Sanal düzlemdeki toplumsal düzenin belki de en kritik aktörü yapay zekâdır. Günümüz dünyasının en önemli argümanlarından bir tanesi haline gelerek insanlığın yaşayışına ve yaşam şekline yeni bir boyut kazandırmak gibi bir misyon üstlenmiş olan yapay zeka; gelecekte insana haiz olan hangi tür faaliyet ve eylem var ise bunlara dönük yeni stratejik ve operasyonel rollerle misyon üstlenmiş olacaktır. Kimi zaman insanların tercih edilen mesleklerinde rol alarak öne çıkması , kimi zaman insana her türlü konuda yardımcı olması ve benzerleri durumlarla cazibesini ve kullanım alanlarini her geçen gün daha da genişletmek tedir. Yapay zekâ, artık sadece bir teknoloji değil; aynı zamanda yeni bir düzenleyici güçtür.
1. Algoritmik İktidar: özellikle zihinsel işgal teknikleri ile, dikkat Tacirli gibi yeni sunum ve etkileme biçimleri ile insanlığın hayatını her yönüyle ipotek edecek bir noktaya gelmiştir. İnsanların ne izleyeceğine, neyi satın alacağına, kime oy vereceğine dair karar süreçleri, büyük ölçüde yapay zekâ algoritmaları tarafından şekillendirilmektedir. Bu görünmez iktidar, geleneksel siyaset ve hukukun bile ötesine geçen bir yönlendirme gücüne sahiptir.
2. Etik Sorunlar: günümüz insanlığının yapay zekaya karşı bakışı tedirgin bir o kadar da güven verici bir nesne gibi görmekle beraber; yapay zeka sisteminin toplumsal hayata yön vermesi bağlamında algoritmik öğrenmeler yoluyla hareket ettiğini unutmamak gerekir. Yapay zekânın tarafsız olduğu varsayımı büyük bir yanılgıdır. Algoritmalar, onları yazan insanların ve onları yöneten şirketlerin değerlerini taşır. Bu nedenle yapay zekâ, çoğu zaman mevcut eşitsizlikleri yeniden üretir. Örneğin, iş başvurularında kullanılan yapay zekâ sistemleri, toplumsal cinsiyet önyargılarını pekiştirebilir.
3. Yeni Toplumsal Sözleşme: bu sözleşmeye göre yeni dünya düzeninde dijital Sosyalizmin ayak izlerini her yerde görmek mümkündür. Geleneksel toplumsal sözleşme, devlet ve birey arasında kurulmuştu. Fakat bugün birey, yalnızca devlete değil; aynı zamanda teknoloji şirketlerine ve algoritmalara da tabi hale gelmektedir. Bu durum, yeni bir “dijital toplumsal sözleşme” ihtiyacını gündeme getiriyor.
4. Gözetim Toplumu: izleme ve gözetim toplumu kavramı aslında insanların en çok karşı koyduğunu düşünce biçimi olmakla beraber, giderek sıradanlaşan ve meşruiyet kazanan bir duruma evrilmiştir. Yapay zekâ, gözetimi olağanlaştırmaktadır. Kameralar, veri tabanları ve yüz tanıma sistemleri, bireylerin sürekli izlendiği bir düzen yaratıyor. Foucault’nun “panoptikon” metaforu, artık dijital bir gerçekliğe dönüşmüş durumda.
5. İnsan Sonrası Senaryolar: içinde bulunduğumuz zaman dibinde bile yeni nesil çocuklarımızın dijital yerli olarak adlandırılması ve bir nevi gerçek hayatın tutum ve değerlerine dönük bakış açılarındaki zafiyetler doğrultusunda insan sık tutum ve davranışlarından bahsetmek doğru olacaktır.
Daha ileri bir perspektiften bakıldığında, yapay zekâ insanın toplumsal düzen içindeki merkezi konumunu tehdit etmektedir. Kararları insanlar yerine makinelerin verdiği bir düzen, “post-human” yani insan sonrası bir topluma işaret ediyor olabilir.
Yapay zekâ, toplumsal düzeni yalnızca dönüştürmekle kalmıyor; aynı zamanda “düzen” kavramını kökten yeniden tanımlıyor. Artık düzen, hukukun, ahlakın veya ulusun değil; algoritmaların verimlilik hesaplarının ürünü haline geliyor. Söz konusu bu durum şu anlama gelmektedir: günümüz insanlığı zorluklardan kaçarak yapay zeka öncülüğünde bir takım düzenlemeler yaparken; beraberinde sanal düzlemdeki eşitlik kavramı yanıltıcı algoritmik sunumlar eşliğinde insanlığı farklı bir alana doğru sürüklemektedir.
Sonuç: Sanal Düzlemde Yeni Düzenin İmkânları ve Riskleri
Sanal düzlem, toplumsal düzeni yeniden inşa etmektedir. Ulusçuluk ve milliyetçilik yeni biçimler kazanmakta, inançlar ve kültürel yaşam farklı boyutlara taşınmakta, dejenerasyon hızlanmakta, şiddet sempatik biçimde içselleştirilmekte ve yapay zekâ yeni bir iktidar düzeni kurmaktadır.
Bu manzara, karamsar bir tablo gibi görünebilir. Ancak unutmamak gerekir ki, her kriz aynı zamanda bir imkânı da içinde taşır. Sanal düzlem, doğru kullanıldığında, toplumlara daha kapsayıcı, daha adil ve daha yaratıcı bir düzen kurma fırsatı sunabilir. Bunun için üç temel adım gereklidir:
1. Dijital Etik: Algoritmaların, yapay zekânın ve dijital ağların etik ilkelerle yönetilmesi. Şüphesiz bu süreci yönlendirmek ve insanlıkla yine düzenlemek insanlığın ta kendisine aittir
2. Kültürel Dayanıklılık: Yerel ve ulusal kültürlerin sanal düzlemde korunması ve yeniden üretilmesi. Söz konusu bu durum yerel yönetimlerin, diğer insani ve içeriklerimizin, geçmişten günümüze yeniden yine bir sentez eşliğinde dijital kültürün içerisine serpiştirilir
3. Eleştirel Farkındalık: Bireylerin, sanal düzlemin cazibesine kapılmadan, eleştirel bir bilinçle hareket etmesi. Bu bilinçlendirme, kültürel, yaşamsal, eğitimsel ve insana dair varoluşsal sürecin sarıklı bir şekilde yönetilebilmesi için gereklidir.
Toplumsal düzenin geleceği, artık yalnızca siyasilerin ya da dinî otoritelerin elinde değil; aynı zamanda mühendislerin, tasarımcıların ve kullanıcıların elindedir. Bu da, her bireyin sorumluluğunu artırmaktadır.
Sonuç olarak, sanal düzlem insanlığı bir yol ayrımına getirmiştir. Ya algoritmaların kör yönlendirmesiyle değerlerini kaybetmiş, şiddeti meşrulaştırmış, dejenerasyona sürüklenmiş bir toplum olunacak; ya da dijital çağın sunduğu imkânlar, yeni bir toplumsal sözleşmenin temeli haline getirilecektir.
Bu tercih, yalnızca devletlerin değil; her bireyin, her topluluğun ve her kültürün önündeki en kritik sınavdır.