Planlı bir eğitim-öğretim süreci söz konusu olduğunda ilk akla gelenler, eğitici-öğretmen, eğitim-öğretim amaçları ve programı, eğitim-öğrenme ortamı ve yöntemi, eğitim-öğretim teknolojisi gibi unsurlardır. Eğitim-öğrenme amaçlarının, söz konusu sürecin başat unsuru olan eğitici-öğretmen (mürebbi, muallim, müderris, hoca/hâce vd.) önderliğinde gerçekleşmesi beklenir. Eğitim (terbiye), öğretim (talim, tedris), öğrenim (tahsil), öğrenci (talebe) kelimeleri gibi öğretmen kelimesi de Türkçenin diğer lehçelerinde pek yer almayıp Türkiye Türkçesinde kullanılmaktadır. Bu kelime, Azerbaycan Türkçesinde “müallim/müellim”, Tatar Türkçesinde “muallim”; Kırgız Türkçesinde “mugalim”, “okutucu”; Kazak Türkçesinde “mugalim”; Özbek Türkçesinde “okutuvchi”; Uygur Türkçesinde “ukutkuvchi” şeklinde kullanılır. Öğrenci (talebe) ise, Özbek dilinde “talaba”, Kırgız dilinde “okuuçu” olarak yer almakta olup Farsça kökenli “şakirt” kelimesi de kullanılmaktadır. Osmanlı Devleti döneminde Tanzimattan sonra kullanılan “muallim” kelimesinin yerini, 1930’lu yılların ortalarından itibaren Türkiye Türkçesinde “öğretmen” kelimesi almıştır.
Farklı toplum ve kültürlerde eğitici ve öğretmenlerle ilgili farklı kavramlaştırmalar olup bunlara farklı roller yüklenerek farklı öğretmen imajları baskın olabilir. Geleneksel Türk kültüründe öğretmen (mürebbi, muallim, müderris vd.) bir bilgi kaynağı olmanın ötesinde eğiticilik, ana-babalık, hakemlik/arabuluculuk, hâkimlik (yargıçlık), danışmanlık, rehberlik, yol göstericilik, sırdaşlık, liderlik/önderlik gibi rollere de sahip biri olarak görülür. Ancak zaman içinde eğitimle ilgili bir çok kavram gibi öğretmene yüklenen anlam ve roller de değişebilir. Geleneksel kültürümüzde öğretmen, ebeveynler tarafından “eti senin kemiği benim” anlayışıyla öğrencinin kendisine güvenle teslim edildiği bir emanetçi ve koruyucu olarak görülür. Öğrencinin, olgun/kamil, karakter/şahsiyet sahibi iyi bir insan olarak yetiştiğine dair icazetname veya şehadetname düzenleyen öğretmen ve okul anlayışı, giderek yerini, “eğitim çalışanı ve eğitim emekçisi olarak öğretmen” ve “öğrenme mekanı olarak okul” anlayışına bırakmıştır. Böylece öğretmen ve okulun eğiticilik rolü ile icazet ya da şehadetnamenin yerini, öğretim ve diploma/sertifika almış; öğretmen de belirli bir bedel karşılığında beden ve zihin gücünden yararlanılan bir işgören olarak görülmeye başlanmıştır.
Dünyada bir yandan okulun, okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin güçlendirilmesinden, yani katılımcı karar verme, yetki devri, demokratik eğitim ve okul gibi yaklaşımlardan söz edilirken diğer yandan da eğitimde neoliberal söylem ve uygulamalarla birlikte özelleşmenin de gelişmesiyle öğretmenler güçsüzleşmekte; onların, kurum sahipleri, uzmanlar ve politika belirleyiciler tarafından önceden belirlenen müfredata bağlı olarak karar verici konumunda olanların ve ebeveynlerin akademik performansla ilgili talep ve beklentilerini karşılamaları beklenmektedir. Böylece günümüz eğitim sistemlerinde okulun, öğretmenin ve öğrencinin akademik performansı öne çıkmakta olup gerek okul yönetimleri, gerekse öğretmenler, üst yönetimlerin ve velilerin akademik beklentilerini karşılama konusunda kendilerini yoğun bir baskı altında hissedebilmektedir. Söz konusu performans göstergelerinden biri de okul, il ve ülke düzeyinde yapılan sınavların sonuçları olmaktadır. Böylece eğitim ve okul yönetiminde gündeme gelen adem-i merkeziyetçi anlayışların aksine pek çok ülkede merkeziyetçi eğitim sistemleri varlığını sürdürmeye devam etmektedir.
Sosyal kültürün ve okul kültürünün inşasında ve geliştirilmesinde önemli bir rolü olan öğretmenler, eylem ve söylemleri birbiriyle tutarlı olması beklenen rol model insanlardır. Öğrenciler, sadece öğretmenlerin söylediklerine dikkat etmez; aynı zamanda onların her türlü tavır, eylem ve davranışlarından etkilenirler. Herkesin hayatında iz bırakan ve örnek alınan öğretmenleri vardır. Onlar, öğrencilerin gözünde aynı zamanda birer kültürel kahramandır. Her okulun tarihinde davranış ve başarılarıyla anılan ve yaşatılan bu tür kahramanlar vardır. Bunlar çevresinde oluşan hikayeler ve anlatılan anılar, öğretmenlik rollerinin canlı bir biçimde yaşandığı örnekleri oluşturur.
