
Türkçede güven, güvenlik, emniyet, asayiş gibi kelimeler bazen birbiri yerine kullanılmakla birlikte farklı anlamlar ifade eder. Güven ve güvenlik, düzeyine göre kişisel, kurumsal ve toplumsal açılardan; konusuna göre fiziki, teknik ve psikolojik yönlerden ele alınabilir. Okulda güven, öğretmenler, okul yönetimi, öğrenciler ve veliler gibi eğitimin paydaşları arasındaki iletişim ve ilişkilerle eğitim ve öğrenme süreci yönünden önemli bir gerekliliktir. Söz konusu paydaşlar arasında karşılıklı güvenin olmadığı bir ortamda sağlıklı bir eğitim ve öğrenme sürecinden söz edilemez; beklenen eğitsel sonuçlar elde edilemez. Okul psikolojisi yönünden herkesin birbirine şüphe ve endişeyle baktığı bir ortamda, insanların kendini güvende hissetmesi mümkün olmayıp kişilerle kurumlar arasındaki ilişkilerde de aynı durum söz konusudur.
Fiziki açıdan yaklaşıldığında okullar, içinde yaşayan insanların can ve mal güvenliğini sağlayacak şekilde inşa edilmeli; okul yollarından duvarlarına kadar geniş bir yelpazede çeşitli afet ve risklere karşı dayanıklı ve güvenli olmalı; muhtemel tehlike ve risklere karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Okul çevresinde ve girişlerinde insanların güvenliğini sağlamaya dönük bazı düzenlemeler emniyeti sağlama kapsamında olup okul polisi ya da güvenlik görevlisi uygulamaları, okulda güvenlik kameraları ve okul girişindeki metal dedektörler, bu bağlamda tartışılan uygulamalardan bazılarıdır. Okulda insanların fiziki yönden güvenliklerinin sağlanması, güvenli okul için önemli bir ön koşul olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Diğer yandan eğitim-öğrenme sürecinde öğretmen ve öğrencilerin kendilerini her türlü tehdit, taciz, baskı ve dışlanmadan uzak olarak zihni, psikolojik, sosyal yönlerden güvende hissetmeleri gereklidir. Endişe ve korkunun hâkim olduğu okul ikliminde insanların kendilerini güvende hissetmesi, eğitim ve öğrenme sürecine etkin katılımı mümkün olmaz.
Okulu içinde yer aldığı toplumdan ayrı düşünmek, anlamak ve analiz etmek mümkün olmayıp her okul, başlı başına bir işletme ve örgüt olarak görülmesinin ötesinde toplumun parçası olan bir insan topluluğudur. Burada yer alan insanlar, aynı zamanda okul dışı toplumun üyesi olup çevrelerinden bir takım özellikleri okula da taşır. Her okulun, bir sosyalleşme ortamı olarak üyelerin etkileşimine dayalı ortaklaşa paylaşılan bir okul kültürü oluşturması beklenir. Buna göre güvenli bir okul inşa etmenin ön koşulu, aynı zamanda karşılıklı güvene dayalı bir okul toplumu, okul kültürü ve okul ikliminin varlığına bağlıdır.
Okul güvenliği, dünyada ve ülkemizde özellikle iki binli yıllardan itibaren okul psikolojisi ve eğitim yönetimi disiplinleri başta olmak üzere diğer ilgili birçok disiplinde sıklıkla yer alan çok yönlü konulardan biridir. Dünyada 2000’li yılların başında bu konuda bir araştırma birikimi oluşmuş iken ülkemizde bu araştırma konusu halen sınırlı bir ölçekte ele alınmaktadır. Bu bağlamda Batıda ve özellikle ABD’de okulda şiddet, zorbalık, siber zorbalık, okul saldırıları ve bunlara ilişkin önleme stratejileri gibi konular, yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Konunun bu denli tartışılması, bu olayların ABD’de sıklıkla meydana gelmesinden kaynaklanmaktadır. Geçtiğimiz günlerde ülkemizde bazı okullarda öğretmen ve öğrencilerin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırı olaylarına bağlı olarak konu, eğitim ve okulla ilgili gündemin ilk sıralarında yer almaya başlamıştır. Okullarda saldırganlık, şiddet, vandalizm, zorbalık, çeteleşme… olarak ifade edilen sorunlar, ülkemizde eğitimde rehberlik ve psikolojik danışmanlık kapsamında da çalışılan konular arasındadır. Ancak yakın geçmişte yaşanan silahlı saldırı olayları, ülkemizin geçmişinde pek karşılaşılan bir durum değildir. Bu durum, popüler kültürde ironik bir biçimde “Batıdan almadığımız bir bu kalmıştı, okul baskınlarını da ithal ettik” şeklinde ifade edilmektedir. Geçmişte özellikle 1970’li yıllarda siyasi ve ideolojik gerekçelerle okullarda bir takım silahlı saldırı ve şiddet olayları da yaşanmış olup son olaylar, mahiyet ve gerekçeleri itibarıyla onlardan ayrışmaktadır.
