Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Bu Açıdan: Köy Enstitüleri (2)

Ali GENÇLİ Yazdı

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 19 Nisan 2020 19:56 - Okunma sayısı: 285

Bu Açıdan: Köy Enstitüleri (2)

Köy Enstitüleri ile neler gerçekleşti

1940 ve 1946 yılları arasında binlerce öğretmen yetişti. Onbinlerce çocuğun, gencin, yaşlının okuma yazma öğrenmesi sağlandı. Tüm Anadolu’yu saran aydınlanma sürecinde insanlar; kadın erkek , bilimden sanata, tarımdan sağlığa pek çok konuda bilgi sahibi oldu. Çorak ve işlevi olmayan 15 bin dönüm toprak tarıma elverişli hale getirildi. Üretime hazır duruma getirilen bu tarlalarda, 750 bin fidan dikildi, 1200 dönüm bağ oluşturuldu. Bu süreçte ayrıca, 20 uygulama okulu, 100 km yol, 150 büyük çaplı inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 16 su deposu, 12 tarım deposu, ve 12 elektrik santrali yapılmıştır.

Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı bu gün; ülkemiz çok farklı bir durumda olabilir, geri kalmışlıktan kurtulabilirdi. Ülkemizde okuma yazma bilmeyen kimse kalmaz, insanlarımızın eğitim seviyesi yükselirdi. Köyden kente olan göç sorunu sıfırlanır, kentlerin gece kondularla dolup varoşların oluşması gerçekleşmezdi . Her alanda üretim artar, açlık, yokluk, yoksulluk büyük ölçüde önlenirdi. Bilinçli bir toplumda yolsuzluklar,haksızlıklar olmaz, daha demokratik bir sistemde yaşardık. Kendi kendimize yeten bir ülke olarak, sanayi ve tarım ürünleri ithaline gerek kalmazdı. İhracatı gelişen , büyüyen bir ülke olurduk. Üretim yapılamaz hale getirilen bir çok fabrikamız özelleşmezdi. Kırsal kesimde var olan toprak ağalığı son bulurken, işlenen topraklar ve gelişen teknoloji sayesinde , nimet külfet dengesizliği ortadan kalkmış olurdu. Okuyamayan çocuk kalmaz, eğitim, kaliteli hale gelir, özel okullara, dersanelere ihtiyaç duyulmazdı.

Peki Ne oldu?