Dünyada öğretmenliğin profesyonel bir meslek olarak gelişmesi ve öğretmen yetiştirmek üzere bazı okulların açılması, yakın yüzyıllarda milli devletlerin ve milli eğitim sistemlerinin oluşmasına paralel bir biçimde gelişir. Türkiye’nin tarihinde de aynı gelişmeler yaşanır. Bu bağlamda öğretmenlikle ilgili kutlanan bir gün, ilk öğretmen okulunun (darülmuallimin/erkek öğretmen okulu) açıldığı 16 Mart 1848 tarihidir. Daha sonra darülmuallimat (kız öğretmen okulu) açılmış; sonraki yıllarda bunların sayısı artarak Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan bir kanunla muallimlik, saygın bir meslek olarak tanımlanmıştır. Ancak 1970’li yılların sonunda ilköğretmen okulu, yüksek öğretmen okulu, eğitim enstitüsü ve eğitim yüksekokulu gibi öğretmen yetiştiren kurumların kapatılarak eğitim/eğitim bilimleri fakültelerine dönüşmesiyle birlikte ortada öğretmen (muallim) adının yer aldığı herhangi bir okul türü kalmamıştır. Yakın zamanlarda öğretmen yetiştiren bu kurumlar listesine eğitim akademileri de eklenmiştir. Kurumların geçmişi, kurumsal kültürün ve değerlerin temel kaynağı olup söz konusu kurumların tarihinde başarılı olmuş kurucu, yönetici ve öğretmenler hakkında anlatılan birtakım anılar ve hikayeler, kurumsal değerlerin yaşatılmasında ve güçlendirilmesinde önemli bir işlev üstlenir. Okullarda da okul tarihi içinde görev yapmış bazı yönetici, öğretmen ve öğrencilerin başarıları anlatılarak sonra gelenlerin onları örnek almaları sağlanmış olur.
Okullarda ilgili mevzuata göre kutlanan belirli gün ve haftalar vardır. Bunlardan biri de Öğretmenler Günüdür. 24 Kasım 1928 tarihi, M. K. Atatürk’e Millet Mekteplerinin Başmuallimliği unvanının verildiği tarih olup 1981 yılından itibaren 24 Kasım “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır. UNESCO tarafından da 1994 yılında 5 Ekim tarihinin, Dünya Öğretmeler Günü olarak kutlanması tavsiye edilmiştir. Bunun dışında farklı ülkelerde öğretmenler günü olarak kutlanan farklı tarihler vardır. Eğitim ve öğretmenlikle ilgili kutlanan belirli gün ve haftalar, bu konularda temel değerlerin paylaşılması ve yaşatılması açısından önemlidir. Ancak bazen söz konusu kutlamalar, birer rutine dönüşerek anlam kaybına uğramaktadır. Okullarda kutlanan ve anılan pek çok gün ve hafta, okul kültürünün de önemli unsurları olarak iyi düzenlendiğinde anlam ve değerlerin paylaşılması ve güçlendirilmesi yönünden önemli bir işlev üstlenir. Öğretmenlerin yeni bir okula başlamaları, terfi etmeleri, görev değişikliği, okuldan ayrılmaları, emekli olmaları gibi pek çok olay, bu kutlamalara konu olabilir. Bütün bunlar, okul törenleri kapsamında yer almakta olup iyi düzenlendiğinde paylaşma, kaynaşma ve bütünleşmeye hizmet ettiği gibi iyi düzenlenmediğinde de ayrışma, kopma ve parçalanmalara neden olabilir.
Öğretmenler Günü kutlamaları, eğitim sistemi içinde görev yapan öğretmenlerle sınırlı kalmayıp emekli olmuş öğretmenleri de kapsayıcı olmalıdır. Zira okullar, geçmiş yıllarda okullarında görev yapmış öğretmenleri arayarak, onları ziyaret ederek, okula davet ederek yeni kuşaklarla tanışma ve tecrübelerinden yararlanma yolunu tercih edebilirler. İnsanlar, hatırlanmaktan ve kendilerine değer verilmesinden mutlu olurken unutulmaktan ve aranmamaktan mutsuz olurlar. Binlerce öğrenci okutmuş ve mezun etmiş olan bir öğretmenin emekli olduktan sonra meslektaşları ve öğrencileri tarafından hiç aranmaması, kültürümüzde büyük bir vefasızlık örneği olarak görülür. Bu durumlar, eğitime adanmış hayatların görmezden gelinmesine, nesilden nesile aktarılacak tecrübe ve değerlerin yok olmasına sebep olabilir. Öğretmenler Gününü, sadece görev başındaki öğretmenlerle sınırlı olarak bir “hediyeleşme günü” görmeyip yapılacak anlamlı etkinliklerle bütün öğretmenlere karşı bir “şükran ve vefa günü” olarak kutlamak daha uygun ve yararlı olacaktır.