Sihirbazlar, yanıltma ve aldatma konusunda gösteri dünyasının ilk sırasında yer alırlar. Hem hile yapmak hem de izleyiciyi hilenin tuzağına düşürme konusunda oldukça yeteneklidirler. Sözgelimi, hepimiz hayatımızda en az bir defa, bir sihirbazın gösterisine tanık olmuş ve onun onlarca numarası içinde, bir kadını ortadan ikiye bölen gösterisini derin bir sessizlik içinde izlemişizdir. Daha da ötesi bilgimizi ve hayal gücümüzü zorlayan bu mucizevi olaya inanmaya başlamış ve ortadan ikiye bölünen kadının görüntüsü bizi öylesine şaşkın kılmıştır ki gözlerimizin önünde olup biten bütün bu hileli sanat, bir anda bize gerçek olarak görünmüştür. (Nedense ikiye bölünenler de hep kadın oluyor. Bunu da bir soru işareti olarak, parantez içinde buraya bırakayım)
Konumuzla ilgisi olsun olmasın, yukarıdaki örneği vermemdeki kastım şudur: Son çeyrek yüzyıldır -belki de tarihin her döneminde- bir uçtan diğer uca, yönetenlerin hemen hepsi, her kademede bir sihirbaz çalışmasıyla gözlerimizi bağlayabiliyorlar… “ Daha tok, daha müreffeh toplum; turpun büyüğü heybede, küçüğü cepte; jeopolitik konum, yükseliş-şahlanış; gıda, bölünmüş yurttaşlık, kültürel kimlik; demokratik komünal yaşam ve beni, hatta hapşırmamın kutsallığını bile anlamıyorsunuz; Fırat’ın geriye doğru akabileceğine neden inanmıyorsunuz?.. Eksik kulak, eksik göz, eksik bacakları bir yana fırlatıp daha güçlü nesillere yürümek…” gibi burada sayılmayacak kadar daha başka zengin çeşni ve uydurma gerekçelerle üzerimizde üstünlük sağlayan sihirbazların hizmetine koşuluyoruz. Sıcacık, sağlam bedenlerimiz ve zihinlerimiz onların yoluna heba ediliyor.
İyi ama neden böyle? Neden sihirbazların hilelerini göremiyoruz?
1-Kendimizi inanç veya inanmanın kolaylığına kaptırıyoruz. Güçlü bir bilgisizlik içindeyiz ve bilgisizliğimiz karşılaştığı ilk görüntünün ağırlığı altında eziliyor.
2- Yargı gücümüzle ölçme ve değerlendirmede bulunamıyoruz. Kendi elimizle tuttuğumuz şeyi bile sisin içine sokarak bulanıklaştırıyoruz. Dikkatimizi kendi yeteneklerimize yöneltmek yerine, sihirbazın üzerinde yoğunlaştırıyoruz. Olayları veya olabilecekleri sıraya koyamıyoruz ve etkilerini öngöremiyoruz. Bir zebra bile çalılıkların arasına gizlenmiş aslanın kendisini avlamak için pusuya yattığını öngörürken, bizler ya geç seziyor ya da sezmeyerek, bizi ortadan ikiye bölecek sihirbazın ufukta belirdiği anı bile hayranlıkla izlemeye devam ediyoruz…
3- Davranışlarımız ve değerlendirmelerimiz büyük oranda kurucu unsurlara, çevreye, aileye, tutsak edici genel değerlere yakın ilişkiler temelinde şekillendiği için, bakış açımız da yönlendirirci gücün isteği doğrultusunda işlev kazanıyor. (Hayvan-İnsan ilişkilerinde de durum böyledir… Bir kedi, bir köpek, ev sahibine ne kadar yakın ilişki içinde olursa, doğal yönü de aynı şekilde törpülenir ve neredeyse insansı sosyal ilişkilere sahip olur.)
4-Fırtına ve sele her an kapılıp gidebilecek rastgele bir hayatı seçiyoruz. (İskambilden kağıt evler, her şekilde rüzgarda sürüklenmeye mahkumdur.)
5-Denetlenebilir, kontrol altındaki bir yaşam doğal olarak kendi gözlerimiz ile görmemize engel olur. Dolayısıyla kimi gözüyle bakıyorsan ona taraf olursun. Aynı şekilde birlikte yaşama irademizde, karşı tarafın önerileri doğrultusunda ilerler. Duygusal birlikteliğimiz de bu şekilde, karşı tarafın talebi doğrultusunda oluşur. Böyle olunca da güneş pusulası yerine, karanlığa giden yola saparak, evimizi kurmak için sihirbazın hilesine ortak oluruz.
“Ateşe dokunma yanarsın!..” refleksi deneme yanılma ile öğrenilen bir şeydir. Ama bir yöneticinin, bir iktidarın, hükümetin veya devletin başındakini anlamak için aynı şeyi yapamayız. Sürekli deneme yanılma ile zaman tüketemeyiz. Hayvanların basit davranış kurallarıyla veya yapay zeka ürünü bir cihazın komutuyla yaşam döngümüzü tamamlayamayız. Depodaki su dolma noktasına gelince, suyun akışını kesen şamandıra değiliz biz. İnsan, canlılar dünyasında, “iki adım önde” zihinsel yeteneğine sahiptir. Gerçeği kavrayabilmenin en başında bu özelliğimiz gelir ve batıl inançlar olsun, aldanma yanılma olsun, genel olarak anlayamama ve kavrayamama eksikliğimizden kaynaklanır. Eğer şimşek iki defa çakmışsa ve ikisinde de meydana geliş nedenini anlayamamışsak, burada doğal olarak batıl inanç geliştiririz… Aynı şekilde bozuk bir düzen, dört ya da beş defa tekrarlanmışsa ve bizler neden bunun tekrarlandığını kavrayamamışsak, bütün hileler bir şekilde vazgeçilmez sahte bir gerçeğe dönüştürebilir pekala… Böyle bir sarmal yapının içine düştüğümüz zaman da neyin doğru, neyin yanlış, neyin hile veya kurgu olabileceğini keşfetme fırsatına hiçbir zaman sahip olamayacağız.