Narkissos’un Mirası
Prof. Dr. İsmet Emre
Hiç kimse mutlu değil. Onu arayanlar da bulduğunu sananlar da geride bıraktığını düşünenler de mutsuz. Narkissos çok kötü bir miras bıraktı bize. Suda suretini görmek yaramadı bize. Bu bataklığın üzerinde yaşayan herkesin başını kaldırıp göğe bakmak yerine sudaki aksini seyrederek kendini başka, bambaşka biri gibi görmesine yol açtı. Suya her bakış yeni bir kibir sürgünü. Suya her eğiliş ayaklarının biraz daha batması çamura… Ve hatta git git bir alışkanlık oldu insanın kendine bakması, bir tutku… Aynalar… Bataklıkların emaneti. Hikayenin başlangıç yerinden ayrıldığımızda tekrar oraya, kendimizi, sadece kendimizi göreceğimiz yere avdetin aygıtı… Üstelik suya bakarken suyu, aynaya bakarken aynayı unutuşun hıncıyla dolu her bakış. Her ayna içine çekildiğimiz, içinde boğulduğumuz bir bataklık… Bütün sular bizi gösteriyor sadece bizi… Bütün aynalarda bizim yüzümüz, sadece bizim… Bütün yüceltmeler bize dönük, sadece bize ve bütün övgüleri bir hak ediyoruz. İnsanız ya, insan kalmasak, kalamasak bile…
Ama bu, neden başkalarını, başka şeyleri yok etmek anlamına gelsin ki… Ne kadar şişerse şişsin hangi ego dünyanın tamamı üzerine çökebilir, atmosferi kaldırıp dünyanın tamamına hükmedebilir? Hangi benlik gökyüzünün işlevini elinden alıp onunla beraber bile değil, onun yerine sonsuza kadar yeryüzüne abanabilir? Zamana söz geçiremeyen mekanın sahibi olabilir mi? Zamana dur diyemeyen aynadaki sonsuzluğu aynanın dışına çıkarabilir mi? Mesele şu ki bırakın söz geçirmeyi, zamanın dilini bile bilmeyenler kendini onun hakimi sanıyor. Öleceksiniz beyler, hepsi bu. Hikaye bu kadar: Ö-le-cek-si-niz! Bu telaş niye, bu hırs neyin nesi? Dünyayı öteki tarafa taşıma hamleleri hiçbir işe yaramayacak. Buradakileri oraya taşıyacak hiçbir kargo şirketi yok. Hep benim, hepsi benim! Aynalar da kırılır, biliyorsunuz. Sular da çekilir, bataklıklar da kurur ve insan ölür. Yedi ceddine yetecek kadar çaldın çırptın, apardın, götürdün. Eee, sonuç? Bu dünyadan hiç kimse sağ çıkamayacak, kimsenin kimsesi de…
Yansılamadan yanılsamaya geçirdi bizi aynalar. Suda gördüğümüz yansıydı. Bazen dalgalı, bazen gölgeli, bazen pürtüklü bir görüntüydü o kendimizde gördüğümüz. Bu bile yetti yok oluşumuza. Kendi güzelliğine aşık olmanın bir faturasıdır elbette insan oluştan çiçeğe dönüşmek. Bilinç ile estetik takası. Varoluşun yere doğru eğilmesinin adrese postalanmış ağır faturası. Adam kendine ne kadar bakarsa o kadar gömülür gövde gölün derinliklerini. Adam baktıkça dizlere, adam baktıkça omuzlara, adam baktıkça yüz hizasına çıkar çamur ve yoksun. İşte bitti artık boğazı aştı çamur deryası. Güzelim ben, güzel bir yüzüm var ve gördüm. Sudaki aksimi gördüm… Artık çiçek olabilirsin, nergis çiçeği hem… Ama öte taraftan hiçbir nergisin bilinci yoktur. Tahayyülü yoktur, hissedişi yoktur… Güzel kokular salar yüzden, sadece yüzden ibaret biçimler… Heyhat ki güzel yüzlerden güzel düşünceler alınınca geriye ne kalır?
Kendine aşık insan benliği kısa sürede suya çare buldu: Bataklıklar kuruyunca aynayı keşfetti. Aynalar, yansılamadan yanılsamaya geçişin o büyük ustaları… Onlar da öcünü alıyor bataklıklar gibi. Onlar da düşünceden çiçek üretmenin derdinde. Onların da bir hesabı var bataklıklar gibi. Sadece insan mıdır kendini dünyanın merkezi gören? Sadece insan mıdır dünyayı yutsa yıldızları da işkembesine boca etmeyi düşünen? Belki sular da onlar kadar aynalar da bencildir, kim bilir? Ve kendisine bakan insanın kendisini unutarak yüzünü görmesinin öcünü alıyordur ondan? Aynalar da sular gibi affetmez… Kendisiyle var olduğunu unutmanın fidyesidir bencillik… Bataklıklar da aynalar da bunu söylüyor. Mademki bizi unutup, unutup bataklıkları, suları, ay ışıklarını o zaman kendi büyük egonuzda yok olun. Mademki her bakış unutmak anlamına geliyor bizi o zaman kendiniz dışındaki hiçbir şeyi de görmeyin. Kendi körlüğünüzün kurbanı olarak yaşayın gidin. Aynaların insana attığı en büyük kazıktır, sadece kendini görmek, kendine aşık olmak… Sonrası malum: Dünyanın merkezi benim, dünyanın sahibi benim, her şey benim… Her şeye sahip olmak hiçbir şeye sahip olmamaktır. Sular çekilince yüzler kaybolur. Aynalar kırılınca yüzler paramparça hale gelir. Başkası yoksa sen de yoksun. Onunla kendini gördüklerin gidince kendin de olmuyorsun.
Ve ölüm… Son su, son ayna… Artık gidiyorsun dostum. Bak, iyi bak geride kalanlara. Hiçbir zaman kullanmadığın nesneler bak, başkalarından aşırmıştın oysa. Hiçbir zaman gidemediğin evlerde başkaları yaşayacak, kusura bakma… Üzerini örtecek tek bir bez parçası olmayanlar, üzerindeki son esvabı da koparıp aldığın insanlar yaşamaya devam edecek sen öldükten sonra da… Bak, iyi bak dostum, senin sandıkların nasıl da senden uzakta. Bak, iyi bak dostum, gökyüzü orada, o şekil durmaya devam edecek ama sen görmeyeceksin. Bak, iyi bak dostum, kuruttuğun nehirler yeniden yağmurla dolacak, kök söktürdüğün ağaçlar çiçek açacak, sen o ırmağın çakıl taşı, o ağacın yaprağı bile olamayacaksın. Ölümün kıyısındaki insana göre güçlü bir karıncanın nahif bacakları bile daha güçlü değil mi?.. Ve geç, artık çok geç… Sular kandırdı seni, aynalar yalan söyledi. Ama sen zaten kandırılmak istiyordun, zaten yalanlara hayrandın değil mi? Kandırıldım ey halkım, unutma beni mi diyorsun? İnsan unutmasa, sen unutur muydun kendini, geldiğin yeri, gideceğin yeri? Aynayı unutanlara aynanın verdiği cevaptır ölüm. Tabutu benlik çakar, toprağın altına kibir koyar, hepsi bu.