Türkiye’de uzun süredir tartışma konusu olan öğretmenlere rotasyon uygulaması, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ısrarlı tutumu nedeniyle eğitim kamuoyunun gündeminden düşmemektedir. Aradan geçen yıllara, yapılan mevzuat değişikliklerine ve uygulamaya dönük ciddi itirazlara rağmen rotasyonun hâlâ öğretmenlere dönük olarak hazırlanan “atama ve yer değiştirme” yönetmeliklerinde yer alıyor olması, bu ısrarın geçici bir idari tercih değil, bilinçli ve politik bir yönelim olduğunu göstermektedir.
9 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde(1) de aynı maddenin korunuyor olması, eğitim kamuoyunda bir anda “öğretmenlere rotasyon geldi” şeklinde yorumlanmıştır. Oysa söz konusu düzenleme yeni değildir; uzun süredir yönetmeliklerde yer almakta, ancak bugüne kadar fiilen uygulanmamaktadır. Bu nedenle tartışmanın, rotasyonun ilk kez gündeme geldiği varsayımı üzerinden değil; uygulanmadığı bilinen bir maddenin neden ısrarla ve inatla yönetmelik metinlerinde tutulmaya devam ettiği sorusu üzerinden yürütülmesi gerekmektedir.
MEB’İN ROTASYON ISRARI VE MEVZUAT DEĞİŞİKLİKLERİ
Öğretmenlere rotasyon uygulaması yaklaşık 11 yıldır MEB mevzuatında yer almasına rağmen fiilen uygulanamamıştır. Bu süre zarfında Bakanlık, rotasyon maddesini yönetmelikten çıkarmak yerine, farklı düzenlemelerle varlığını korumuş; böylece öğretmenler açısından sürekli bir belirsizlik ve baskı unsuru yaratmıştır.
Rotasyon, mevzuata ilk kez 17 Nisan 2015 tarihinde yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği(2) ile girmiştir. Düzenlemenin yayımlanma tarihi olarak Köy Enstitülerinin kuruluş gününün seçilmiş olması ise ayrıca manidar bir durumdur. Yönetmeliğin ilk hâlinde, aynı okulda 8 yılını dolduran öğretmenlerin rotasyon kapsamına alınması öngörülmüş; kamuoyundan gelen yoğun tepkiler üzerine, yalnızca üç ay sonra, 4 Temmuz 2015’de yapılan yönetmelik değişikliğiyle(3) bu süre 12 yıla çıkarılmıştır.
4 Temmuz 2015 tarihli yönetmeliğe eklenen geçici bir maddeyle kademeli bir geçiş öngörülmüş ve rotasyonun, 2014–2015 eğitim öğretim yılında aynı okulda 15 yılını dolduran öğretmenlere uygulanacağı düzenlenmiştir. Bu maddeye dayanılarak 2015 yılında aynı okulda azami çalışma süresine bağlı yer değiştirme süreci başlatılmıştır. Kılavuza (4) göre 29 Temmuz 2015 tarihinde yapılması gereken atamalar, atamanın yapılacağı gün iptal edilmiş; bu başarısız uygulama girişiminden sonra da rotasyon yeniden hayata geçirilememiştir.
Bu geri adım, Bakanlığın rotasyonu hayata geçirecek idari, hukuki ve pedagojik zemine sahip olmadığını; olası sonuçların eğitim sistemi açısından yönetilemez boyutlara ulaşacağının farkında olunduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Her ne kadar rotasyon bugüne kadar fiilen uygulanmamış olsa da maddenin yönetmelikte ısrarla korunması, bunun kalıcı olarak terk edildiği anlamına gelmemektedir. Aksine bu durum, MEB yönetiminin rotasyon konusundaki ısrarını sürdürdüğünü ve politik koşulların elverişli hâle gelmesi durumunda uygulamayı hayata geçirme niyetinden vazgeçmediğini düşündürmektedir.
RIZA ÜRETME ÇABALARI
MEB, rotasyon uygulamasına toplumsal ve mesleki rıza üretmek amacıyla uzun süredir benzer argümanları dolaşıma sokmaktadır. Bu argümanların başında, aynı okulda uzun süre görev yapan öğretmenlerin iş verimlerinin düştüğü iddiası gelmektedir. Bunun yanı sıra, bazı okullarda öğretmenlerin uzun yıllar çalışması nedeniyle başka öğretmenlerin bu okullara gelmek istedikleri hâlde gelemedikleri yönündeki görüş de sıkça dile getirilmektedir(5).
