Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular Klinik Psikoloji İletişim
Düzenimiz ve Yanılgımız Üzerine

Düzenimiz ve Yanılgımız Üzerine

Edebiyat 18 Nisan 2025 20:05 - Okunma sayısı: 606

Haydar Uzunyayla

Sözü fazla uzatmadan şunu söylemeliyim ki: Eğer bir düzen (devlet veya sistem) yurttaşını iki eşit kötü arasında seçim yapmaya zorluyorsa, daha baştan itibaren kusurludur.

Sözgelimi, beni bir seçim sandığı etrafında iki kötüden birini veya sağımda bir kurt, solumda bir tilkinin arasına bırakıp, bunlardan birini seçmeye zorunlu kılarsa, bu düzen yurttaşının irade ve özgürlüğünün gaspı üzerinden kendini var etmiştir ve işlevini de çarpıtma, yön değiştirme temelinde yürütmektedir… Bunu anlamak da pek zor değil… Hemen hemen herkes sezgisi ve bilgisi ile bir düzenin ne tür yanılsamalar yarattığını anlayabilir.

Bunlardan birkaç tanesini sıralarsak:

-Peşin yargı ve hükümlerle zihinleri kapatmak; bilinci ve aklı bölmek; gerçeği, sisli ve bulanık gösterme tekniği ile gizlemek,

-Çok para, çok refah, çok şehvet, uyum, özgürlük ve benzerleri ile kendini yurttaşının gözünde çekici hale getirmek ve bunları herkesin yararına yanılsaması ile pazarlamak,

-Bağlılık sözleşmeleri, yeminleri, en üst seviyeden erdem ve ahlak özdeyişlerini üretmek, dolaşıma sokmak,

-Ödülleri, övgüleri yaygınlaştırmak; eğitimi yanıltma ve gerçeği tersyüz ettirme aracı olarak kullanmak,

-Var olmayan bir şeyi varmış gibi gösterip, bireyin hayal gücünü kuşatmak….

Yukarıda sıraladığım birkaç satır başlığına daha uzun açıklamalar eklenebilir ama burada üzerinde durulması gereken nokta şudur: Biz yurttaşlar, önümüze konan her kurguyu, her yanılsamayı gerçek gibi algılıyoruz. Bu büyük bir sorundur… (Tıpkı haydutlar ve ruh hastaları tarafından yönetilmek kadar büyük bir sorundur…) Görülenle, duyulanla gerçeklik bağımızı koparıyoruz ve “ İşte size en iyi düzeni getirdim, ” diyen başrol oyuncusunun peşinden daha gür bir sesle, “Evet, bu benim düzenim,” gibi yanılgılarla kendimizi bir anda çıkmaz sokaklarda buluyoruz.

Oysa her düzen, kendi üstyapı unsurunun ilişkileriyle, düşünce, kavram, arzu ve istekleriyle birleşir. Düzenin her uzvu üstyapıya hizmet için programlanır. Her uzuv enerjisini üstyapıyı korumaya iletir. Her düzen yaşamı kuşatma temelinde kurulur; öz, amaç ve uygulama olarak ayrılmaz noktalara sahiptir: Yanıltır, baskılar, hizaya sokar, gerçekleri saptırır, saçmalama. Sis ve bulanıklık yaratır… Bireyi kendine benzetme, kendi taklidi olmaya zorunlu bırakır… Ve işin feci yanı bizler de daha doğar doğmaz kendimizi böylesine hazır halde bir yapının içinde buluyoruz. Yani dünyaya gözlerimizi açar açmaz kuşatılmışlıkla karşı karşıya geliyoruz… Daha doğar doğmaz, hayatta yenilgiyle başlıyoruz… Sadece bizler de değil, dışımızdaki canlılar da ilk andan itibaren yenilgiyle buluşuyorlar… ( Günümüzün tüketim ve yıkım ağırlıklı düzenleri, insandışı canlılarla yaşamı paylaşma yeteneğini kaybetmek üzeredir. Onları tehdit olarak görüyor artık… Sözgelimi bir yaban eşeğiyle ortaklığı kasıtlı şekilde kendi yararına, hayvanın zararına olacak şekilde geliştiriyor…)

Şimdi şu noktaya dikkat çekelim artık: Bugünkü halleriyle hiçbir düzen, ‘daha iyi’ diyebileceğimiz koşullara sahip değildir. Çünkü açık olmaktan uzaktırlar ve bizler de onlar hakkında yanıltma ve yanılsamalardan dolayı net bilgilere sahip değiliz… Yine de “bir düzen” içinde yaşadığımıza inanıyoruz ama gerçek bunun tersidir. Düzen değil, düzensizlik içinde yaşıyoruz ve insanlık tarih boyunca bu yanılgısını hep tekrarlayarak gelmiştir.

Eskinin kalıntıları üzerinde, onun zıttı bir düzen tasarlayamayız. Sürekli bir akış içinde artan, çoğalan, her defasında gerçekle buluşan, yanıltma ve yanılsamadan uzak, kendinden öncekinin zıddına dönüşmeyen bir üçüncü yol aranmalıdır. Birinin diğerinin karşıtlığına dönüşmediği yeni bir form… Göze göz, dişe diş, rövanşist olmak yerine, daha doğru, daha verimli, süreklilik gösteren üçüncü yol aramak en iyisidir…

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Edebiyat
AYNI 24 SAAT

Edebiyat18 Eylül 2026 19:36

AYNI 24 SAAT

PORTFÖY ÇANTA

Edebiyat17 Eylül 2026 10:35

PORTFÖY ÇANTA

ADALET

Edebiyat29 Ağustos 2026 16:40

ADALET

BOŞUNA BUNCA ÇABA

Edebiyat21 Ağustos 2026 09:01

BOŞUNA BUNCA ÇABA

Şiir ve Yasak Elma

Edebiyat13 Ağustos 2026 01:41

Şiir ve Yasak Elma

HÜZÜN-DİRENİŞ DİYALEKTİĞİ: Ahmet Telli'nin Poetikası ve Beş Popüler Şiiri

Edebiyat13 Temmuz 2026 22:42

HÜZÜN-DİRENİŞ DİYALEKTİĞİ: Ahmet Telli'nin Poetikası ve Beş Popüler Şiiri

NAOMİ

Edebiyat18 Haziran 2026 19:33

NAOMİ

KUZEYİN KALBİNDE BİR MASAL: KOPENHAG’DA ZAMANI DURDURMAK

Edebiyat16 Haziran 2026 19:49

KUZEYİN KALBİNDE BİR MASAL: KOPENHAG’DA ZAMANI DURDURMAK

2. Çocuk Edebiyatı Öğretmen Kongresi

Edebiyat23 Mayıs 2026 14:22

2. Çocuk Edebiyatı Öğretmen Kongresi

GELİN MUHABBET EDELİM

Edebiyat20 Nisan 2026 22:01

GELİN MUHABBET EDELİM