Köy Enstütülerine “ÖĞRETMEN OKULU” statusü kazandırıldıktan sonra bir süre daha enstitülerde 6 yıllık eğitime devam edildi. İlkokulu bitiren, öğretmen olma isteğindeki çocukların, bir bakıma kısa bir eğitimden sonra meslek sahibi olmak ve ailelerinin yoksulluklarına maddi katkı sağlamak amacı güden yoksul çocukların yoğun ilgi gösterdiği okullar oldu. 6 yıllık okulların dışında açılan, İlköğretmen okulları 3 yıllık eğitim sonunda Anadolu köylerine öğretmen yetitştirmeye devam ettiler. Benim de ortaokulu bitirip öğretmen okulu giriş sınavlarını başarıp öğretmen olma& quot; isteğimi gercekleştirme sürecinde okullar üç yıllıktan dört yıllığa çıkarılarak “ÖĞRETMEN LİSESİ” ne dönüştürüldü.& quot; Bir yıl önce okula başlayanlar üç yılda öğretmen olurken, biz dört yıl sonunda köy okullarına atandık. Bizimle birlikte öğretmenliğe yönelim yaşı ilkokuldan, ortaokul seviyesine çıkarılıyordu.Adına Lise eki getirilen bu dört yıllık okullarda eğitime ağırlık verilirken, uygulamalar sınırlandırılmıştı. Örneğin, önceki yıllarda son sınıflarda 1 aylık köy stajları yapılırken, bizde aralıklarla 2- 3 kez günübirlik yapılır duruma, onların 15 günlük şehir içi stajları da bizde bir haftayla sınırlandırılmıştı. Sonuçta,bu da staj uygulamalarıyla elde edeceğimiz deneyim konusunda bizde bir eksiklik yaratmıştı.Öğrenime başladığığımız 70’li yılların başında okulumuzun yönetici ve öğretmen kadrosunda Köy Enstitülü çıkışlılar çoğunluktayken, sınıflar yükseldikçe bunlar azalmış, günün yüksek öğretmen kurumlarından ve üniversitelerden mezun olan öğretmenlerle eğitimimizi sürdürmüştük. Bizim okula gelenler de ideolijik yapılarıyla öğrencileri gruplara ayrıştırmışlardı. Biz mezun olduktan sonra öğrenciler arasında ciddi çatışmalar çıktığını duyumunu almıştık. Tüm bunlar zamanın medyasında mevcuttur. Durum böyleyken dört yıllıklar ikinci mezunlarını verdiğinde, Öğretmen liseleri 3 yıla indiriliyor, öğretmen olma koşulları iki yıllık, üç yıllık Eğitim Enstitüsünü ya da bir üniversite bitirme şartına bağlanıyordu. Bu, yine eğitimde bir geriletme projesinin hayata geçirilmesiydi. İşin ilginç yanı değişim halen ikinci sınıflarda okuyan öğrencileri de kapsıyordu. Yeni uygulama, bu uygulamayı kabullenip okullara yeni kayıt yaptıracakları kapsaması gerekirken, dört yıl okuyup öğretmen olmayı düşleyen binlerce öğrencinin düşlerini de çalıyordu. Aslında bu eğitimimize vurulan bir darbeydi. Şöyle ki, o yıl hakları ellerinden alınan binlerce öğrenci yatılı okuduğu için, öğretmen olduklarında, devletin macburi hizmette kullanımının önü kapanıyordu. Çünkü bu mağdur öğrencilerin büyük bir bölümü yüksek öğrenim yapma ve öğretmen olma olanağı bulamamıştı. O yıllarda yeterli öğretmen mezun olmayınca& quot; yıllar sonra öğretmen açığı yüzünden, orman mühendisleri, ziraat mühendisleri ve diğer meslek dallarından atanan öğretmenle yüzünden eğitimin kalitesi sürekli bir düşüşe geçiyordu. Bu gün kü durumu yazmaya gerek yok, öğretmen atamalaını, eğitimdeki yap boz sistemini, sınavlardaki usulsüzlükleri, sınavlarla ilgili yolsuzlukalrı nedeniyle tutuklanan baş görevlileri, hakkı yenen binler öğrencinin mağduriyetlerinin giderilmemesi konularına girmeyi gerek duymuyorum. Çünkü her şey ortada. Hepimizin gözü önünde cereyan ediyor.

“Bir ülkeyi ele geçirmek istiyorsanız, dilini, kültürünü, eğitimini yok ediniz”. Sözü kime aittir bilmiyorum ama aşağıdaki ekonmistin itiraflarından; sorgulamayan, araştırmayan,itaat eden insan tipini yaratmak için, Köy Enstitülerinin neden kapatıldığını, eğitimin neden bu hale getirdiğinin ip uçlarını verecektir diye düşünüyorum.”

John Perkins(Amerikalı Ekonomist)

“Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız. Sonra onlara arabalarımızı satarız. Sonra bankalarını satın alırız. O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız. Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle. O ülkeye dünya bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız. Ayarlanan kredi "ASLA" o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje‘ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer. Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havaalanları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton. Bizim şirketlerimiz kazanır o ülkedeki birileri de nemalandırılır. Toplum bu düzenekten hiçbirşey kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkansızdır. Plan böyle işler. Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki; "Bize büyük borcunuz var ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Millletler de bizim için oy verin! Elektrik su kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın..." Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz. Bu, ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir.”

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları