Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Eğitim Bilimleri Ekonomi Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular İletişim
“EĞİTİMDE YENİ ARAYIŞLAR: EĞİTİM SİSTEMİMİZİN FELSEFİ KARŞILIĞI VE KARŞILAŞTIRILMASI ” RÖPORTAJ SORULARI

“EĞİTİMDE YENİ ARAYIŞLAR: EĞİTİM SİSTEMİMİZİN FELSEFİ KARŞILIĞI VE KARŞILAŞTIRILMASI ” RÖPORTAJ SORULARI

Bilim Felsefesi 26 Mart 2022 20:04 - Okunma sayısı: 1.486

CEMİL KURT

“EĞİTİMDE YENİ ARAYIŞLAR: EĞİTİM SİSTEMİMİZİN FELSEFİ KARŞILIĞI VE KARŞILAŞTIRILMASI ” RÖPORTAJ SORULARI

Cemil KURT:Sayın Prof. Dr. Veysel Sönmez, “Eğitimde Yeni Arayışlar: Eğitim Sistemimizin Felsefi Karşılığı ve Karşılaştırılması” söyleşimizi kabul ettiğiniz için şahsım ve Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi adına çok teşekkür ediyorum.
1. Sayın Hocam, denir ki “Eğitim felsefeniz yoksa siz de yoksunuz” ve yine denir ki “İnsan sadece eğitimle insan olabilmektedir”. Bu çerçevede eğitim felsefesi ile eğitimdeki uygulama karşılığını bizimle paylaşır mısınız? Eğitim felsefesi nedir? Ne değildir? Açıklar mısınız?
Prof. Dr. Veysel Sönmez:Felsefenin pek çok tanımı vardır. Benim tanımım “gerçeğin tümüyle temellendirmeye dayalı bağ kurma süreci ve bu sürecin sonunda elde edilen dirik bilgiler” dir. Felsefe gerçeğim tümünü açıklamaya çalışır. Bu işi yaparken temellendirmeyi kullanır. Temellendirme akla dayalı çelişmeyen önermeler zinciridir, çıkarımıdır. Bu açıdan felsefeyi ele alınca bir bakıma yaşama bakış açımızdır. Diğer bir değişle felsefesiz yaşam olamaz. Ne yaparsak, temelinde felsefe olabilir. Felsefeden kaçınmayız. Bu bağlamda eğitim de felsefeyi temele almak zorundadır. Eğitim istendik davranış değişikliği oluşturma süreci olarak ele alınırsa, o zaman istendiğin ölçütlerinin büyük bir kısmı felsefeye dayanır. Sözgelişi “iyi insan, yurttaş olma” tamamen felsefi ölçütler içerir, iyi etiğin konusudur. Her felsefi anlayışa göre değişir. İdealizme göre akla uygun olan iyidir. Realizme göre ortada olmak iyidir. Yani aşırılıklardan kaçmak gerekir. Pragmatizme göre yarar sağlayan her davranış iyidir. Marksizm’e göre ise üretimde bulunan ve emeğin hakkını veren her davranış iyi olarak kabul edilir. Egzistansiyalizme göre ise iyi her insana göredir. Olabilirlik te ise her değer yeri ve zamanı gelince iyi ya da kötü olabilir.
Ayrıca hedef davranışları yani kazanımları saptarken belirleyiciler olan “birey, konu alanı, toplumsal ve gerçekten” sonra aday hedefler eğitim süzgeçlerinden geçirilmelidir. Bu süzgeçler eğitim ekonomisi, eğitim sosyolojisi, eğitim psikolojisi ve eğitim felsefesidir. İşte eğitim felsefesinden aday istendik davranışlar geçmek zorundadır. Bu bağlamda eğitim felsefesi kaçınılmazdır. Eğitim felsefesi yalnız kazanımları(hedefleri) değil içeriği, eğitim ve sınama durumlarını da etkiler. Böyle olunca bunlar arasında yalnız olgusal değil aynı zamanda mantıksal tutarlılık aranır. İşte mantık tutarlılık devreye girince felsefe başlar. Örneğin sunulan içerik kazanımları destekliyor mu, onlarla ilgili mi, mantıksal olarak tutarlı mı?” gibi nelikler açısında irdelenmek zorundadır. Tüm bu irdelemeler felsefi analiz gerektirir. Bu durumda eğitim ve sınama durumları da felsefi açıdan irdelenmelidir. Eğitim programlarının hazırlanması, uygulanması, değerlendirilip geliştirmesi sürecinde felsefe her basamakta devreye girer. Bundan kaçınamayız.

