
Stand-Up Sahnesinde Yasa, Özgürlük ve Kahkaha
.
Toplumsal olanın rasyonelleştirilmiş nizamı, kendisini kurucu bir ciddiyet atfı üzerinden meşrulaştırma eğilimindedir. Siyasal iktidar, kendi ontolojik mevcudiyetini kitleler nezdinde sarsılmaz bir huşu ve mutlak bir hakikat tekelciliği üzerine inşa ederken, bu ciddiyet zırhında meydana gelebilecek en ufak bir çatlağı dahi varoluşsal bir tehdit olarak görür. Komedyen Deniz Göktaş’ın stand-up sahnesinde sergilediği o soğukkanlı absürtlük ve siyasal tabuları sekülerleştiren söylemsel hamleleri, tam da bu noktada, yargı nizamının disipline edici aygıtlarıyla karşılaşmış durumdadır. Bu karşılaşma, sıradan bir adli vakadan ziyade, egemenliğin sınırlarını, ifade özgürlüğünün felsefi hudutlarını ve kahkahanın yıkıcı politikasını masaya yatıran bir laboratuvar niteliği taşımaktadır. Bir komedyenin yaptığı mizahtan ötürü tutuklanabilmesi modern Leviathan’ın kendi kırılganlığını ifşa eden estetik ve epistemolojik bir kriz aygıtıdır.
.
?Söz konusu bu krizin epistemolojik kökenleri, felsefi olarak egemenliğin kurucu sarsılmazlığı ile bireysel eylemliliğin hukuki sınırları arasındaki uzlaşmaz çelişkide yatar. Thomas Hobbes, Leviathan adlı yapıtında devlet nizamının bekasını, uyruklar üzerinde sarsılmaz bir korku ve huşu (awe) yaratma kapasitesine bağlar; zira ona göre nifak ve iç savaş, devleti çökerten en ölümcül hastalıktır (1993, s. 18, 127). Hobbes’çu nizamda kahkaha, insanın kendisini bir başkasından üstün gördüğü anda hissettiği ani bir gurur patlaması (sudden glory) olarak görünür hale gelir ki bu, özü itibarıyla dizginlenmesi gereken bencilce bir iktidar mücadelesidir (1993, s. 47, 51). Egemenin mutlak ciddiyetini sabote eden bu ani gurur, John Stuart Mill’in Hürriyet Üstüne isimli eserinde kavramsallaştırdığı “Zarar İlkesi” (Harm Principle) ile doğrudan bir uyuşmazlık alanına fırlatılır. Mill, uygar bir toplulukta bireyin iradesine aykırı olarak gücün meşru bir şekilde kullanılabilmesinin tek amacının başkalarına gelecek somut bir zararı önlemek olduğunu ilan ederken (2003, s. 47; 2010, s. 17), Hobbes’un toplumsal sözleşmeye temel kıldığı o soyut nifak korkusunu ve devletin ahlaki bekası gerekçesini bir kenara iter. Millci perspektifte, bir komedyenin şakaları ne denli sarsıcı veya incitici olursa olsun, doğrudan doğruya fiziksel bir şiddet üretmediği sürece sadece soyut bir “gücenme” (offense) nesnesidir ve gücenme hissi asla müdahale için meşru bir yasal gerekçe oluşturamaz (2003, s. 47, 65).
.
?İşte tam bu noktada, Hobbes’un uyrukları üzerinde mutlak bir ciddiyetle tahkim etmeye çalıştığı huşu düzeni (1993, s. 127), Jacques Rancière’in Uyuşmazlık metninde kavramsallaştırdığı “polis” (police) nizamının ta kendisi olarak deşifre olur. Rancière’e göre polis, basitçe asayiş ve kolluk kuvvetlerinin cop darbeleri değil; bedenleri işlevlerine, yerlerine ve konuşma biçimlerine göre dağıtan, kimin konuşabileceğini ve neyin gürültü neyin anlamlı söz (logos) olduğunu belirleyen duyulur olanın paylaştırımıdır (2005, s. 51-52). Devlet nizamı, yani polis, Michel Foucault’nun Antik Yunan düşüncesinden süzerek tahlil ettiği üzere, kendi doğruluk tekelini (regime of truth) korumak adına belli bedenleri sessizlik gecesine mahkûm etmek ister (2005, s. 16). Deniz Göktaş, elinde mikrofonla sahneye çıktığı an, Rancière’in ifadesiyle “hiçbir payı olmayanların parçası” adına konuşan bir özne olarak belirir ve polis nizamının kurduğu o duyusal haritayı sabote eder (2005, s. 28, 52). Komedyen, devletin ciddiyet atfettiği ve tartışılamaz kıldığı nesneleri gülünçleştirerek, onları kaba birer gürültü olmaktan çıkarıp kamusal olarak akıl yürütülebilir politik nesnelere dönüştürür (Rancière, 2005, s. 56). Bu eylem, Foucault’cu anlamda tam bir parrhesia pratiğidir; zira parrhesiastes (korkusuzca doğruyu söyleyen kişi), kendisinden daha güçlü olan egemen nizam karşısında popülerliğini kaybetme veya parmaklıklar ardına atılma riskini göze alarak hakikati egemenin yüzüne fırlatmaktadır (2005, s. 13-14).
.
