Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

YABANCILAŞMA KURAMI

Yabancılaşmanın tarihini mitlerin ortaya çıktığı dönemlere kadar götürebiliriz.Bilindikleri gibi MİT'ler bilinçsiz ve bilimden habersiz insanların evreni açıklama ihtiyacından doğmuş efsane ve masallardır.Yunancada uydurulmuş söz anlamına gelen mitler

Kategori: Bilimsel Makaleler - Tarih: 10 Temmuz 2019 13:13 - Okunma sayısı: 900

YABANCILAŞMA KURAMI

YABANCILAŞMA KURAMI

 

''Her sabah nereye 
gittiğini bilmeden işe
giden,her akşam 
nereden çıktığını 
bilmeden bir işten
çıkan,sevmediği ha-
yatı yaşayan,sevmediği 
işi yapan,sevmediği ki- 
şilerle yaşayan,gelip ge-
çen bütün ölü kentlerin
ölü doğmuş çocukları..''
M. GORKİ


Yabancılaşmanın tarihini mitlerin ortaya çıktığı dönemlere kadar götürebiliriz.Bilindikleri gibi MİT'ler bilinçsiz ve bilimden habersiz insanların evreni açıklama ihtiyacından doğmuş efsane ve masallardır.Yunancada uydurulmuş söz anlamına gelen mitler olağanüstü kahramanlar ve doğaüstü varlıkları konu edinirler.
Bilgisiz ve bilinçsiz insan bu gün de ilk ve orta çağlardan kalma dinsel motiflerle de süslenmiş mitlerin etkisindedir.Küçüklüğümüzde zelzele (deprem) olduğunda büyüklerimiz merakımızı gidermek amacıyla '' Dünya öküzün boynuzunda veya balığın sırtında duruyor.Onlar kafasını oynatıp hareket edince deprem oluyor.'' diye bizi 'bilgilendirmeye' çalışırlardı.İşte bu mitsel bir açıklamadır.
Klasik anlamda yabancılaşma bir hakkın devredilmesi ve kaybedilmesi olarak tanımlanabilir. Hegel bu kavramı Rousseau'dan almış tez-antitez biçiminde formüle etmiş,Feuerbach yabancılaşmanın kaynağını insana dayandırmış,Marx'la ayakları üzerine diktirilerek bilimsel bir temele oturtulmuştur.
Bir uzaklaşma,yanılsama olan 'yabancılaşma'nın birçok biçimi vardır.Tinsel kayboluş,öz benliğe yabancılaşma,hayatın anlamını yitirme,satmak,bir başkasına devretmek,başka birisine teslim etmek...gibi. Marksist yabancılaşma kuramı bunların hepsini kapsar.
Bu tanım ve kapsamlarına baktığımızda 'devlet' en büyük yabancılaşma kurumu olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü kendi adına yönetme,karar verme,uygulama yetkisini insanlar bu kuruma devretmiştir.Bir toplumsal sözleşme çerçevesi içinde iç ve dış güvenlikten sağlığa,ekonomiden eğitime,adalete kadar ..her şey bu güce devredilmiştir.Seni belirli bir düzen içinde güzel ve mutlu yaşatsın diye can verdiğin bu kurum zamanla fetişleştirilerek '' Her şey devlet için ''diye yanılsanabiliniyor.
Hegel ile ön plana çıkan yabancılaşma dünyayı tin olarak görmek,insanın bezginlik içinde hep aynı işi yapması sonucunda ondan zevk alamaması da yabancılaşma olarak değerlendirilir.
Marx'da yabancılaşma daha çok emek-sermaye açısından ele alınır.Ona göre özel mülkiyet yabancılaşmış emeğin bir ürünü aynı zamanda nedeni ve kaynağıdır.Örneğin Renoult fabrikasında çalışan işçilerin ürettiği arabalar kendilerini değil de fabrika sahiplerini mutlu etmek içindir.Bu durum üretilen bütün metalar için geçerlidir.Hiç bir şey kendiliğinden bir değere sahip değildir.Örneğin altının pahalılığı kendiliğinden değildir.Onu değerli kılan ona harcanan toplumsal emeğin fazla olmasıdır.Bütün metaların değeri harcanan bu toplumsal emekle ölçülür.Öyleyse kullandığımız bütün emtialar emeğin görünür duruma gelmesidir.Daha öncede söylediğim gibi üretici emek ürettiği ,ortaya koyduğu üründen faydalanamaz,onun payına düşen giderek yoksullaşmak ve üretiği esere (arabaya,bilgisayara,cep telefonuna) uzaktan bakmak veya taksitle ona sahip olmaya çalışmaktır.
Böylece yapılan iş ,işi yapanın gönüllüğüne ,sevgisine dayanmadığından angarya olarak algılanmaya başlar. Yapılan iş sadece bir ihtiyacı gidermeye yönelik olduğundan sadece paraya indirgenmiş olur. Marx'a göre bu durum:


1-İnsanı doğaya yabancılaştırır.
2-İnsanı insana yabancılaştırır.
3-İnsanı kendine (vücuduna,zihinsel hayatına) yabancılaştırır.
4-İnsanı emeğine yabancılaştırır.


