
Dr. Cemil KURT
İlk yazımızda eğitim yönetiminde belki de uzun zamandır yanlış sorular sorduğumuzu tartışmıştık. Okulları çoğu zaman başarı sıralamaları, performans göstergeleri ve ölçülebilir çıktılar üzerinden değerlendirdiğimizi; oysa gelişimin bundan çok daha karmaşık bir süreç olduğunu ifade etmiştik.
Bugün ise bu tartışmayı biraz daha derinleştirmek istiyorum.
Çünkü belki de asıl mesele, okulun ne kadar başarılı olduğu değil; okulu nasıl bir yapı olarak gördüğümüzdür.
Bir an için kendimize şu soruyu soralım.
Bir okul gerçekten yönetilen bir kurum mudur?
İlk bakışta cevap oldukça nettir.
Elbette öyledir.
Yönetmeliği vardır.
Mevzuatı vardır.
Hiyerarşik yapısı vardır.
Görev tanımları bellidir.
Planları, programları, denetimleri vardır.
Fakat bunların hepsi okulun görünen yüzüdür.
Peki görünmeyen tarafta ne vardır?
Her sabah aynı binaya giren yüzlerce insan…
Farklı hayalleri olan öğrenciler…
Birbirinden farklı öğretmenler…
Deneyimleri, duyguları, beklentileri ve değerleri farklı yöneticiler…
Veliler…
Yerel çevre…
Dijital dünya…
Sosyal medya…
Okul kültürü…
Bütün bunlar her gün birbirini etkileyen görünmez ilişkiler ağı oluşturur.
İşte tam da bu nedenle okul yalnızca yönetilen bir kurum değildir.
Aynı zamanda yaşayan bir sosyal sistemdir.
Yaşayan sistemlerin en önemli özelliği ise emirle değil, etkileşimle değişmeleridir.
Bir yönetmelik yayımlayabilirsiniz.
Yeni bir performans sistemi geliştirebilirsiniz.
Yeni hedefler koyabilirsiniz.
Ancak insanlar birbirine güvenmiyorsa…
Bilgiyi paylaşmıyorsa…
Birlikte düşünmüyorsa…
Ortak öğrenemiyorsa…
En mükemmel plan bile beklenen gelişimi oluşturmayacaktır.
Çünkü gelişim, belgelerin değil; insanların ortak anlam üretme süreçlerinin ürünüdür.
Belki de eğitim yönetiminde en fazla gözden kaçırdığımız nokta tam da budur.
Biz çoğu zaman sistemi değiştirmeye çalışıyoruz.
Oysa sistemi değiştiren şey çoğu zaman insanlar arasındaki etkileşimdir.
Dikkat edelim.
Aynı yönetmeliklerle çalışan iki okul neden birbirinden tamamen farklı sonuçlar üretebiliyor?
Aynı bütçeye sahip iki okul neden farklı gelişim hikâyeleri yazabiliyor?
Benzer öğrenci profiline sahip iki okul neden farklı okul kültürlerine sahip olabiliyor?
Bu soruların cevabı yalnızca kaynaklarda ya da yönetmeliklerde değildir.
Cevap, okulun görünmeyen yaşamındadır.
Güvende…
İş birliğinde…
Paylaşılan amaçlarda…
Birlikte öğrenme isteğinde…
Ve belki de tam burada eğitim yönetiminin rolünü yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Çünkü eğitim yöneticisinin görevi yalnızca işlerin doğru yapılmasını sağlamak değildir.
Asıl görevi, insanların birlikte öğrenebileceği, birlikte gelişebileceği ve birlikte üretebileceği bir ortam oluşturmaktır.
Belki de iyi yönetilen okul ile gelişen okul arasındaki fark tam da burada ortaya çıkmaktadır.
İyi yönetilen okul kuralları işletir.
Gelişen okul ise öğrenmeyi üretir.
İyi yönetilen okul düzeni korur.
Gelişen okul ise değişimi yönetebilir.
İyi yönetilen okul bugünü sürdürür.
Gelişen okul yarını inşa eder.
Belki de artık eğitim yönetimine yalnızca örgütsel yapılar üzerinden değil, yaşayan sistemler üzerinden bakmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü yaşayan sistemlerde gelişim planlanabilir; ancak emredilemez.
Gelişim, insanların birlikte öğrenmeye başladığı yerde ortaya çıkar.
Ve belki de eğitim yönetiminin geleceği tam da bu görünmeyen ilişkileri anlayabilmekten geçmektedir.
Bir sonraki yazıda şu sorunun peşinden gideceğiz:
"Performans ile gelişim aynı şey midir? Ölçtüğümüz her şey gerçekten gelişiyor mu?"
Bu yazı, geliştirilmekte olan Gelişim Temelli Eğitim Yönetimi yaklaşımının düşünsel altyapısını oluşturan yazı dizisinin ikinci bölümüdür. Yazıya ilişkin eleştiri, katkı ve farklı bakış açıları, hazırlanmakta olan bilimsel makale ve kitap bölümünün geliştirilmesinde değerlendirilecektir.