?Mizahın icra edildiği bu stand-up salonları, kuramsal olarak Mikhail Bakhtin’in karnavalesk adını verdiği o altüst oluş alanlarının modern seküler mabetleridir. Bakhtin’e göre karnaval, resmi ciddiyet kültürünün, dini dogmaların ve yasal hiyerarşilerin geçici olarak askıya alındığı, “kralın soytarı, soytarının kral yapıldığı” muazzam bir halk kahkahası mekanıdır (2001, s. 95). Dışarıda söylenmesi suç veya tabu olan her şey, o karanlık salonda, sahne ışığının altında meşruiyet kazanır. Ancak modern devlet nizamı, bu geçici karnaval alanlarına bile tahammül etmek istemez. Mill’in hırçınlıkla uyardığı gibi, kamuoyunun ve devletin bu müdahaleci (intrusive) püriten ahlakçılığı, bireyin yalnızca kendisini ilgilendiren o otonom alanını gri söylemiyle disipline etmeye çalışmaktadır (2003, s. 52; 2010, s. 22). Egemen nizamın yargı aygıtları vasıtasıyla komedyene doğrulttuğu o sansür kılıcı, rasyonel bir adaletin tecellisi değil; Bakhtinci halk kahkahasının yarattığı o geçici özgürlük anlarını yok etme ve Rancièreci polis düzeninin sarsılan otoritesini zorla yeniden tahkim etme girişimidir (Bakhtin, 2001, s. 96; Rancière, 2005, s. 34).
.
?Bu bağlamda metinler arası en şiddetli münazara, itaat, anlama ve eşitlik kavramları etrafında düğümlenir. Hobbes, uyrukların egemenin yapay bedenini temsilci olarak kurduğunu ve onun her eyleminin amili (author) olduklarını iddia ederek, devletin komedyeni susturma yetkisini hukuken mutlaklaştırır (1993, s. 118). Oysa Rancière, bu adli meşrulaştırmayı kökünden sarsar: Bir emre veya yasaya itaat etmek için bile, en başta o emrin anlamını kavramak, yani emredenin zihinsel eşiti olmak gerekir (2005, s. 37). İşte politikanın kurucu yanlışı (tort) buradadır: Egemen nizam, tebaasını akılsız ve dilsiz varlıklar olarak nitelemek isterken, onların yasayı anlamalarındaki o ezeli zihinsel eşitliğe muhtaçtır (Rancière, 2005, s. 38, 47). Foucault’nun dikkat çektiği gibi, Sokratik parrhesia da tam bu kurucu eşitlik üzerinden yükselir; zira parrhesiastes, egemenin karşısına onun bir bilgi ve doğruluk tekelcisi olmadığını, bilakis kendi cehaleti içinde yüzdüğünü göstermek için dikilir (2005, s. 73, 99). Deniz Göktaş’ın stand-up performansı, sıradan bir eğlence pratiği değil, egemen ile uyruk arasındaki o asimetrik söylem barajını yıkan, dille kurulan tahakkümü deşifre eden bir edimsel çelişki (contradiction performative) alanıdır (Foucault, 2005, s. 10; Rancière, 2005, s. 75).
.
Nihayetinde, Deniz Göktaş’ın stand-up sahnesinde somutlaşan o mesafeli ve politik mizahı, Hobbes’un uyrukları üzerinde mutlak bir zorunlulukla tahkim etmeye çalıştığı o yapay huşu duvarını karnavalesk bir kahkahayla un ufak etmektedir. Egemen nizamın, Mill’in ısrarla sınırlarını çizdiği “Zarar İlkesi”ni hoyratça ihlal ederek, kolektif bir gücenme hissinden yasal bir suç icad etmeye yeltenmesi, aslında Foucault’cu anlamda o korkusuz konuşmacının (parrhesiastes) işaret ettiği hakikatin sarsıcı gücünden duyulan bir acziyetin vesikasıdır. Rancière’in ifadesiyle, “hiçbir payı olmayanların” o stand-up salonunda yükselen uyuşmazlık (dissensus) çığlığı, kurulu polis düzeninin duyusal haritasını bozduğu içindir ki, yasa eliyle örülmek istenen o disipline edici kıskaç, rasyonel bir adaletin tecellisi değil; Bakhtinci halk kahkahasının vaat ettiği geçici özgürlük anlarını gri bir ciddiyet tekeliyle boğma girişimidir. Mill’in o zamansız ve sarsılmaz uyarısının tam da Deniz Göktaş’ın mikrofonunda yankılanan o çıplak hakikatle birleştiği yerde durup egemene sormak gerekir: Bir devletin değeri, nihayetinde onu oluşturan bireylerin değerine eşit olduğuna göre; susturulmuş dillerle, baskılanmış öznelerle ve hapsedilmiş kahkahalarla hangi büyük nizamı ayakta tutabileceğinizi sanıyorsunuz?
.
Bakhtin, M. (2001). Karnavaldan Romana (L. Soyikut, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Foucault, M. (2005). Doğruyu Söylemek (K. Eksen, Çev.; F. Keskin, Yay. Haz.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Hobbes, T. (1993). Leviathan (S. Lim, Çev.). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Mill, J. S. (2003). Hürriyet Üstüne (M. O. Dostel, Çev.; Ö. Çaha, Sadeleştiren). Ankara: Liberal Düşünce Topluluğu.
Mill, J. S. (2010). On Liberty. London: Penguin Books.
Rancière, J. (2005). Uyuşmazlık: Politika ve Felsefe (H. Hünler, Çev.). İzmir: Ara-lık Yayınları.
Sosyoloji18 Ağustos 2026
Eğitim Bilimleri17 Ağustos 2026