
Çağımız teknolojinin hayatımızın her alanına egemen olduğu bir çağ, ne yazık ki bu daha da artacak! Bize her gün bunun olumlu sonuçlarından söz edilmekte; özellikle iki alandaki gelişmeler ve buna bağlı dile getirişler ön plana çıkmış görünüyor. Bunlardan biri sağlık: Teknolojinin gelişmesi ile birçok hastalığın tedavisinde veya ameliyatlarda önemli katkıların sağlanması ile birlikte teknoloji sağlıklı bir ömrün güvencesi olarak görülmektedir. Diğeri ise askeri alan: Buradaki teknolojik gelişmeler ile “güya” ülkelerin güvenliği için önemli aşamalar kat edilmekte ve güvenliği sağlayıcı silahlar veya askeri cihazların geliştirildiği dile getirişine bağlı olarak teknolojinin hayatımızın vazgeçilmezi olduğu belirtilmektedir.
Burada söylenenlerin kimi yönlerden bir gerçekliği var. Elbette teknoloji sağlık alanında önemli gelişmelerin yaşanmasını sağlamıştır. Ancak bunun yanında teknolojinin gelişmesine ve kullanılmasına bağlı olarak birçok sağlık sorununun da ortaya çıktığı ortadadır. Öte yandan teknolojik gelişmelere bağlı olarak tedaviden faydalanmak ticari bir zeminde gerçekleştiği için herkes bu gelişmelerden aynı ölçüde faydalanamamaktadır. İlaç firmalarının tekelleşmesi ve ilaç fiyatlarının bu tekeller tarafından belirlenmesi de bu çerçevede ele alınmalıdır.
Askeri alandaki gelişmeler de önemli bir tartışma konusudur. Savunma sanayinin güçlendirilmesi söylemi ülkelerin silahlanmasını da beraberinde getirmektedir. Silah teknolojisindeki gelişmelerin gerisinde kalmak ise bir zaaf olarak görülmektedir. Ülke ekonomileri de büyük oranda buna göre bir biçim almaktadır. Savunma sanayi şirketlerinin ve bu şirketlerin etkin olduğu ülkelerin dünyanın şekillenmesine önemli etkiler yaptığı görülmektedir; hatta diyebiliriz ki dünyayı büyük oranda bunlar şekillendirmektedir.
Görülüyor ki teknolojinin gelişmesi, bu teknolojiyi ellerinde bulunduran şirketlerin ve ülkelerin insanların yaşamını biçimlendirdiği bir sürece tekabül etmektedir. Bu süreçte sosyalleşmenin bütün bunlardan bağımsız olarak gerçekleşebileceğini düşünmek eksik olacaktır. Sosyalleşmeyi belirleyen, bize teknolojinin vazgeçilmezliği üzerinden bir söylemi “aşılayan”/dayatan “egemen güçler” sosyalleşme ile ilgili kuramsal çerçevenin de finansman gücüdür. Yaşamın her alanını belirleyen söylemler ile insan dünyasının biçimlendirildiği bir yerde bütün bunlardan bağımsız ele alınan bir sosyalleşme düşüncesi maalesef bir şey ifade etmiyor. Bunu görmek için sosyal medyanın ve yapay zekânın hayatımızdaki yerine bakmak ufuk açıcı olabilir.
Kitle iletişim araçlarının gelişmesi olan-bitenden haberdar olma, sürece katılma, fikir beyan etme ve tartışma söz konusu olduğunda önemli bir yere sahiptir. Kitaplar, gazeteler, radyo ve televizyon hayatımıza dâhil olduğundan beridir hem ülkemizde hem dünyada neler olduğuna dair malumatımıza bağlı olarak fikrimizin geliştiğini görüyoruz. Bilimden sanata, siyasetten kültüre birçok alanda düşünsel bir zenginliğin oluşmasında bu kitle iletişim araçlarının önemli etkisi ve katkısı oldu, oluyor. Ancak bunun yanında kitle iletişim araçlarının bir ideolojinin propagandasının aparatına dönüştüğüne hem yirminci yüzyılda hem de günümüzde tanık olduk, oluyoruz.
Sosyal medyanın bir kitle iletişim aracı olarak hayatımıza dâhil olmasıyla birlikte insanların olan bitenden haberdar olmaları, “bilgiye” ulaşmaları çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşmeye başladı. (Burada sosyal medyayı geniş anlamda internet ile birlikte düşünmekteyim.) Farklı kültürlere, kişiliklere, kimliklere sahip insanlar sosyal medya üzerinden birbirlerinden haberdar olmakta, iletişim kurmakta veya kuramamaktadır. Bilgiye ulaşım söz konusu olduğunda sosyal medya hem hızlı bir şekilde bunu sağlamakta hem de geniş alternatifler sunmaktadır. Bu, elbette sosyal medyanın olumlu yanı, olumsuz yanı ise oldukça fazla!
Sosyal medyanın hızlı bir şekilde hayatımıza girmesi, oluşan sorunlara karşı düşünme ve değerlendirmelere bağlı olarak bazı tedbirlerin alınması ve sosyal medyada düzenlemelerin yapılması konusunda gecikmelerin yaşanması maalesef olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Sosyal medya bir yandan da “suçun” ve “suç örgütlerinin” etkin bir şekilde kullandığı bir alan. “Özgürlük” söylemi ile ilişkisinde insanların istedikleri içerikleri sorumsuzca paylaşmaları ve “istediğimi yaparım” düşüncesinin pompalandığı bir süreçte “arzu” kavramının içeriğinin boşaltılması yaşananların temelinde duran başlıca problemlerdendir.