Eğitimin nesnesi insandır. İnsan nedir sorusuna verilen her yanıt felsefi bir temele dayanır. Bu bağlamda felsefeden kaçınamayız. Bilim de felsefeyi temele alır. Bilim felsefesi olmadan bilim yapamazsınız. Bilim gerçeğin bir kısmıyla kanıtlamaya dayanarak bağ kurmaya çalışır. “Gerçek nedir, insan nedir? Bilgi nedir” soruları felsefenin sorularıdır. Bunlar ontolojinin ve epistemolojinin alanına girer. Bu bağlamda da felsefeden kaçılamıyor.

“İnsan yalnız eğitilince insan olur” düşüncesi de bir felsefeye dayanmaktadır. Bu bir bakıma idealist görüşü temele alır. Eflatun insan aklını kötüye kullanma eğilimindedir. Eğitilirse akıl iyiye, doğruya dönebilir” anlayışındadır. Bana göre verilen eğitimin niteliğine göre insan, insan olabilir. Sözgelişi Hitler, Salazar, Franko’nun emperyalistlerin, sosyalistlerin, diktatörlerin ülkelerinde de eğitim vardı. Bunların eğitim dizgelerinden yetişen kişilerin ne derece insan oldukları tartışılabilir. Her devlet, kendi uzak hedefine göre insanını yetiştirmek ister. Bunlar anayasalarında yazılıdır. Bu uzak, ya da anayasal hedefler felsefi belli ölçütlere dayanır. İşte bu ölçütler insanın biyolojik, toplumsal, psikolojik yeteneklerine ne derce uygumsa, insan o derece insanlaşabilir. Uygun olmayan bir eğitim dizgesiyle insan, insan olmayabilir. Nitekim Ziya Gökalp, Osmanlı Eğitim dizgesinin yetiştirdiği kişilerin istendik ölçütlerde olmadığını savunur. Eğer çağdaş bilim, sanat, felsefeyi temele alan, sorun çözen, kendini sürekli yenileyen, gizil yeteneklerini en uç sınıra getiren, vatanını, devletini, milletini, insanlığı, doğayı seven ve koruyan, erdemli, eğilmeyen, yalakalık yapmayan, hak, hukuk, adaleti, doğruyu, iyiyi güzeli savunan ve yaşama geçiren, örnek insan olan, çağdaş yaşamı benimseyip geliştiren insanlar yetiştirirsek ve böyle bir eğitim dizgesini oluşturup devreye sokarsak, o zaman eğitimin insanı insanlaştırdığını savunabiliriz. Yoksa her eğitim dizgesi insanı insanlaştırmıyor. Öyle olsaydı, insanlık pek çok vahşeti yaşamazdı ve halen de yaşıyor olmazdı.

Cemil Kurt: Sayın Hocam Cumhuriyet tarihimiz sürecinde eğitim felsefemizin macerası nereden nereye gelmiştir? Milli Eğitim Bakanlığının günümüzde geldiği eğitim felsefesi ve alt boyutlarını dayandırdığı yapıyı nasıl değerlendirirsiniz? Açıklar mısınız?
Prof. Dr. Veysel Sönmez:Cumhuriyet döneminde kâğıt üzerinde Pragmatik felsefenin ilerlemecilik anlayışına dayalı bir eğitim felsefesinin benimsendiği söylenebilir. Uygulamada ise, Köy Enstitüleri hariç, daimicilik, genellikle esasicilik baskındır. Şimdi ise, çağdaş bilim, sanat ve felsefeden uzaklaştırılmış, temele ortaçağ yoz inanç anlayışı (gerçek İslam değil) alınmaya çalışılmaktadır. Tarikatların, cemaatlerin görüşleri eğitim dizgesinde işe koşulmaktadır. Bu bağlamda çağdaş bilim, sanat, felsefeden uzaklaştırılmış, hurafelere, söylencelere, skolastik düşünceye dayalı, kul anlayışının baskın olduğu, dinci ve kinci kuşaklar yetiştirme amaçlanmıştır.

