Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular İletişim
DİL DEVRİMİ VAR, YAĞMA YOK!

DİL DEVRİMİ VAR, YAĞMA YOK!

Fikir Yazıları 18 Mayıs 2024 19:32 - Okunma sayısı: 151

Nazım Mutlu

DİL DEVRİMİ VAR, YAĞMA YOK!

Son yıllarda daha çok Suriye’de, Afganistan’da, Irak’ta yaşanan savaşlar nedeniyle ülkemize sığınan çoğu Arap kökenli sığınmacıların yoğun olduğu il ve ilçelerimizde yaşanan toplumsal sorunlardan birinin de işyeri tabelaları olduğu anlaşıldı, son gelişmelerle.

Bilindiği gibi sığınmacıların işyerlerindeki Arapça tabelaların kimi belediyelerce kaldırılması üzerine CHP Genel Başkanı Özgür Özel duruma el koydu ve uygulamayı kimi gerekçelerle yanlış bulduğunu belirtti. Buna göre: 1. Arapça, Kuran dili olduğu için kutsaldır. 2. Bundan dolayı tabelalar kaldırılarak yurttaşlar incitilmemelidir.

Kimi belediyelerin sorunla ilgili davranış biçimleri yöntem olarak eleştirilebilir, tartışılabilir elbette ama konuyu “kutsallık” zırhına sokup Arapçanın bir biçimiyle toplumsal yaşamdaki yerini pekiştirmeye, dahası, bir yazı biçimine olası yeni yaşam alanları açacak bir yaklaşımı onaylamak olası değildir. Hele de bunu CHP gibi ülkemizin kurucu bir partisinin genel başkanı yapıyorsa…

Konu, dar anlamıyla günlük siyasal tartışma zemininde öteye beriye çekilecek türdendir ve bunun Karşıdevrim cephesinde bir arka planı da yok değildir. Siyasal demagoji olmaktan hiçbir nesnel gerçekliği olmayan şu tekerlemelerdeki gibi:

“Bir gecede cahil kaldık!”

“Dedelerimizin mezar taşını okuyamaz olduk!”

“600 yıllık kültür bir günde yok oldu…”

Tümüyle içi boş laflarla Cumhuriyet Devrimi’ne saldırmak için gerekçe arayanların ezberindeki sahte mermilerdir bunlar. Dileriz insanı canından bezdiren bu tür yalanları yeniden gündeme oturtmaz Özel’in “kutsal”lık çıkışı.

Yığınla toplumsal-siyasal sorunumuz arasında şimdi çok da yeri değil belki ama Dil Devrimimizin dayanaklarını ana çizgileriyle anımsama gereği doğdu, “kutsal” çıkış nedeniyle!

Yakın tarihimizin titiz araştırmacılarından Prof. Dr. Sina Akşin, Cumhuriyet’le başlayan, ardı ardına süren atılımların bütününe “Atatürk Devrimi” ya da “Cumhuriyet Devrimi” der. Çoğul eki kullanmaz, “Atatürk Devrimleri”, “Cumhuriyet Devrimleri” gibi. Bu açıdan bakınca, 1 Kasım 1928’de TBMM’de, birinci maddesinde “Şimdiye kadar Türkçeyi yazmak için kullanılan Arap harfleri yerine Latin esasından alınan ve ilişik cetvelde şekilleri gösterilen harfler Türk Harfleri adı ve hukuku ile kabul edilmiştir” diyen 1353 sayılı, “Yazı Devrimi”, “Harf Devrimi” gibi adlandırmalarla bilinen yasa, Atatürk Devrimi’nin en önemli yasalarından biridir.

Önemlidir, çünkü altı yüzyılı aşan siyasal varlığıyla dünyada uzunca süre gücüyle, son çeyreğinde ise “Hasta Adam”lığıyla yeri olan hantal bir yapıdan bir “ulus” var etmenin en önemli adımı budur: Eğer bir “Türk Dili” olacaksa önce “Türk Harfleri”, bir “Türk Kültürü” olacaksa onun önünde de “Yazı” olmalıydı. Büyük çöküşün içinden bir diriliş olacaksa, bunun yalnız “büyük” olması da yetmez. Aynı zamanda “hızlı” olması da gerekirdi. Bilelim ki bu, temeli, sağlam bir altyapısı olmayan “hız” değildir. Zamanı çoktan gelmiş, ama yapılmazsa bir daha yapılma olasılığı kalmayacak işler için gereken “hız”dır ve Cumhuriyet Devrimi, Atatürk’ün olağanüstü öngörüsüyle bu anlamda “hızlı”dır.

