillenmiştir. Atama ve görevlendirme süreçlerinin nesnel, ölçülebilir ve önceden belirlenmiş kurallara bağlanması yerine, yetkinin tek elde toplanması tercih edilmiş; böylece idari işlemlerin gerekçelendirilmesi ve yargısal denetime elverişli hale getirilmesi fiilen zorlaştırılmıştır. Bu durum, hukuk güvenliği ilkesini zedelediği gibi öğretmenler açısından öngörülemezlik ve güvencesizlik üretmiştir.
Nitekim proje okullarında yaşanan sorunlar münferit değil, sistematiktir. Görev süresi uzatılmayan ya da gerekçe gösterilmeksizin görevinden alınan öğretmenlerin yaşadığı mağduriyetler, bu uygulamanın istisnai bir model olmaktan çıkıp kalıcı bir idari sorun haline geldiğini göstermektedir. Proje okulu uygulaması, ürettiği bu mağduriyetler üzerinden varlığını sürdürmekte; her yeni düzenleme ya da işlem, sorunları çözmek yerine daha da derinleştirmektedir.
Sonuç olarak proje okulları, eğitimde niteliği artırmayı hedefleyen bir model olmaktan ziyade, idarenin keyfî tasarruflarını meşrulaştıran ve yargı denetimini etkisizleştiren bir alan haline gelmiştir. Hukuk devletinde kabul edilemez olan bu yaklaşımın sürdürülmesi, yalnızca öğretmenlerin çalışma güvencesini değil, eğitim sisteminin bütününü tehdit etmektedir. Kalıcı ve adil bir çözüm, yetkinin kişilere değil kurallara bağlandığı, tüm idari işlemlerin şeffaf, gerekçeli ve yargı denetimine açık olduğu bir yönetim anlayışının benimsenmesiyle mümkün olacaktır.
8 Nisan 2025 tarihinde ise proje okullarında görev yapan 9.252 öğretmenin görev süresinin uzatılmaması, tartışmanın ülke gündeminde yeniden geniş yer bulmasına neden olmuştur.
BÜYÜK PROJE
Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan eğitim tarihinde, bazı okulların genel sistemden ayrıştırılarak farklı öğretim programlarıyla yapılandırıldığı uygulamalar olmuştur. Ancak bugün “proje okulu” olarak adlandırılan okullar, bu tarihsel deneyimlerle birebir örtüşen bir anlam taşımamaktadır. Proje okullarının oluşumu ve gelişimi, Türkiye’nin siyasal yaşamından bağımsız değildir; bu okulların fikrî ve hukuki temelleri, 14 Eylül 2011 tarihinde yayımlanan 652 sayılı KHK’ye (2) kadar uzanmaktadır.
2011 yılında yayımlanan 652 sayılı KHK ile Millî Eğitim Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatı yeniden yapılandırılmıştır. Bu düzenlemenin iki temel ekseni bulunmaktadır: İlki, bürokrasinin azaltılarak karar alma ve uygulama süreçlerinin hızlandırılması; ikincisi ve esas motivasyon ise yeni bir rejim inşasında eğitimin daha işlevsel bir araç hâline getirilmesidir. Proje okulları, bu iki hedefin somutlaştığı kurumlar olarak eğitim sistemine dâhil edilmiştir.
1 Mart 2014 tarihinde, 652 sayılı KHK’nın “Atama” başlıklı 37. maddesine eklenen 9. Madde ile “proje okulu” kavramı mevzuata girmiş ve bu okulların hukuki zemini oluşturulmuştur. 1 Eylül 2016 tarihine kadar sınırlı sayıda okul proje okulu olarak belirlenmişken, bu tarihten sonra yayımlanan yönetmelik ve yönergeyle uygulama yaygınlaştırılmıştır.
Cumhuriyet öncesinde kurulmuş, köklü ve akademik başarıları yüksek birçok okulun proje okulu olarak belirlenmesi, Millî Eğitim Bakanlığının neyi amaçladığına ilişkin ciddi tartışmaları da beraberinde getirmiştir (3). Tüm itirazlara rağmen uygulamanın hayata geçirilmesi sonucunda, Ekim 2016 sonrasında proje okulu ilan edilen 55 okulda görev yapan öğretmenler, aynı okulda sekiz yıllık görev süresini doldurdukları gerekçesiyle başka okullara gönderilmiştir.
