Nirvana Sosyal

Anasayfa Künye Danışmanlar Arşiv SonEklenenler Sosyal Bilimler Bilimsel Makaleler Sosyoloji Fikir Yazıları Psikoloji-Sosyal Psikoloji Antropoloji Tarih Ekonomi Eğitim Bilimleri Hukuk Siyaset Bilim Coğrafya İlahiyat-Teoloji Psikolojik Danışma ve Rehberlik Felsefe-Mantık Ontoloji Epistemoloji Etik Estetik Dil Felsefesi Din Felsefesi Bilim Felsefesi Eğitim Felsefesi Yaşam Bilimleri Biyoloji Sağlık Bilimleri Fütüroloji Edebiyat Sinema Müzik Kitap Tanıtımı Haberler Duyurular İletişim
“Kol kırılır, yen içinde kalır”

“Kol kırılır, yen içinde kalır”

Eğitim Bilimleri 24 Ocak 2022 17:51 - Okunma sayısı: 3.380

Prof.Dr.Binnur Yeşilyaprak Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü PDR Anabilim Dalı (emekli) Öğr.Üyesi

Kol kırılır, yen içinde kalır”

Doğduğumuz aile içinde yetişme sürecinde, o toplumda üst kuşaklardan gelen kültürel kodlamalar, ‘sosyal yazılım’ yoluyla, genellikle bilinçsizce bizlere aktarılır.. Henüz küçük bir çocuk iken zihnimize formatlanan bu öğretiler, farkında olmadan kişiliğimizi biçimlendirir. Yetişme sürecimizde, doğrudan ya da dolaylı yollardan yüzlerce-binlerce kez tekrarlanan yaşantılar yoluyla üzerinde düşünmeden-sorgulamadan alıp içselleştirdiğimiz bu kodlamaları kabullenerek yaşam stilimizi oluştururuz. “Yaşam stilimiz” yani A. Adler’in ifadesi ile yaşamda nasıl tavır alacağımız, dünyaya nasıl bakacağımız, nasıl davranıp olayları nasıl değerlendireceğimiz.. Yani Benliğimiz, yani kişiliğimiz..

İşte yukarıdaki atasözü de böyle bir kültürel kodlamadır. Zihnimize, sosyal yazılım ile atılmış bir formatlamadır. 'Dostlar arasında, aile içinde ya da kurumsal bir örgüt içinde yaşanan kavgaların, anlaşmazlık ve çatışmaların, daha da ötesi yanlış ve kusurların sır olarak kalması gerektiği' şeklinde ifade edilebilir.

Buna göre; birbirine bir şekilde (genetik-kültürel-sosyal vb bağlar ile bağlı)yakıninsanlar ve/veya gruplar arasında olabilecek sorunların, çatışmaların yine bu grup içerisinde konuşulması ya da halledilmesi gerektiği kabul edilir. Yaşanan problemler mümkün olduğunca kendi aralarında kalmalıdır; çözülmese de başkalarına duyurulmaması istenir.

"Yen" eski dilde elbise kolu anlamındadır, yani kişinin kolunun ne halde olduğu dışarıdan görünmez. Yen içindeki kol kırıkta olsa, acısı yüreğine de otursa kimse görmez, bilmez. Çünkü susması öğretilmiştir ona!. Çünkü o sesini çıkarırsa grup içindeki bir ‘yanlışlık’ ortaya çıkacaktır.

Bu sözde bir yanlışlık var!

Atasözlerimiz, kültürümüzün güzelliklerini, olumlu değerlerini yansıttığı gibi, aksayan yönlerini göstermesi açısından da çok önemlidir kanımca. Bazı atasözlerimiz var ki toplumumuzun genlerine sızmış yanlışları işaret eder bize, yukarıdaki sözde olduğu gibi!

Aile ve arkadaş ortamını diğer insanlardan yalıtan, başkalarını dışarıda bırakan, düşmanlaştıran, herhangi bir sorunu başkalarının bilmesi durumunda bunun kendisine zararı olacağını savunan bir yaklaşımdır bu!. İnsan psikolojisinde “Ben iyiyim, sen kötü” olarak ifade ettiğimiz patolojik duruma işaret eder! Başkalarına güvenmemeyi ve ötekileştirmeyi telkin eder alttan alta.