Okullarda yaşanan silahlı saldırı olaylarını, sadece emniyet ve asayiş ile ilgili konular kapsamında bir sorun olarak ele alarak okul toplumunun emniyetini sağlamaya dönük yapılacak ihata duvarları, okul girişlerinde yapılacak kimlik kontrolü, dedektör, güvenlik görevlisi istihdamı gibi uygulamalar, esasen geleneksel bir toplumda okulun ve eğitimin özüne pek de uygun görülmeyen modern yöntemler arasında yer alır. Konu hakkında araştırma yapanlar, bu yöntemleri okulun sertleştirilmesi, korku ve kontrol baskısı gibi yönlerden eleştirmektedir. Geleneksel toplumda eğitim; öncelikle bir insanlaşma, kültürlenme, kâmil (olgun) insan ya da kısaca adam (insan) olma ve bunun için gerekli insani değer ve erdemleri kazanma/kazandırma süreci olarak görülür. Okul da öğrencilerin kendilerini okul dışı yaşamın tehdit ve risklerinden uzak biçimde güven içinde hissetleri bir mekân olarak görülür. Geleneksel toplumda aile çocuğunu, okul yönetimi ve öğretmene güvenerek emanet eder; okul ve öğretmenler de bu emanetin gereklerini yerine getirmek için derin bir mesuliyet duygusu taşır. Ancak modern toplumda eğitim ve okula ilişkin algılar radikal bir biçimde değişmiş olup çalışanlar yönünden okul, bir hizmet örgütü ve işyeri; öğretmenler açısından, belirli bir ücret karşılığında sahip olunan bilgi ve becerileri aktaran işgörenler/eğitim emekçileri olarak görülüp öğrenci ve aileler de eğitim hizmetinin alıcısı (müşterisi) olarak tanımlanır. Hizmetin alıcısı olanlar, söz konusu hizmete ilişkin memnuniyet düzeylerini çeşitli mercilere (okul yönetimi, öğretmen, hükümet vd.) iletebilir; çoğu kere bu süreçte ebeveynler, okul ve öğretmenlere ilişkin öğrenci şikâyetlerde öğrencinin haklılığına hükmederek her durumda onu savunmaya çalışır. Böylesi bir durumda okul yönetimi ve öğretmenler giderek güçsüzleşecek, kendilerinden beklenen ise, öncelikle öğrenci ve ebeveynlerin memnuniyetini sağlayacak eylemleri gerçekleştirmeye çalışmak olacaktır.
Aile, bir okul öncesi eğitim kurumu olup modernleşme sürecinde geniş aileden çekirdek aileye doğru bir dönüşüm yaşanmış; tek ebeveynli ailelerde yaşayan çocukların sayısı artmaya başlamıştır. Diğer yandan kadınların iş yaşamında giderek artan oranda yer alması, aileyi bir okul öncesi eğitim kurumu olmaktan çıkarmış olup bu görevi, erken çocukluktan itibaren okul öncesi eğitim kurumları ve çocuk bakıcıları üstlenmeye başlamıştır. Bunun yanında günümüzde eğitimde bir başka otorite ise medyadır. Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla bilgisayar, cep telefonu, tablet gibi araçlar, çocukların erken yaşlardan itibaren dijital ortamlarda kontrolsüz bir biçimde sanal topluluklarla etkileşim içine girmesini sağlamakta; bunun sonucunda da sanal dünya ile gerçek hayat arasında bazı çelişkiler yaşanabilmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu bağlamda kontrol amaçlı bazı mevzuat düzenlemeleri yapılmaya çalışılmaktadır.
Okul güvenliği, disiplinler arası bir konu olup psikolojik, politik, kültürel, ahlaki, sosyal, dijital, sıhhi boyutların yanında kurumsal yönden bakanlık, okul, aile, medya ve diğer kurumlar arasındaki ilişkiler yönünden ele alınması gereken bir konudur. Okullarda yaşanan bir takım istenmedik olayları, aynı zamanda pedagojik bir konu ve sorun olarak görmek gerekir. İnsan davranışının dıştan kontrolünün ötesinde içsel kontrol mekanizmalarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, çok daha elzem bir konudur. Bu bağlamda eğitimle ilgili yapılan bazı yasal düzenlemeler de bir dışsal kontrol aracı olup insanlarda davranışın kontrolünde etkili araçlar ise sahip olunan değerler sistemidir. Dolayısıyla bu saldırı ve şiddet olaylarını, öncelikle yaşanan ahlâki ve kültürel krizin bir sonucu olarak görmek gerekir. Aileden başlayarak toplumsal ve kurumsal hayatta, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, meşru olanla gayr-i meşru olanı, helâl ile haramı, sevap ile günahı ayırt etmeyi sağlayan değerlerin güçlendirilmesiyle dışsal kontrol mekanizmalarına fazla gerek kalmayacaktır.