Cemil KURT:Günümüz dünyasında eğitim uygulamalarını düşündüğümüzde, eğitimi gelişmiş ülkelerin eğitim felsefesine bakışı ile ülkemizin eğitim felsefesine bakışı arasında farklılıklar ve benzerlikle nelerdir? Ülke olarak nasıl bir “eğitim felsefesi bakışı” denizinde yelken açmalıyız? Açıklar mısınız?
Prof. Dr. Veysel Sönmez:Sömürgeci, emperyalist, kapitalist özellikle Batı toplumları Pragmatik Felsefeyi 21. Yüzyıla dek eğitim ve devlet dizgelerinde kullanmışlar, bence hala da kullanmaktadırlar. Buna karşın sosyalist blok Marksist eğitim anlayışını işe koşmuştur, dağıldıktan sonra onlar da pragmatik felsefeye geçmeye çalışmışlardır. Bugünlerde ise genellikle dünyada post modern anlayış hem devlet, hem de eğitim anlayışında baskın olmaya başlamıştır. Bu anlayış sömürgeciliğin, emperyalizmin yeni bir yüzü olan küreselleşmeyi sağlamak için devreye sokulmuştur. Bu yaklaşım emperyalizmin yeni yüzüdür. Yani isim değişmiştir. Amaçları yine aynıdır. Dünyanın bütün kaynaklarını ele geçirmek ve kendi gönençleri ve amaçları için kullanmaktır. Türkiye’de bu anlayışa uygun olarak 2005’ten sonra eğitim Programları değiştirilmiş, kazanımlar yeniden düzenlenmiştir. Ulusal birlik, bütünlük, tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek dil, ulusal ekonomi, savunma, çağdaş bilim, sanat, felsefenin yerine, etnisitelere dayalı, parçalanmış, eyaletlere ayrılmış, özerk bölgelerden oluşan topluluklar, çok dillilik ulus devletin yerine konulmaya çalışılmıştır. Bilim tek problem çözme yolu olmaktan çıkarılmış, onunla birlikte, din, efsane, gelenek ve göreneklere yer verilmiş, alternatif çıkış yolları ileri sürülmüş ve kullanılmıştır. Tarikatlar, cemaat ve cemiyetler önem kazanmıştır. Gerçek dünyanın yerini sanal dünya almaya başlamıştır. Bu nelikler gelişmekte olan devlet ve ülkelerin parçalanıp kaotik bir ortama sürüklenmelerine neden olmuştur. Biz de böyle çok tehlikeli bir sürecin içine girmeye başladık. Buradan hızla çıkıp yeniden devletin kuruluş ayarlarına dönmemiz gerekir. Batı’nın sana ne yapması gerektiğini tavsiye etmesine değil; onun ne yaptığına bakılmalı ve ona göre davranılmalıdır. Kendileri küreselleşmenin hiçbir ilkesini yerine getirmiyorlar, hala ulus devletin tüm özelliklerini savunuyorlar.

Benim oluşturduğum modele göre bizim eğitim dizgemiz olabilirlik felsefesini temele alıp aşağıdaki gibi düzenlenebilir.