Bu maddelerden her birisini açıklamak ayrı ayrı kitapların konusu olabilir ama bir iki örnek verip gerisini okuyucunun ufku ve hayal gücüne bırakacağım.
1996 yılında altın aramak amacıyla Eurogolt Şirketi Bergama'da binlerce zeytin ve çam ağacını kesmişti. Siyanurla altın arama ruhsatını da almışlardı.Köylüler çevre ve kendi sağlıklarını düşünerek bir dizi ilginç ve etkili eyleme başvurmuştu. Dikkatle analiz edilirse bu olayda hem doğaya hem insana ,insanın insana karşı bir yabancılaşmasını görürüz. Şirkete destek veren insanlar da vardı, bunlar karşı karşıya da getirildi.Köylülerin karşısına devletin silahlı güçleri çıkartıldı .Yani insanın insana ve devletin insana nasıl yabancılaştığını da burada görüyoruz.Yine bir ücret karşılığında sağlıklarını büyük ölçüde hiçe sayıp bu şirkette çalışacak işçiler tonlarca altın çıkaracaklardı ama çıkardıkları bu altından evlenecek çocuklarına bir yüzük bile alamayacaklardı. 
Eğitim konusuna gelince,orada da büyük bir yabancılaşmaya tanık oluyoruz.Eğitimin amacı maddi ve manevi (kültür,sanat...) üretmektir.Bundan dolayı da düşüncenin eğitilmesi gerekir, Sokrates''ten Russel'e kadar eğitime bu şekilde bakılmıştır.Peki doğayı,toplumu,kendini yorumlayıp değiştiren,üretebilen kafalar yaratabiliyor muyuz ?Dünyadaki ekonomik seviyemize ve entellektüel üretimimize baktığımız zaman bu soruya olumlu bir yanıt vermek zorlaşıyor,sürekli borç sarmalı içinde yaşadığımıza göre, kentlerin sanat ve kültür açısından taş(dış)ralaştığına tanık olduğumuza göre... Eğitim üretimden koparılarak asıl amacına yabancılaştırılmıştır.Öğretmen- öğrenci ilişkisi, sürü -çoban ilişkisine dönüştürülmüştür.Bu durumda öğrenci de öğretmen de ne yazık ki alıştırılmıştır.Hayatında hiç kitap okumayan öğretmen tanıdım .Rahmetli bir öğretmen arkadaşımız vardı,iyi halk oyunları oynardı, bu konuda sertifikalı iyi bir öğreticiydi.okullar ve şehirler arası birçok Halk Oyunları (bunun yerine folklor terimi yaygın yanlışlık olarak kullanılıyor ya ) Yarışmasına katılmıştı.Kendisine '' Biraz kitap,gazete okusan...!'' dediğimizde '' Daha ne okuyacağız,dört yıl üniversitede okuduk ya,her şeyi biliyoruz ya...'' derdi.Çoğu öğretmen de ekonomik,sosyal,nedenlerden dolayı kendini yenileyemiyor,ancak okulda öğrendikleri ile yetinmek durumunda kalıyor. Yanılmıyorsam ünlü eğitimcimiz Emin Özdemir '' Asıl eğitim okulda öğrendiklerini unutmakla başlar. '' diyor.Fakat üretimden kopartılmış bir eğitimde öğrenciler kitaba yabancılaşarak mezun olup gidiyorlar.
Yabancı düşmanlığı,ırkçılık,savaşlar,katliamlar...insanın insana yabancılaşmasına birer örneği olarak belirtip geçmek istiyorum.
Özetlemek gerekirse,yabancılaşma ,yabancılaşmış bir toplum ve birey yaratır.Kontrolden çıkmış aşırı zenginlik aşırı bir yoksulluk getirir. Bu aşırı zenginlik nedeni olduğu aşırı yoksulluk tarafından tehdit edilir duruma gelir.Bu tehdit aslında yabancılaşmış emeğin tehdididir.Ekmekten suya,seksten sanata,sağlıktan eğitime...aklınıza ne gelirse,milyonlarca insanın erişemediği,alamadığı metalaşmış bir dünya günümüzü zehir etmeye ,doğayı tahrip etmeye devam ederek sonumuzu hazırlıyor.Bu tahribat uzaya da ulaşmaya başladı.
İnsan soyu olarak bu dünyada silinip gitmek istemiyorsak,özgürleşerek değiştirmeye çalışmalıyız. Yabancılaşma kaçınılmaz ve devası bulunmayacak bir hastalık değildir.Bilinçsiz ve açgözlü insanların ortaya çıkardığı bir felakettir. Yine insanın bilinçli ,toplu eylemleri ile önüne geçip değiştirilecek sorunlar yumağıdır !

Yorumlar (3)
Hülya Kandemir Yavuz - 18 Temmuz 2019 11:13
Düşünmeyi öğretebilmek, yani felsefe temel ihtiyacımız. Ana sınıfından itibaren farkındalık dersleri konulmali, önce doğayı sonra kendini anlamaya çalışmalı insan.
Hülya Kandemir Yavuz - 18 Temmuz 2019 11:12
Düşünmeyi öğretebilmek, yani felsefe temel ihtiyacımız. Ana sınıfından itibaren farkındalık dersleri konulmali, önce doğayı sonra kendini anlamaya çalışmalı insan.
Nergiz Dönmez - 14 Temmuz 2019 18:38
Harika bir yazı,arkadaşlarıma da ileteceğim izninle...
EN SON EKLENENLER
Yaşam Bilimleri - 17 Ocak 2021 11:58

SİTEM

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Bilimsel Makaleler Yazıları