Bu süreçte okul müdürlerine, istedikleri öğretmenleri okullarına alma yetkisi tanınmış; okul yöneticilerinin adeta özel bir işletme yönetir gibi kendi ekiplerini kurmalarının okul başarısını artıracağı varsayımı öne sürülmüştür. Ancak pedagojik temelden yoksun bu yaklaşımın kısa sürede geçersiz olduğu ortaya çıkmıştır.
Sonraki yıllarda proje okullarına ilişkin bazı mevzuat değişiklikleri yapılmış, bu okulların sayısı artırılmış ve yeni öğretmen atamaları gerçekleştirilmiştir. Ancak başlangıçtan itibaren keyfiyete ve kadrolaşmaya zemin hazırlayan temel düzenlemeler değişmemiştir. Hatta Millî Eğitim Bakanına verilen bu geniş atama yetkisinin yasal güvence altına alınması amacıyla Öğretmenlik Meslek Kanunu’na özel bir madde eklenmiştir (4).
ÖĞRETMEN KIYIMI
2025 yılına gelindiğinde, proje okullarında dört yıllık görev süresini dolduran öğretmenlerden yeniden atama başvurusu yapmaları istenmiştir (5). Başvuruların hangi ölçütlere göre değerlendirileceği, görev süresi uzatılacak ya da uzatılmayacak öğretmenlerin nasıl belirleneceği konusunda ise hiçbir objektif kriter ortaya konulmamıştır.
6 Şubat 2025 tarihinde başlayan süreç, 12–17 Şubat tarihleri arasında öğretmenlerin tercihlerinin alınmasıyla devam etmiş ve 8 Nisan 2025 tarihinde atama sonuçlarının açıklanmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Öğretmenlik Meslek Kanunu, atama yetkisini doğrudan Millî Eğitim Bakanına vermesine rağmen, tercihlerin ardından okul müdürleri başta olmak üzere çeşitli kişi ve grupların kimlerin görevlendirileceğine dair listeler hazırladığına tanıklık edilmiştir.
Üstelik süreç içinde, ilk etapta görevlendirilmeyen bazı öğretmenlerin çeşitli müdahaleler sonucunda yeniden proje okullarına atanması, uygulamanın ne denli keyfi ve kişiye özel yürütüldüğünü açıkça göstermiştir.
8 Nisan 2025’te açıklanan sonuçlarla birlikte, proje okullarında yaşanan öğretmen kıyımının boyutları netleşmiştir. Hiçbir gerekçe sunulmadan, geçerli bir ölçüt ya da yöntem olmaksızın 9.252 öğretmenin görev süresinin uzatılmaması, kamu vicdanında kabul görmemiş; pek çok okulda protesto eylemleri düzenlenmiş ve öğretmenler idari yargıya başvurarak hukuki mücadele başlatmıştır.
2025 yılında proje okullarından gönderilen öğretmenler, yaşadıkları hukuksuzluklara karşı bugün yargı aşamasında mücadelelerini sürdürmektedir. Açılan davalar yalnızca bireysel hak arayışları olarak değerlendirilmemelidir. Bu davalar, idarenin sınırsız takdir yetkisi kullanamayacağını, proje okulu uygulamasının hukuki sınırlarının bulunduğunu ve keyfî idari işlemlerin yargı denetimi karşısında sürdürülemez olduğunu ortaya koyma potansiyeline sahiptir. Bu yönüyle süren davalar, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda pratik sonuçlar üretme gücüne sahiptir; verilecek her iptal kararı, benzer uygulamaların önünü kesecek emsal nitelikte olacaktır.
Bu nedenle eğitim alanında örgütlü sendikaların bu sürece seyirci kalması kabul edilemez. Sendikalar, hem hukuki mücadeleyi büyütmek hem de kamuoyu baskısını artırmak suretiyle proje okulu uygulamasının sonlandırılmasında belirleyici bir rol üstlenmek zorundadır. Bireysel davaların kolektif bir mücadele hattına dönüşmesi, ancak örgütlü bir sendikal duruşla mümkündür. Proje okullarında yaşanan mağduriyetlerin kalıcı biçimde sona erdirilmesi, öğretmenlerin yalnız bırakılmadığı, hukuki ve fiilî mücadelenin birlikte yürütüldüğü bir sürecin inşa edilmesine bağlıdır.
PROJE OKULU MAĞDURİYETİ YENİDEN YAKLAŞIYOR
Proje okullarında 2026 yılına ilişkin öğretmen atama ve yönetici görevlendirme süreci de başlamış, bu kapsamda Bakanlık tarafından yeni bir kılavuz (6) yayımlanmıştır. Ancak yayımlanan kılavuz, önceki yıllarda olduğu gibi nesnel, ölçülebilir ve denetlenebilir herhangi bir kritere dayanmamakta; atama ve görevlendirmelerin idarenin geniş takdir yetkisi çerçevesinde yürütüleceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum, keyfî uygulamaların süreklilik kazandığını ve yaşanan sorunlardan ders çıkarılmadığını göstermektedir.