Bu, yazı için de böyle oldu. Bu amaçla oluşturulan ve aralarında Falih Rıfkı Atay, Ruşen Eşref Ünaydın, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Emin Erişirgil, İhsan Sungu, Ragıp Hulusi Özdem, Ahmet Cevat Emre, Celal Sahir Erozan, İbrahim Necmi Dilmen, Reşat Nuri, Fazıl Ahmet Aykaç, Besim Atalay gibi dönemin öncü yazar, şair, dilci, eğitimci aydınlarının bulunduğu “Alfabe Komisyonu”nun kararlarını kendisine getiren Falih Rıfkı’ya, yeni yazının ne zamana kadar eskisinin yerini alabileceğini soran Atatürk, “En az beş yıl” yanıtını alınca, “Bu işi ya üç ayda yaparız ya da hiçbir zaman yapamayız” der.

Daha sonra 1932’de kurulacak “Türk Dili Tetkik Cemiyeti”nin/Türk Dil Kurumu’nun da kurucuları arasında yer alan bu adlara dikkat edildiğinde, Atatürk’ün bu “hızlı” kararlarını, sonrasında günümüze dek süren Karşıdevrim iktidarlarının, özellikle bugünkü iktidarın bütün işlerinde rastlandığı ve sürekli başarısızlıkla sonuçlanan işlerindeki gibi yetersiz, yeteneksiz ve birikimsiz kadrolarla değil, donanımı bilinen uzman kadrolarla yaşama geçirdiğini, bunun için de ürünlerini kısa sürede aldığını görürüz.

8 Ağustos 1928 gecesi Sarayburnu Parkı gazinosunda seslendiği halka “Çok işler yapılmıştır ama bugün yapmak zorunda bulunduğumuz çok değerli bir iş daha vardır: Yeni Türk Harflerini çabuk öğrenmek… Kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya, bütün yurttaşlara öğretiniz. Bunu yurtseverlik, milliyetseverlik görevi biliniz. Bu görevi yaparken düşününüz ki bir ulusun, bir sosyal topluluğun yüzde onu ancak okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmezse bundan insan olanların utanması gerekir. Bu millet, utanmak için yaratılmamıştır, övünmek için yaratılmıştır. Tarihini övünülecek olaylarla doldurmuş bir millettir. En çok bir iki yıl içinde bütün sosyal topluluğumuz yeni harfleri öğrenecek ve düşüncesiyle olduğu gibi yazısı ile de uygarlık dünyasının yanında olduğunu gösterecektir” dedikten kısa bir süre sonra, 23 Ağustos günü Tekirdağ’a yaptığı ziyarette, hiçbir baskı olmaksızın halkın kendiliğinden yeni harflerle okuma yazma öğrendiğini gördüğünde, ayrı bir coşkuyla karatahta başına geçecektir.

İslamlığın benimsenmesiyle önce küçük topluluklarda etkisini gösteren, zamanla İmparatorluk coğrafyasının bütününde yazı diline dönüşen Arap harfleri için, kendi dönemi ve koşulları içinde düşünüldüğünde doğal karşılanabilecek bir tarihsel yerleşme süreci vardır. Ancak iş, henüz 14. yüzyıldayken Âşık Paşa’nın anlatımıyla “Türk diline kimesne (kimse) bakmaz idi / Türklere hergiz (hiçbir zaman) gönül akmaz idi” gibi bir aydın aymazlığıyla sonuçlanmıştı. Ta o zaman asıl yapılması gereken iş, Türkçeyi “Ey pây-bend-i dâm gehi kayd ü nâm ü neng / Tâkey heva-yı meşgâle-yi dehr-i bidireng” (Bâki, 16. yüzyıl) benzeri yapay zorlamalarla yüzyıllarca sürüklene sürüklene giden bir akışa bırakılmamasıydı. Ancak devrimler, altyapıları bütün boyutlarıyla olgunlaşmayınca gerçekleşmiyor. Dolayısıyla yüzyıllara bırakılmış bir “kültür” devrimi 20. yüzyılın ilk çeyreği aşıldıktan sonra yapılabilmişse, burada, Karşıdevrimcilerce yıllardır sürdürülen “Bir gecede cahil kaldık” aldatmacasının zerrece geçerliliği yoktur. Tersine, neden yüzyıllar öncesinden böyle bir devrimin yapılmadığına yanmak gerek.

