Özge TEMUÇİN
Kategori: Psikolojik Danışma ve Rehberlik - Tarih: 12 Ekim 2026 15:48 - Okunma sayısı: 200
"Bizler anı oluştururuz ama anılar da bizi oluşturur."
Köpek gibi Büyütülmüş Çocuk … Kitabın adı kadar kendisi de çok ilginç ve sarsıcı! Bruce D. Perry ve Maia Szalavitz'in kaleme aldığı bu eser, çocukluk deneyimlerinin, travmanın ve ilişkilerin insan gelişimindeki etkilerini düşünmek için önemli bir fırsat sunuyor. Kitabın açtığı tartışma, çocukların davranışlarını yalnızca görünen özellikleri üzerinden değerlendirmenin yetersizliğini hatırlatıyor. Bir davranışı anlamak istiyorsak, o davranışın ortaya çıktığı koşulları ve çocuğun yaşadığı deneyimleri de hesaba katmamız gerekir.
Bir Çocuğun Davranışının Ardında Ne Var?
Günlük hayatımızda insanlara çok kolay etiketler yapıştırabiliriz. Utangaç, huysuz, geçimsiz, uyumsuz, içine kapanık, geveze vs. Peki, o sıfatın arkasında hangi hikâyenin saklı olduğunu merak ediyor muyuz?
Kitapta yer alan travma geçmişli çocuklara ait hikayeler gerçek hayattan alınmıştır. Kitabı okurken akla hayale gelmeyecek bu olayların gerçekten yaşanmış olması insanı ürkütüyor. Bir eğitimci olarak ben de bir çocuğa baktığımda ailesini görebileceğimi biliyordum ancak bir psikiyatrist elbette çok daha tıbbi açıklamalarla olayların davranışlara etkisini açıklıyor.
Etiketler, çoğu zaman anlamaya ayrılması gereken emeği ortadan kaldırır. Çocuğun neden arkadaşlık kuramadığını araştırmak yerine ona utangaç deriz. Neden öfkelendiğini anlamak yerine huysuz ya da şımartılmış olduğunu söyleriz. Neden kurallara karşı çıktığını sorgulamak yerine problemli olduğunu düşünürüz. Böylece açıklamamız gereken davranışı bir sıfatla adlandırır, ardından o sıfatı açıklama yerine kullanırız.
Bir çocuk neden hata yapmaktan bu kadar korkar? Neden en küçük eleştiride kendisini savunmaya geçer? Neden bir yetişkinle konuşurken gözlerini kaçırır? Neden arkadaşlarının yanında sessizleşir ya da dikkat çekmek için sürekli sınırları zorlar?
Bu soruların tek bir cevabı yoktur elbette ama mutlaka bir cevabı vardır. Çocuğun mizacı, gelişimsel özellikleri, aile ilişkileri, akran çevresi, okul deneyimleri ve içinde bulunduğu koşullar birlikte değerlendirilmelidir. Her sessizliğin ardında bir travma, her öfkenin ardında bir ihmal, her içe kapanıklığın ardında kötü bir deneyim bulunmayabilir fakat çocukları anlamak, onlarla düzenli ve sağlıklı bir ilişki kurmak yeterli olacaktır.
Bir çocuk, belki de kendisini ifade edebileceği güvenli bir ortam bulamamıştır. Belki konuştuğunda dinlenmemiş, hata yaptığında aşağılanmış, duygularını gösterdiğinde küçümsenmiştir. Belki de yalnızca daha sakin bir mizaca sahiptir ve biz onun sessizliğini bir eksiklik olarak görüyoruzdur.Çocuğu anlamak, biraz da yetişkinin kendi alışkanlıklarıyla yüzleşmesidir. Burada öncelikle beyin gelişiminde erken dönem çok önemli olduğu için öncelikle ailelere daha sonra da eğitimcilere büyük sorumluluklar düşmektedir.
Ne Yapmalı?
İnsanları davranışları üzerinden tanımlamaya alışkın bir toplumda, çocuklar bu alışkanlığın en savunmasız muhataplarıdır. Çünkü kendilerini yetişkinlerin yargılarından bağımsız biçimde tanımlayabilecekleri deneyime, dile ve güce henüz sahip olmayabilirler. Onlar hakkında verilen kararlar, çoğu zaman kendilerini anlatma fırsatı bulamadan kesinleşir.
Bir çocuğun sessizliğini sevimsizlik, öfkesini kötülük, çekingenliğini yetersizlik, hareketliliğini saygısızlık olarak yorumlamak mümkündür. Fakat mümkün olan her yorum, doğru yorum değildir. Görünen davranışın arkasında ne olduğunu bilmiyorsak, bilmediğimiz şeyi bir karakter özelliği gibi sunmaktan kaçınmalıyız. Elbette ki eğitimcilerin özellikle de kalabalık sınıflarda tek tek öğrencilerin geçmiş yaşanmışlıklarıyla ilgilenip derine inmeleri mümkün olmayabilir ancak en azından bir uzman gözüyle çocuk yetkili kişilerin görüşüne yönlendirebilir.
Belki de çocuklara karşı daha adil olmanın ilk adımı, çocuğu hemen tanımlamaya çalışmak yerine onu gözlemlemek, dinlemek ve içinde bulunduğu koşulları anlamak… Onun adına konuşmak yerine kendisini ifade edebilmesine alan açmak… Sadece ve sadece sevgi ve ilgi bu alanda iyileşme adına çok faydalı olabilir.
Bir çocuğa “Sen neden böylesin?” diye sormakla “Sen neler yaşadın?” diye merak etmek arasında, yalnızca iki soru cümlesi kadar fark yoktur. Aralarında, insanı yargılamakla anlamaya çalışmak arasındaki mesafe vardır.
Belki de asıl mesele, çocukların nasıl insanlar olduklarına karar vermeden önce, onların nasıl bir dünyada büyüdüklerini merak edebilmektir.
“…o zamanlarda travmatize olmuş çocuklarla ilgili bildiğim kesin bir gerçek varsa, o da öngörülebilirlik, rutin, kontrol hissi ve onları destekleyen insanlarla düzenli ilişkilere çok ihtiyaçları olduğuydu.”
Perry, B. D., & Szalavitz, M. (2017). Köpek gibi büyütülmüş çocuk: Bir çocuk psikiyatristinin not defterinden sıra dışı öyküler (B. S. Haktanır, Çev.). Koridor Yayıncılık.
Özge TEMUÇİN

06 Ekim 2026 08:42

02 Ekim 2026 14:25

05 Ekim 2026 07:33

10 Ekim 2026 13:27

01 Ekim 2026 20:39

12 Ekim 2026 06:57

01 Ekim 2026 09:39

07 Ekim 2026 20:56

09 Ekim 2026 20:29

06 Ekim 2026 19:28