Tüm uygarlıklar ve güçlü devletler temele çağdaş bilim, sanat ve felsefeyi almışlardır. Bilim somut olgulara, nesnelere, doğru iletişime, mantığa, deney ve gözleme dayanır. Nesne ve olgularla insan etkileşime girerek onlar hakkında bilgi, beceri, duygu ve sezgi elde edebilir. Sözgelişi taş, hayvan, bitki, yıldızlar, böcekler, mikroplar olmadan ve onlarla etkileşime girmeden onlar hakkında doğru, geçerli ve güvenilir, sorun çözücü bilgi, beceri, duygu elde edemeyiz. Bunları elde ederken deney ve gözlemle birlikte aklımızı da kullanırız. Bu verileri akıl süzgecinden geçiririz. Sonra matematik diline, geometriye yani sayı ve şekle çeviririz. Bu basamaklar olmadan fizik, kimya, biyoloji, astronomi, jeoloji gibi fen bilimlerini oluşturamayız. Zaten bilimlerin gelişiminde bu süreci gözleyebiliriz. Fen bilimleri oluştuktan sonra, bazen onlarla birlikte sosyal bililer gelişiyor. Sosyoloji, psikoloji, antropoloji, etnoloji gibi bilimler fen bilimlerinden sonra olgunlaşıyor. Tarih ve edebiyat için de aynı savı ileri sürebiliriz. Fen ve sosyal bilimlerin üzerine sanat, etik, din oturtturulursa ve tüm bunlar felsefeye dayandırılırsa tutarlı bir kültürel yapı ve uygarlık kurulabiliyor. Tüm uygarlıklarda ve güçlü devletlerde eğitim böyle bir yapıya sahiptir denebilir. Bunu, tüm uygarlıkları inceleyince görebiliyoruz. Bu görüş aşağıdaki gibi gösterilebilir.

Uygarlık konisine uygun bir eğitim yapılırsa, toplum ve birey maddi ve manevi açıdan hızla kalkınabilir. Çağdaş toplum olabilir. Uygarlık düzeyinin üstüne çıkabilir.
Uygarlık konisinde değerlere kadar olan kısım gerçekleşir, ondan sonraki değerler, inanç ve felsefeye gerekli ağırlık verilmezse, yani tutarlı değerler topluma ve bireye genellikle kazandırılmazsa, toplum ve birey duyarsızlaşabilir; bencilleşebilir; robotlaşabilir.

Değerler, inanç ve felsefeye kadar olan kısma gerekli önem verilmez, yalnız değerlere ve inanca ağırlık verilirse, toplum giderek sürüleşir, bağnazlaşır, kendini yenileyemez; sonra güçlü toplumlar tarafından ortadan kaldırılabilir.
Uygarlık konisine uygun bir eğitim yapılırsa, toplum ve birey maddi ve manevi açıdan hızla kalkınabilir. Çağdaş toplum olabilir. Uygarlık düzeyinin üstüne çıkabilir.
Uygarlık konisi yan yatarsa, dizge hızla entropiye kayar. Yeterli enerjiyi her basamak alamadığından, birbirlerinin düşmanı gibi çalışırlar ve sistem hızla çöker. Nitelikli insanlar sistemden uzaklaşırlar. Niceliğe ağırlık verilir. Çıkarcı, düzenbaz, yalaka, asalak, niteliksiz kişiler toplumda yaygınlaşır.
Yan Yatmış Uygarlık Konisi ve Eğitim


Uygarlık konisi tersine çevrilirse, toplum yozlaşır. Değerler ve inanç gerçek neliklerini kaybeder. Tarikatlara, cemaatlara, etnisitelere bölünür. Güçlü uygarlıkların uşağı, kölesi, savunucusu olur. Bu bağlamda diğer güçlü toplumlar tarafından sömürge edilir. Zamanla yıkılabilir.

Tersine Dönmüş Uygarlık Konisi ve Eğitim

Çok yakın bir gelecekte eğitim beyin mühendisliği olabilir. Bugünkü veriler tüm öğrenmelerin beyimde olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda yakın bir gelecekte yalnız eğitim değil tüm meslekler beyin mühendisliği sonucu oluşturulabilir. Nitekim yapay zekâ ve genetik mühendisliği ile ilgili çalışmaları bunun habercisi olabilir.

Cemil KURT:Dünya ve ülkemiz pandemi salgınından geçmektedir. Salgının tüm dünyanın ezberlerini bozduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda eğitim ezberlerinin de bozulduğu ortadadır. Ülkemiz eğitim yönetiminin salgını nasıl yönettiğini düşünüyorsunuz? Eğitimi gelişmiş ülkelerin salgın yönetimi ile ülkemiz arasında sizce nasıl farklar oluştu? Eğitim yönetimimiz salgını nasıl yönetebilirdi, yönetmeli? Açıklar mısınız?