Dilimiz bugün Cumhuriyet Devrimi’nin kurduğu sağlam temellerle özünü bulmuş, yazıda sağlanan doğal ve varsıl olanaklarla yatağında akmaktadır. Biçimsel yeniliğini Latin harflerinin bünyesine uygun yazısıyla, özsel yeniliğini özleştirme çabalarıyla bulan Türkçemiz için doğru olanını Atatürk ve çevresindeki önder dil-yazın-eğitim uzmanları gerçekleştirmişlerdir. Bugün kimi okullara (imam hatipler, sosyal bilimler liseleri) zorunlu, kimilerine seçmeli yollarla dayatılan Osmanlıca, Arapça dersleriyle varılacak sonuç, ülkemizin geleceği için zaman kaybıdır. Dilde geçerli kural, yaşamın bütün alanlarındaki doğal kurallar gibidir: Kolaylık, anlaşılabilirlik, yararlılık.

Onca uğraşıyla Cumhuriyet’e ancak yüzde 5’lik bir okuryazar kalıtı bırakabilen bir Osmanlı “maarif modeli”nin yeni özlemcileri için bu bağlamda söylenebilecek tek şey kalıyor: Geçmiş olsun!

Dilimiz, gelecek yüzyıllarda bulunabilecek olası daha doğal, daha kolay bir yazı biçimine evrilebilir belki. Ama bizim için ses yapısıyla, yazım güçlüğüyle, anlam bulanıklığıyla dolu bir yazı biçimine, Arap yazısına dönüş, heveslileri için suyu çekilmiş hayaldir, kuru bir düştür.

Arap sığınmacıların bulundukları yerlerdeki Arapça işyeri tabelalarına (ki aynı kuralın İngilizce, Fransızca gibi Batı dilleriyle yazılan tabelalar için de geçerli olduğunu da unutmadan) dokunulmazlık Atatürk Devrimi’nin en başarılı alanı olan Türkçe atılımını “kutsal”lık gibi yüzyıllardır istismar edilen gerekçelerle boşa çıkarmaya çalışmak, herkesi boşluğa düşürür.

Kısaca: Dil Devrimi var ve bütün engellemelere karşın tıkır tıkır işliyor, yağma yok!

Yorumlar (0)

SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Fikir Yazıları
Eğitime neler oluyor?-2

Fikir Yazıları19 Temmuz 2024 15:56

Eğitime neler oluyor?-2

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU İÇİN BİRLİK VAKTİ

Fikir Yazıları17 Temmuz 2024 19:45

ÖĞRETMENLİK MESLEK KANUNU İÇİN BİRLİK VAKTİ

Sevgi ve Hoşgörüyle Harmanlanmış Toprak Nedir?

Fikir Yazıları17 Temmuz 2024 15:31

Sevgi ve Hoşgörüyle Harmanlanmış Toprak Nedir?

Bu Yaz!

Fikir Yazıları16 Temmuz 2024 12:17

Bu Yaz!

Milli Eğitim Bakanı Hangi Çamı Devirdi?

Fikir Yazıları16 Temmuz 2024 12:13

Milli Eğitim Bakanı Hangi Çamı Devirdi?

KUTUNUN DIŞINDA DÜŞÜNMENİN GÜCÜ

Fikir Yazıları14 Temmuz 2024 22:32

KUTUNUN DIŞINDA DÜŞÜNMENİN GÜCÜ

Bireyin Anlam Arayışı

Fikir Yazıları14 Temmuz 2024 21:44

Bireyin Anlam Arayışı

Türkçe ve Tarzancalar

Fikir Yazıları08 Temmuz 2024 17:21

Türkçe ve Tarzancalar

Eğitime neler oluyor?

Fikir Yazıları04 Temmuz 2024 22:49

Eğitime neler oluyor?

Harun Tepe ile İnsan Hakları Gündemi

Fikir Yazıları04 Temmuz 2024 22:26

Harun Tepe ile İnsan Hakları Gündemi