Nitekim 2025 yılında yaşanan mağduriyetler henüz giderilmemişken, 2026 yılı için başlatılan bu süreç aynı sonuçların yeniden yaşanacağının açık bir göstergesidir. Gerekçesi açıklanmayan görevlendirmeler, görev süresi uzatılmayan öğretmenler ve idareciler ile belirsizlik içinde bırakılan eğitim emekçileri, proje okulu uygulamasının yapısal bir sorun ürettiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Sorunun kaynağı bireysel uygulamalar değil, bizzat bu modelin kendisidir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, yargı kararlarına, kamuoyunda yükselen eleştirilere ve her yıl tekrar eden mağduriyetlere rağmen proje okulu uygulamasında ısrar etmesi dikkat çekicidir. Bu ısrar, eğitimin niteliğini artırma iddiasıyla değil; atama ve görevlendirme süreçlerini genel düzenlemelerden, objektif ölçütlerden ve etkin yargı denetiminden uzak tutma isteğiyle açıklanabilir. Proje okulları bu yönüyle, idarenin keyfî tasarruf alanı olarak korunmakta ve genişletilmektedir.
Oysa eğitim gibi kamusal ve toplumsal sonuçları son derece ağır olan bir alanda, belirsizlik ve güvencesizlik kabul edilemez. Proje okullarında sürdürülen bu yaklaşım devam ettiği sürece, her yeni atama ve görevlendirme döneminde benzer mağduriyetlerin yaşanması kaçınılmazdır. Kalıcı çözüm, proje okulu ısrarından vazgeçilmesi ve öğretmen atama ile yönetici görevlendirme süreçlerinin tüm eğitim kurumları için eşit, şeffaf ve denetlenebilir kurallara bağlanmasından geçmektedir.
SONUÇ YERİNE
Bu süreç sonunda binlerce öğretmen, norm fazlası hâline getirilerek fiilen kızağa çekilmiş; yıllardır yüksek akademik başarıya sahip öğrencilerle çalışan deneyimli öğretmenler eğitim sürecinin dışına itilmiştir. Bu durum yalnızca öğretmenleri değil, öğrencilerin eğitim hakkını da doğrudan olumsuz etkilemektedir.
Kamu okulları, halkın vergileriyle finanse edilen ve halka ait olan kurumlardır. Bu okulların kişisel tercihlerle ve keyfi uygulamalarla yönetilmesi, onları kamu kurumu olmaktan uzaklaştırmakta ve kurumsal çürümeye yol açmaktadır. Kamu hizmeti, keyfiyetle değil; hukuk, liyakat ve şeffaflıkla yürütülmelidir.
Proje okullarına atama yetkisinin ölçüsüz biçimde Bakana bırakılması, bu okulları açık bir kadrolaşma alanına dönüştürmektedir. Akademik başarısı yüksek okulların özellikle proje okulu ilan edilmesi tesadüf değildir. Bu uygulama, kamu hizmeti anlayışıyla açıkça çelişmektedir.
Kamusal eğitim vermesi gereken okullarda öğretmen atamalarının keyfi biçimde yapılmasının kabul edilebilir hiçbir yönü yoktur. 8 Nisan 2025 tarihinde bu yana okullarından haksız ve hukuksuz şekilde gönderilen öğretmenlerin farklı platformlarda yürüttüğü mücadele, bu hukuksuzluğa karşı bir itiraz, yeni mağduriyetlerin yaşanmaması için önlem alma çabasıdır. Çözüm açıktır: Hukuka aykırı işlemler geri alınmalı ve proje okulu uygulamasına son verilmelidir.
KAYNAKÇA
- https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2709&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
- https://resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/09/20110914-1.htm
- https://bianet.org/haber/proje-okulu-olan-okullarin-ogrencileri-ve-mezunlarinin-talepleri-neler-179652
- https://resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/10/20241018-1.htm
- https://www.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2025_02/05154236_Ozel_Program_ve_Proje_Uygulayan_EYitim_KurumlarYna_OYretmen_Atama_ve_Yonetici_Gorevlendirme_KYlavuzu.pdf
- https://personel.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2026_01/12140359_2026projeokullariogretmenatamayoneticigorevlendirmetakvimi.pdf