Prof. Dr. Veysel SÖNMEZ:1978-1980 yılları arasında bir seminerde sunduğum sanal çalışmamda gelecekteki olası eğitim sistemleri üzerinde durmuştum. Bu çalışmam daha sonra kitap olarak basıldı. Öğretmen Elkitabında da bu konuda bölümler var. Bu çalışmamda gelecekte 4 eğitim dizgesinden bahsediyordum. Bilgisayar destekli eğitim, bilgisayarlarla eğitim, robotlarla eğitim, biyo-teknolojik eğitim. Robotlarla eğitim İzak Asimov’un görüşüydü. Onun bir makalesinden yararlanmıştım. Diğer üçü tamamen benim görüşümdü. Bu dört görüşün zamanla oluştuğu görmeğe başladım. Özellikle bilgisayar destekli eğitim pandemiden önce ABD’nin çoğu üniversitesinde master ve doktora programlarında yapılmaktaydı. Bizde de Anadolu Üniversitesi bunu önce mektupla, daha sonra televizyonla ve şimdi de bilgisayarla yapmaktadır. Biz genellikle bu tür eğitime hazırlıksız yakalandık. Dünyanın pek çok ülkesi de bizim gibi hazırlıksız yakalandı. Özellikle ilk ve ortaöğretim için bu söylenebilir. Gelişmiş ülkeler de sıkıntı yaşadılar; fakat bunu kolay atlatabiliyorlar. Oysa biz özellikle ilk ve ortaöğretimdeki sıkıntıyı büyük oranda atlatamadık. Yükseköğretim ilk ve ortaöğretime göre bira daha rahat. Görebildiğim kadar teknoloji, donanım, yetişmiş eleman, öğretmen ve öğretim üyesinin Teknoloji kullanımında yetersizliği, geleneksel tutumdan vazgeçmeme gibi değişkenler çevrimiçi eğitimi etkilemektedir. Bunların da kısa sürede kaldırılması olası görülmemektedir. Çok yakın bir gelecekte bilgisayarlarla eğitim tüm eğitim dizgesine egemen olabilir. Okulların ve öğretmenlerin iş görüsü değişebilir. Uzak olmayan bir gelecekte ise eğitim ve diğer meslekler beyin mühendisliğine dönebilirler. Yapay zekâ bunun habercisi gibi görünüyor. Eğitim o durumda tamamen değişebilir. Bundan sonra tüm deneyimlerden yararlanarak Milli Eğitim Bakanlığı yeniden örgütlenmelidir. Bu geleneksel ve hantal örgüt yapısından vaz geçmeli, yeni teknolojilere ve gelişmelere göre yeni bir örgüt modeli değiştirilip geliştirilmelidir.

Yorumlar (5)

Mustafa ÖZKURT - 28 Mart 2022 10:31

Her ikimizinde ağzına sağlık. Çok güzel oldu. Selamlar

Mustafa Gökhan Arslan - 27 Mart 2022 22:54

Veysel hocam, size kıymetli bilgiler vermiş Evetinsan eğitim ile insan olur.. Emeğinize sağlık hocam

Mustafa Gökhan Arslan - 27 Mart 2022 22:53

Veysel hocam, size kıymetli bilgiler vermiş Evetinsan eğitim ile insan olur.. Emeğinize sağlık hocam

Mustafa kurt - 27 Mart 2022 22:33

Çok gerçekci ve ideal açıklama ve bilimsel düşünce ve saptamalar.çağdaş düşunce yorum ve bilimsel saptamaların ürünü açıklamala?.sana ve hocamıza bu çağdaş saptamalarından dolayı teşekkür ediyorum,çalışmalarında başarılar diliyorum.

Mustafa Tekinbaş - 27 Mart 2022 22:27

Tebrik ederim
SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Bilim Felsefesi
Prof. Dr. Ali BALCI ile Türk Üniversitelerinin  Bazı Sorunları Üzerine Röportaj

Bilim Felsefesi20 Eylül 2022 20:28

Prof. Dr. Ali BALCI ile Türk Üniversitelerinin Bazı Sorunları Üzerine Röportaj