İnsan, anlam ve değer üreten bir varlık olup söz konusu değerler, insanların yaşadıkları toplum ve dünyada önem verdilerini, gerçekleştirmek ve sahip olmak istediklerini ifade eder. Çağımız toplumlarının içinde bulunduğu kültür ve değerler krizi ile hayata ilişkin anlam krizi öteden beri dile getirilen konulardır. Bu bağlamda okullarda gerçekleşen bir takım istenmeyen olayları da içinde yaşanan hayata ilişkin bir anlam krizi olarak yorumlamak mümkündür. Okullardaki dersler aracılığıyla öğrencilere bazı değerler ve erdemler aktarılmaya çalışılmakla birlikte söz konusu değerler, sadece bir öğretim konusu olmayıp yaşanarak ve gözlemleyerek içselleştirilir. Bu bağlamda aile, toplum ve okulda yaşanan, önem verilen değerler arasındaki uyum son derece önemlidir. Bunlar, birbirini bütünleyici ve güçlendirici olmalıdır. Aksi halde değerler arasında bir çatışma söz konusu olacaktır. Maalesef günümüz dünyasında toplumsal hayatta yaşanan bir takım istenmedik olaylar ve ailelerin kimi tercihleri, okullarda kazandırılmaya çalışılan değerlerle çelişmektedir. Böylesi çelişkilerle dolu bir dünyada insanların çatışan değerler arasından tercih yapmaları da zorlaşmaktadır.
Modernleşme sürecinde dünyada eğitimin temel işlevi, akademik başarıya indirgenmiş olup okul, ekonomik yaşam için gerekli küresel işgücü piyasasına insan gücü yetiştiren bir mekanizma olarak algılanmaya başlanmıştır. Ailenin beklentileri de bu yönde değişime uğramış olup okul, çocukların akademik yönden başarılı olmalarını, gelecekte getirisi yüksek bir meslek sahibi olmasını sağlaması istenen bir aygıt olarak görülmektedir. Hâl böyle olunca okul ve öğretmeler, beklentilerdeki bu değişim ve dönüşüm sürecinde bir takım tercihler yapmaya zorlanmaktadır. Okul yöneticisi ve öğretmenlerin öğrencilere insani ve ahlaki değerleri kazandırma adına gösterecekleri bir takım çabalar, muhataplarında pek karşılık bulmamaktadır. Dolayısıyla yaşanan bu çelişkiler, okul yöneticisi ve öğretmenlerin işine anlam katma, işini anlamlı kılma, kendini iyi hissetme, işten doyum sağlama gibi konularda bazı sorunlar yaşamalarına sebep olabilmektedir.
Okul güvenliği, çok boyutlu, çok aktörü ilgilendiren ulusal ve uluslararası mahiyette bir konu olup tek başına okul yönetimi ve öğretmenlerin üstesinden gelebileceği bir husus değildir. Modernleşme, çağdaşlaşma, asrileşme, Batılılaşma, ilerleme, gelişme, kalkınma… gibi toplumsal süreçler kapsamında daha çok gündeme gelen maddi değerler, daha mutlu insanlardan oluşan bir dünya ve toplum inşa etme hedefine ulaşmada başarısız olmuştur. Eğitimin derin amaçlarından olan insan karakterinin inşası, geliştirilmesi ve ahlâki eğitim konuları, denetim ve cezalandırma konularından önce gelmektedir. Güvenliği içselleştirmek ile dış güvenlik tedbirleri ve cezalandırma arasındaki ilişki de bu şekilde düşünülebilir. Nitekim söz konusu güvenliği tehdit eden bir zihniyetin önüne geçebilecek bir tedbir geliştirmek ve caydırıcı bir ceza sistemi tesis etmek, tek başına yeterli değildir. Kısaca yaşadığımız dünyada insanlığın ihtiyaç duyduğu anlam ve değerler sisteminin yaşanmış örneklerinin, ülke ve toplum olarak sahip olduğumuz geleneksel kültürümüz içinde saklı olduğunu bilmeliyiz. Dünyaya örnek olacak şekilde yozlaşmadan gelişme, ilerleme ve kalkınma yolunda kültürel ve ahlâki kodlarımızı yeniden keşfedip canlandırmak için her alanda toplu bir seferberlik hali gerekmektedir.