Ölüm kavramının aklımdaki izini sosyal yönünü takip etme amacıyla yazmaktayız. Bakalım neler düşüneceğiz? Hazırsanız başlayalım:
Ölümün psikolojik yönden anlamları: Sevilen kişinin kaybından sonra doğal, karmaşık, evreli, öznel duygusal, bilişsel, davranışsal ve sosyal tepkiler yaşanır. Acıdan insan yorulur. Elisabeth Kübler-Ross a göre yas süresince kişi inkar, üzüntü, öfke, inkar, pazarlık, suçluluk, rahatlama, uyuşukluk, kabul tarzında farklı yoğunluk ve sırada yaşar. Evreler kişiden kişiye değişebilir, iç içe geçebilir, tekrarlanabilir veya hiç yaşanmayabilir. Kaybedilen birinin ölümüyle birlikte, bireyin yaşamındaki anlamı, rolleri ve kimlik yeniden sorgulanarak yeniden inşa için öznel çabadır. Freud'un Ölüm Dürtüsü: Bilinçdışı derinliklerinde hayatta kalma fantezileri ile ölümsüzlük, reenkarnasyon fantezileri ile birlikte olmaktır.
Freud' a göre ölüm dürtüsü haz ilkesinin ötesinde sıfır düzeyinde dinginlik ve huzurun olduğu bir kavramdır. Saldırganlık ve yıkıcılık dışa yöneltildiğinde cinayet iken; içerde tutulduğunda kendini cezalandırma, mazoşizm ve intihar eğilimdir. Kastrasyon travmatik deneyiminden, acıdan kaçınma ölüm kaygısına bağlı genel anksiyete bozukluğı, panik bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu, obseseif kompulsif bozukluk, psikotik tarzı tekrar zorlantısıdır. Ölüm öncesi yaşandığı zannedilen yas taslağıdır.
Vamık Volkan a göre ölüm korkusu ve fantezilerle gerilim kaynağı olarak yas bir içsel düzenlemedir. İyileşme, unutma değil, aktif uyum süreçidir. Seçilmiş travma büyük grup kimliği ritüelleri ile yaşanır.
Kültürel Etki: Yas ritüelleri ve beklentileri kültürden kültüre büyük farklılıklar gösterir. Bu farklılıklar, yasın ifadesini ve toplumsal kabulünü etkiler. Ölüm evrensel bir biyolojik olay olmasına rağmen anlam ve deneyimlenme biçimleri kültürden kültüre, toplumdan topluma farklıdır.
Hukuki yönden ölüm: Suçlama ve utandırma vasıtasıdır. Yaşayan kişi hayatta kalma suçluluğu hissedebilir. “Neden ben değil o öldü?” “Keşke daha çok elimden gelseydi”. “Çok acı çekti” tarzında düşüncelerle kişi kendini ölüm nedeninden veya ölümü engelleyememekten dolayı sorumlu tutabilir. Pişmanlık ve geriye dönük suçluluk hissi gözlenebilir. Cinayet, kaza, intihara yardım, ihmal ve güvenlik ihlal iddiaları Ceza Muhakeme Usulü madde 86 ila 89 a göre otopsi gerekçelerindendir.
Palyatif bakım ve hospice hareketi ölümün insancıl ve onurlu bir şekilde yaşanabilmesi için toplumsal destek sağlamayı hedefler. Ölü yaşayanı eğittiği için ölüye otopsi yapılır. Anatomi öğrenimi için beden kullanılır. Mükerrer defin ile mezarlık bakımı etkinleştirilir. Mezarlık yerleşim alanı dışındadır. Emile Durkheim ölüm toplumsal bağları ve kolektif kimliği etkilediğini bildirmiştir. Toplumsal Dayanışma, ortak değer üretim yoludur. Ölüyü gören kişi ehlileşerek sosyalleşmekte veya kendi ölümünü kabul etmektedir. Güzel ölüm adı altında bakış açısı oluşturulmaktadır. Tevazu ve kadercilik üzerinden ölüm inanç kültürü geliştirmektedir. Matem ritüelleri zayıflamakta veya güçlenmektedir. Gizlenen ölüm tabu haline gelmektedir.
Ölüm Ritüelleri ve Suçluluk: Bazı kültürlerde, ölen kişinin ruhunun huzur bulması veya kalanların suçluluktan arınması için belirli ritüeller (cenaze törenleri, yas törenleri) yapılır. Bu ritüeller, ölümle ilişkili suçluluk ve sorumluluk duygularını yönetmeye yardımcı olur. Ceza veya yeniden doğuştur. Tarih, sürekli bir yaratma ve yok etme sürecidir.
Dini ve Kültürel Boyut: Günah, Kader ve İlahi Yargılama: Günah, yargılama ve ilahi suçlama kavramları iç içe geçmiştir. İlk günah, Tanrı ya karşı gelme, sınav, şirk, kader ve ilahi irade boyutu ile inanç temellidir.
Sistemik etki: Termodinamik kural olarak yaşam, düzensizliğe, entropiye karşı koyan bir süreçtir. Evrimin ve doğal seçilimin adaptiv ve optimize bir parçasıdır. Ekosistemin sürekli işleyişinde bir dönüşüm aracıdır.
Sistemik ihmal: Yetersiz sağlık hizmetleri, kötü çalışma koşulları, çevre kirliliği veya savaşlar gibi toplumsal/siyasal faktörler genel memmuniyetsizlik oluşturur. Kolektif suçluluk ile tarihsel bellekte seçilmiş travma veya zafer olarak tarihsel bellekte yer alır. Kolektif Yas süreci nesilden nesile aktarılabilen, karmaşık, bazen patolojik şekiller alan kimliksel yüktür. Seçilmiş zafer ise grubun tarihinde yaşanan ölümü inkar ve yüceltme ile büyük bir başarı veya zaferle ilişkilendirmesidir.
Sonuç olarak ölüm özümüzün veya varlığımızın içinde olan ve vazgeçemediğimiz, devredemediğimiz bir konu.
Vara vara vardım ol kara taşa
Hasret ettin beni kavim kardaşa
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karac'oğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Peki siz ne dersiniz?