Bunun yanında sosyal medyada yapılan paylaşımlara hakarete varan yorumların yapılması, bunlara alkış tutulmasına sessiz kalınması, gereken önlemlerin alınmaması bir başka sorun olarak karşımızda durmaktadır. Çocuklar için uygun olmayan içeriklerin paylaşıldığı sitelerin kurulmasına izin verilmesi, çocukların da bunları takip etmelerinin önüne geçilememesi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlar bireysel, toplumsal ve kültürel temelli olmakla birlikte ideolojik bir art alana sahiptir. Ayrımcılık, dincilik, milliyetçilik gibi ötekileştirici dile getirişler de kendilerine bu çerçevede yer bulabilmektedir. Nefret söylemlerinin, ırkçı paylaşımların, kadını aşağılayan dile getiriş ve görsellerin fazlasıyla dolaşımda olduğu bir yerde kardeşlik ve dostluk söylemleri bir şey ifade etmemektedir.
Öte yandan teknolojinin eğitimde de bir karşılığının olduğu görülmektedir. Tablet kullanımından “akıllı tahtalara” geniş bir yelpazede teknolojinin, teknolojiye bağlı olarak yapay zekânın kullanıldığını görmekteyiz İnternetin gelişmesiyle birlikte insanlar arası ilişkiyi belirleyen ana unsur yine teknoloji ve teknolojinin somut görünümü olan “yapay zekâ”dır. Sosyalleşme teknolojinin gelişimine bağlı olarak bir karşılık bulmaktadır. Bu madalyonun bir yüzü; diğer yüzü ise “biraz karanlık” görünmektedir.
Eğitim kurumlarında öğretmenlere/hocalara itibar etmenin yerini yapay zekânın almasını isteyen ve bunu yavaş yavaş hayata geçiren bir ideolojik bakış “piyasayı” şekillendirmektedir. Bu söylemin oldukça fazla alıcısının olduğunu görüyoruz. Elbette bazı alanlarda eğitime katkı sunan ve sunacak olan yapay zekâ uygulamaları var ve bunlar kullanılmalıdır. Ancak bunların arkasında, bütün bunları icat eden, yapan insan zihnini ve emeğini ihmal etmeden yapay zekâyı kullanmak gerekiyor.
Teknolojinin insan yaşamı söz konusu olduğunda, insanın yaratıcılığına bağlı olarak, vazgeçilmez bir şey olduğu ortadadır. Ancak teknolojiyi icat eden insan icat ettiği teknolojinin veya teknolojinin pratikte uygulanmasının esiri olmaya, yani insan yaşamını teknolojinin yönetmeye başlaması ile birlikte birçok sorunun da ortaya çıktığını görmekteyiz. Teknoloji insan zihninin ve emeğinin ürünüdür; ancak artık bir ürün olan teknolojiye bağımlı bir hayatın yaşandığını görüyoruz. Bu da insana, insan yaşamına verilen değerin azalmasına neden olmaktadır. İnsan dünyası bu değerin azalmasıyla biçimlendiğinde geleceğe yönelik karamsar bir tablo oluşmaktadır. Annelerin ve babaların işsiz kaldığı bir süreçte ekonomik zorluklarla mücadele edilmesi güçleşmekte ve çocukların hayat ile kurdukları bağ olumsuz bir şekilde etkilenmektedir. Bu nedenle teknolojinin ve yapay zekâ uygulamalarının hayatımızı belirlediği bir yerde sosyalleşme de sorunlu bir şekilde gerçekleşmektedir. Bireyin, bireyin ihtiyaçlarının “yapay bir şekilde” belirlendiği bir dünyada “gerçek bir sosyalleşme” maalesef mümkün olamamaktadır. Sosyalleşme daha çok çıkar grupları veya gruplaşmaları çerçevesinde hayatta yer bulmaktadır. “Suç örgütleri”, “ideolojik gruplar”, “cemaat yapılanmaları” çerçevesinde gerçekleşen sosyalleşme pratikleri çıkar ilişkileri çerçevesinde olmaktadır. Bütün buralardaki ilişkiler parayla hayat bulmakta veya paranın kullanıldığı alanlarda gerçekleşmektedir. Bu gruplar teknolojiyi, sosyal medyayı ve yapay zekâ uygulamalarını etkin bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu sorun ile baş edebilmek için insani ilişkileri zedeleyen bütün bağlantıları yeniden gözden geçirmek ve düzeltmek için ne gerekiyorsa onu yapmak gerekmektedir. Buna teknolojinin, sosyal medyanın ve yapay zekânın kullanımı dâhildir.
İnsan kendi zihnini yapay zekâya havale ettiğinde, kendi zihnini kullanmak yerine yapay zekâyı kullandığında, yani yapay zekâyı kendi zihninin yerine yerleştirdiğinde düşünmekten uzaklaşmaktadır. Düşünmenin olmadığı bir yerde insandan ve sosyalleşmeden söz etmek de sorun olmaktadır!
Sosyoloji18 Eylül 2026 11:47
Sosyoloji13 Eylül 2026 20:07