Ancak öğretmenlerin iş verimi ile bir okulda çalışma süresi arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya koyan herhangi bir bilimsel çalışma bulunmamaktadır. Eğitim bilimleri literatürü incelendiğinde, öğretmen niteliğini ve verimliliğini belirleyen temel unsurların; mesleki deneyim, çalışma koşulları, okul iklimi, yönetsel destek ile ekonomik ve sosyal güvenceler olduğu açıkça görülmektedir(6). Buna rağmen MEB’in verimlilik söylemi üzerinden rotasyonu savunmayı sürdürmesi, bilimsel temelden yoksun olduğu gibi ideolojik bir yaklaşımı da yansıtmaktadır.
EMEKÇİ KİMLİĞİNİN AŞINMASI VE SENDİKAL HAKLAR
Öğretmenler, kamu hizmeti yürüten nitelikli emekçiler olarak çalışma yaşamının öznesidir. Bir öğretmenin bir okulda azami ne kadar süre çalışabileceğinin işveren tarafından tek taraflı biçimde belirlenmesi, öğretmenlerin emekçi kimliğini zedeleyen bir uygulamadır. Çağdaş çalışma ilişkilerinde böylesi temel konuların, sendikalarla müzakere edilmeden ve toplu sözleşme süreçlerinin dışında belirlenmesi kabul edilemez.
Rotasyon uygulaması, yalnızca bir yer değiştirme meselesi değildir; öğretmenlerin aile yaşamını, barınma koşullarını, çocuklarının eğitimini ve sosyal bağlarını doğrudan etkileyen sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle tek taraflı belirlemeler, aynı zamanda sendikal hakların ve örgütlü mücadelenin yok sayılması anlamına gelmektedir.
MEB’in öğretmenlerin bir okulda azami çalışma süresini, sendikaları yok sayarak ve herhangi bir müzakere süreci yürütmeden tek taraflı biçimde belirlemesi; öğretmenlerin kazanılmış haklarının görmezden gelinmesi, eğitim emekçilerinin uzun yıllar boyunca emek harcayarak ve bedel ödeyerek elde ettikleri sendikal hakların değersizleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım, öğretmenleri kamu hizmetinin öznesi olan emekçiler olarak değil, idari tasarruflarla kolayca yerinden edilebilecek unsurlar olarak gören bir anlayışın ürünüdür.
Bu nedenle rotasyonun uygulanması yalnızca öğretmenlerin görev yerleriyle sınırlı bir sorun değildir; aksine çalışma güvencesinden sendikal haklara, mesleki itibardan yaşam koşullarına kadar uzanan geniş bir alanda ciddi bir geriye gidiş anlamına gelmektedir. Rotasyona karşı çıkmak ve uygulanmamasını talep etmek, bu bağlamda yalnızca bir yer değiştirme uygulamasına itiraz etmek değil; öğretmenlerin sahip olduğu tüm hakları savunmak anlamına gelmektedir.
DÜNYA ÖRNEKLERİ
Uluslararası örneklere bakıldığında, öğretmenlere zorunlu ve süreye bağlı rotasyon uygulamalarının yaygın olmadığı görülmektedir. Birçok ülkede öğretmenlerin yer değiştirmesi gönüllülük esasına dayanmakta; mesleki gelişim, kariyer basamakları ve okul temelli ihtiyaçlar çerçevesinde teşvik mekanizmalarıyla düzenlenmektedir. Öğretmenleri istemedikleri hâlde yerlerinden eden, süre doldu gerekçesiyle okul değiştirmeye zorlayan uygulamalar, eğitimde niteliği artırmak yerine istikrarsızlık yaratmaktadır.
Japonya, Çin, Güney Kore, Estonya ve Singapur gibi bazı ülkelerde öğretmenlere dönük rotasyonun farklı biçimleri uygulanmakta ancak bu uygulamalar MEB’in planladığı şekliyle yüzbinlerce öğretmeni kapsamamaktadır(7). Bu yönüyle de Türkiye’de gündeme getirilen rotasyon anlayışı, çağdaş eğitim sistemleriyle uyumlu değildir.
HUKUKİ DAYANAK SORUNU VE OLASI KAOS
Rotasyonun yaklaşık 11 yıldır yönetmelikte yer almasına rağmen fiilen uygulanamamış olması, öncelikle bu düzenlemenin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu göstermektedir. Öğretmenlerin bir okulda azami ne kadar süreyle görev yapabileceği gibi temel bir çalışma koşulunun, yasa ile değil yalnızca yönetmelik düzeyinde düzenlenmesi; pek çok hukukçu ve eğitim çevresi tarafından rotasyonun dayanıksız olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bu durum, rotasyon kapsamında yapılacak atamaların idari yargı tarafından iptal edilmesi olasılığını ciddi biçimde artırmaktadır.
Olası bir yargı iptalinin MEB açısından yaratacağı sonuçların ise son derece ağır olacağı açıktır. Binlerce öğretmenin aynı anda yer değiştirmesine dayanan bir uygulamanın hukuki zemininin ortadan kalkması, eğitim sisteminde yönetilemez bir kaos anlamına gelecektir.
Uygulamanın hayata geçirilmesi hâlinde, aynı anda çok sayıda öğretmenin yer değiştirmesi; okullarda norm kadro dengesizliklerine, öğretmen açıklarına ve ciddi bir idari karmaşaya yol açacaktır. Nitekim 2015 yazında yaşanan geri adım, bu kaosun Bakanlık tarafından da öngörüldüğünü açık biçimde ortaya koymuştur. Böylesi geniş çaplı bir karmaşanın, yalnızca idari işleyişi değil; öğrencilerin eğitim hakkını ve eğitimin sürekliliğini de doğrudan olumsuz etkileyeceği açıktır.
Tüm bu nedenler, rotasyonun yönetmelikte ısrarla yer almasına rağmen bugüne kadar uygulanamamasının arkasında yatan temel gerekçeleri de açıklamaktadır.
“DEMOKLES’İN KILICI” OLARAK ROTASYON
Rotasyon maddesinin yönetmelikte tutulmasındaki ısrarın bir diğer nedeni, bu düzenlemenin öğretmenler üzerinde sürekli bir kaygı unsuru olarak varlığını korumasının istenmesidir. Rotasyon, adeta bir “Demokles’in kılıcı” gibi öğretmenlerin üzerinde sallanmakta; belirsizlik ve güvencesizlik duygusunu derinleştirmektedir.
Bunun yanı sıra, politik koşulların elverişli hâle gelmesi durumunda, kıdemli öğretmenleri emekliliğe yönlendirmenin bir aracı olarak rotasyonun kullanılmak istendiği de açıktır. Bu yaklaşım, deneyimi ve birikimi tasfiye etmeyi hedefleyen neoliberal kamu yönetimi anlayışının eğitim alanındaki yansımasıdır.
ROTASYON KABUL EDİLEMEZ VE UYGULANAMAZ
Açıklanan tüm bu nedenlerle öğretmenlere rotasyon uygulaması hem uygulanamaz hem de kabul edilemez. Bilimsel dayanağı olmayan, emek ve sendikal hakları yok sayan, hukuki açıdan sorunlu ve eğitim sisteminde büyük bir kaos yaratma potansiyeli taşıyan bu uygulamanın ısrarla gündemde tutulması, eğitimde yaşanan yapısal sorunları çözmek yerine derinleştirmektedir.
Eğitimin niteliğini artırmanın yolu öğretmenleri yerinden etmek değil; güvenceli çalışma koşulları sağlamak, mesleki itibarı güçlendirmek ve demokratik katılımı esas alan politikalar geliştirmektir. Bu çerçevede rotasyon uygulaması, öğretmenler ve eğitim emekçileri açısından reddedilmesi gereken bir düzenleme olarak tarihteki yerini almalıdır.
KAYNAKÇA
1. https://www.resmigazete.gov.tr/09.01.2026
2. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/04/20150417-4.htm
3. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/07/20150704-11.htm
4. https://mebpersonel.com/ogretmen-atamalari/meb-den-son-dakika-rotasyon-duyurusu-rotasyon-sartlari-aciklandi-h173139.html
5. https://www.kamudanhaber.net/bakan-yusuf-tekinden-ogretmenler-icin-rotasyon-sinyali
6. https://dergipark.org.tr/en/pub/researcher/article/1042675
7. https://earsiv.odu.edu.tr/jspui/bitstream/11489/5634/1/10651958.pdf