Cennet ile dünya arasında bir dönüm noktası olan yasak elmanın yenilmesi, insanın dünyevileşmesi serüvenin başlangıcıdır. Bütün cennet nimetlerinden istifade eden Hz Âdem’in, iblisin vesvesesine kapılması, ebedilik ağacının ve yok olmayan bir saltanatın büyüsüne aldanarak yasak elmayı yemesi, hırs, iktidar, zayıflık, nefis, merhamet, sevgi, zulüm, isyan gibi dünyevi durumların insanda tezahür edeceğinin göstergesidir.
.
Cennette her türlü nimetin insanın istifadesine sunulmuşken sadece belirli bir meyvenin yasak edilmesi ve yasak elmanın karşı konulamayacak bir cazibe haline getirilmesi, insanın bir mücadele sonucunda nimetlere kavuşmasını gerektirecek bir düzenin kurulacağına işaretti. Dünyaya gönderildiğinde irade ve akılla donatılmış insan, cennete tekrar gidebilmenin yolunu aramak yerine birçok kez vesveselerinin kurbanı oldu. Başına bir sürü felaket geldi. Bazen kuş sürülerinin ağızlarında taşıdıkları küçük taşlar, bazen kızgın lavlar, bazen de korkunç çığlıklar insanı yakaladı.
.
Bütün bunlar insanın yaptıklarının ve söylediklerinin bir neticesiydi. Bir arayış içine giren insan, sözlerin gücüne sığındı. Çünkü sözler beraberinde birçok unsuru taşıyordu. Kalbinden geçenleri ve ölümsüzlüğü anlatmak, öteye sesini duyurmak, çelişkilerini çıkmazlarını ortaya dökmek ancak söz ile mümkündü. Aradığı dünya asla görmediği bir dünyaydı. Bunun için de nesnelerin bir ruhu olmalıydı. Nesnelerin görünmeyen anlamlarını anlayabilmenin yolunu kelimelerde aradı. Ve nesneleri aşan bir kavrayışın peşine düştü. Gerçek ile hayal arasındaki perdeyi aralamak istedi. Bunu yaparken de yasak meyve üzerinden yorumlar yaptı. Kimisi Hz Âdem’in yasak elmayı yemesinin kendi seçimi olmadığından insanın zamana ve hayata dair bir sorumluluğunun olamayacağından dem vurdu. Kimisi yasak elmanın yenmesinin ebediyete giden yolda bir ikaz olduğunu söyledi. Şiiri de tam bu noktada ötenin kapısını aralamak için bir fener olarak icat etti. Baktığının arkasındaki resmi görmek isteyen insan, cansız duran nesnelerin ruh dünyalarını oluşturdu. Şiiri kalbine tercüman yaptı. “trak tiki tak!makinalaşmak istiyorum!” diyen şair de oldu, “Gün eksilmesin penceremden” diyen de “Yer altından dinleniyoruz, Tedirginliğimiz ondan” diyenler de “ Aç kapıyı haber var, Ötenin ötesinden” diyenlerde..
.
Şiir, insanın iç ve dış gerçekliği ile yüzleşmesi, varoluşun gizemi karşısında bir anlama çabası olarak gelişti. Hoyratça tüketilen nefesin insanın yüzünde bırakacağı izi silmek için; yaşamak ve ölmek arasında geçen zamanı insana sezdirmek için şiir var olmalıdır. Anlık zevklerin, maceraların; kalıcı olmayan, çabuk tüketilen duyguların, heveslerin mutlak güzele pencere açamayacağı açıktır. Nesnelerin var oluş gerçeği ile insanın var oluş amacı şiirdeki imgelerle uyum sağlamalıdır. Yasak elmanın insanı kuşatan gerçeği şiiri bir bakıma buna yönlendirmelidir. Bunun için şiir,, yasak elmanın yenmesindeki hikmeti anlatmalı,anlamlandırmalıdır.
.
Kâinata ve insana ait sezinlemeler, şiirin tutunacak dallarıdır. Dünyanın kargaşası karşısında bunalan şairin, “Olmuyor seni düşünmemek Tanrım/Ummamak senden medet(Suyun dibine vardı ayaklarım/Suyun dibinde zulmet.” dizelerinde sığındığı liman, bu sezinlemenin bir ürünüdür. Tolstoy ‘un “ Her şeyden önce bilmemiz gereken ortak insani değerlerle hepimizin Tanrıdan geldiğimizi yaymaktır” sözleri yasak elmayı yiyen insanın sorumluluğunu da anlatır.
.
Mesnevinin ilk dizelerinde Mevlana ‘Dinle, bu ney neler hikâyet eder, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder’ derken insanın yasak elmayı yemeden önceki haline özlemini dile getirir ve mesnevideki hikâyelerle insana ait bütün iyi kötü durumların varacağı sonucu anlatır.
.
Güzelin izafiliği içinde hakikati anlamak ve anlatmak yasak elmayı yeme sevdasında olan insan için dönüm noktasıdır. Yasak elmanın yenmesi insanın dünyadaki serüvenini,sancısını,itirazını,kabulünü şiir dili ile anlatmasına kaynak oldu.

05 Eylül 2026 10:24

05 Eylül 2026 23:20

06 Eylül 2026 16:12

01 Eylül 2026 21:20

05 Eylül 2026 18:29

03 Eylül 2026 22:26

06 Eylül 2026 16:07

03 Eylül 2026 20:20

04 Eylül 2026 19:40

03 Eylül 2026 20:06