El Alemden Ben Aleme
ve Ağrının Kadın Hali
.
“Dilden dökülmeyenler bedenden dökülür” mü?
Peki ama neden ve nasıl?
.
Martin Heidegger (1), insan olma ihtimalleri üzerinde dururken bu dünyaya yabancılığımızı; kendimizi tam olarak evimizde-yerimizde-yurdumuzda hissedemediğimizi vurgular ve hayatın, bu durumda bireye iki seçenek sunduğundan söz eder:
.
Ya; el aleme göre yaşayabiliriz ya da otantiklik yolunu seçebiliriz.
.
Bu seçim, her an yaptığımız bir seçimdir; bir kere seçip kurtulduğumuz, atladığımız bir mertebe değil.
.
El aleme göre yaşamak, beraberinde bir konfor getirir. Tıpkı bizim gibi olan insanlarla, anonim bir ‘onlara’ göre hayatımızı şekillendirmek; kendimizi yaratmanın yükünü alıyormuş gibi görünür. Ancak işin bu kısmında, kendimizi el aleme bıraktığımız anda kendimizden de uzaklaşmış, kendimize yabancılaşmış oluruz.
.
Bazı coğrafyalarda yaşayan ve toplulukçu kültür içinde var olan bireylerde doğumdan ölüme dek bireyi etkileyen bir baskı yaratır bu durum; “El alem ne der!?”
.
Özellikle ‘kadın olmak’ olgusu, bu baskıyı çok daha olumsuz anlamda içselleştirmeye yol açar böyle kültürlerde. Bizim kültürümüz bu duruma en belirgin örneklerden biri olabilir kuşkusuz.
.
İşte bu kültürde yetişen ve bu kültürdeki kadınlarla çalışan iki uzman, bu gerçeği; hem yaşayarak hem de kendi meslekleri nedeniyle tanık olup üzerinde çalışma olanağı buldukları için dert edinmişler. Onların bu çabalarının temelinde şu cümlenin yadsınamaz bir şekilde kabulü yer alıyor:
.
“Dilden dökülemeyenler bedenden dökülür!”
.
Bizim kültürümüzde susmak kadına yakıştırılır; kadın çok konuşmaz, boyun eğer, erkeğe tanınan ‘isyan etme’ hakkı, kadına tanınmaz. Ona sabretmek düşer, içine atmak kalır… Bu nedenledir ki bazı ağrılar, kadın bedenine yuvalanır. İşte kitabın yazarlarından Dr. Erdoğan; Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji alanı yanısıra Romatoloji alanındaki uzmanlığı ile 40 yılı aşkın meslek yaşamında gördüğü “Fibromiyalji (FM)” vakalarını ‘ağrının kadın hali’ olarak isimlendirmiş.
.
FM; iltihabi olmayan, sakatlık ya da yaşamsal tehdit yapmayan vücudun çeşitli bölgelerinde yaygın ağrı, yorgunluk ve uyku bozuklukları ile birlikte görülen merkezi sinir sisteminin bir hastalığıdır.
.
Bu tür sorunların kadınlarda daha sık ve yaygın görüldüğü ve bu durumun kadınların yaşadıkları psiko-sosyal sorunlarla ilişkili olduğu gerçeği; ‘travma’ üzerinde çalışan gerek tıp doktorlarının gerekse psikiyatrların ortak bulgusudur(2).
.
Psikoterapi açısından bakıldığında; psikopatoloji kategorisinde değerlendirilen bütün deneyimlerin içinde böyle bir el aleme bırakmışlık ve kendine yabancılaşmışlık mevcuttur. İşte kitabın ortak yazarı Çağlar ise; kadın psikolojisi, beden ve hareket üzerinde uzmanlaşmış bir terapist olarak, kadınların kendilerine yabancılaşmasına neden olan ‘El alemin’ etkileri üzerinde çok somut açıklamalar ile, öncelikle kadınlarda bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor. El alemi memnun etmek için nelere katlanıyoruz ve nelerden vaz geçiyoruz?
.
Dahası ve asıl önemli olanı ise ; “El alemden Ben aleme nasıl geçebiliriz?”
.
İşte Heidegger’in önerdiği Otantik olabilme yolu, bu sorunun yanıtını bulmaya dayalıdır. Heidegger otantikliği çoğumuzun zihninde canlandırdığı üzere özgünlük, orjinallik veya yaratıcılık üzerinden yapmaz. ‘Kendilik’ anlamında kullanır. Yani ‘kendimize sahip çıkmak; hayatımıza tüm boyutlarıyla sarılmak, kendimize dair ne varsa ve onlara dair ne hissedersek hissedelim “bunlar benim” deyip onlarla kalabilmekle ilgilidir.
.
Varoluşumuzun hedefi; el alem pençesinden kendimizi kurtarıp, kendimize dair olanlara daha çok sahip çıktığımız bir alana varmaktır. Her ne kadar bunu tamamen yapma şansımız belki de hiçbir zaman olmayacak olsa da; otantik olma yolunda ilerlemek için kendimizi cesurca var etmeye devam etmemiz gerekir.
.
İşte bu kitap (3), bilimsel bulguları, kültürel gerçekler ışığında inceleyerek sosyo-psikolojik bakış açısı ile bütünsel bir yaklaşım içinde açık, anlaşılır ve işlevsel bir şekilde sunuyor. Öyle ki kitap; kültürel kodları ortaya koyan deyimlerden halk masallarına göndermeler yaparak ve çarpıcı metaforlara yer vererek okuyucuyu içine alıyor, onu anlayan ve onu sarıp sarmalayan empatik bir psikoterapist gibi onunla birlikte ilerliyor.
.
Okuyucuya el alemden ben aleme geçmek ve yakındığı ağrılar ile başa çıkmak için kendilerine;
*Tanık olmak
* Kendi durumunu fark etmek
*Verilen kriterlerle kendi halini değerlendirmek
*Ağrılarını ve kendi otantikliğini yönetebilmek için uygulamaya dönük bir yol haritası sunuyor.
.
Kitap kapağında yer alan üçüncü isim ise, kadın projeleri ile olan yoğun ilgisi ile bu kitaba editörlük yaparak yayına hazırlama görevi üstlenmiş.
.
Her üçüne de yürekten teşekkürler.
.
Kaynaklar
- Heidgger, M. (2010). (Akt. F.J. İçöz), “Felsefeden seans odasına, oradan da hayata: Bir varoluşçuluk öyküsü” Doğu Batı Dergisi, yıl.2020,sayı 92, ss. 215-236).
- Mate, G.& D. Mate (2023) Normal Efsanesi (Çev. E.Süren) İstanbul: Hepkitap.
- Erdoğan, N., Çağlar, A.Ş. ve B.T. Saraç (2024). El Alemden Ben Aleme ve Ağrının Kadın Hali, İzmit: Anayurt.
.
NOT: Bu yazı BirGün Gazetesi Kitap ekinde 30.12.2025 tarihinde yayınlanmıştır.