Yaslandığı mantığı şöyle özetleyebiliriz: Aile içindeki, kurum içindeki, arkadaş ortamındaki sorunların dışarıdaki insanlara duyurulmaması gerekir. Bu yaklaşım ancak çevresinden çekinen baskıcı bir ebeveynin, hataları ortaya çıksın istemeyen otoriter bir aile büyüğünün veya gizli kapaklı işlerini sonsuza dek sürdürmek isteyen diktacı bir yöneticinin dileği olabilir. Bir diğer ifade ile güçlü olanın egemenliği altındaki zayıf olanın boyun eğmesi, ses çıkarmaması ve başına gelene katlanması öğütlenir bu söz ile.

'Kol kırılır yen içinde' yaklaşımı,çocuk istismarından, kadına yönelik şiddete, anti demokratik yönetim anlayışından toplumsal ayrışmaya kadar uzanan pek çok sorunun sürüp gitmesinin ana nedenlerinden birisidir oysa.

Susturulan Kadınların Yaşadığı Coğrafyalar

Bu tip atasözleri, bizim gibi geleneksel /muhafazakar toplumlarda daha çok ‘kadınlar’ için bağlayıcı bir işleve sahiptir. Kadın yen içindeki kolunun acısını belli etmez; sorun çözülmese de sadece susar, boyun eğer ve hiçbir şey yokmuş gibi yaşamını sürdürür. Çünkü kadınlara, genellikle sorunların konuşulması ve uygun şekilde çözümlenmesi yöntemlerini uygulamak değil, susmak ve boyun eğmek öğretilmiştir, özellikle bizim kuşağımızda.

Kadına yönelik şiddet olaylarında AB ve OECD ülkeleri arasında zirvede (!) olmamızın bu yaklaşım ile bir ilişkisi yok mu sizce?

2021 yılında 2296 kadın cinayeti işlenmiş olmasının, bunların 392’sinin kadın ölümüyle sonuçlanmış olmasının bu yaklaşım ile bir ilişkisi yok mu sizce?

“Koruma kararı” çıkarılan kadınları koruma görevinde ihmalkar davranan, yeterli önlemleri almayan-çoğunlukla-erkek görevlilerde yerleşmiş olan ‘kadının erkeğe boyun eğmesi gerektiği anlayışının’ bir etkisi yok mu sizce?

Bence var!. Bu nedenle yazdığım son kitapta (Öz Terapi) bireysel bir örnekten yola çıkarak, toplumsal bir sorun olan bu durumu analiz etmeye çalıştım.

‘Öz Terapi’ kitabı kırık kollu kadınların sessiz bir çığlığı olarak okunmalıdır!

Öz Terapi kitabı, yen içinde saklanan kırık kollu kadınların yaşadığı coğrafyadan yükselen sessiz bir çığlıktır .. Çünkü bu acıları kanıksayan, toplumsal baskılar ve kültürel öğretiler sonucu suskun kalmayı seçen kadınlar; bu travmaların kuşaktan kuşağa aktarılmasına yol açıyor farkında olmadan.. Bir diğer ifade ile sadece yen içindeki kırık kolun acısına katlanmak zorunda kalmıyor, sonraki kuşakların da aynı acıları yaşamasına yol açıyor bir bakıma. Bu kitapta anlatılanlar bir sorgulama, bir yüzleşme sağlıyor okuyucuya da! Kadın okurlar olduğu kadar erkek okurlar da sarsılıyor, etkileniyor aldığım geribildirimlere göre..

Kafka’nın dediği gibi; “Kitaplar, donmuş denizimizi çözen balta olmalıdır!”

İşte öz terapi süreci de içimizdeki acılarla yüzleşme sağladığı için donmuş içsel denizimize indirilen bir balta etkisi yapabiliyorsa, yukarıdaki atasözünde içselleştirdiğimiz pek çok inancı sorgulamaya başlıyoruz ister istemez.

Aslında baştaki atasözünün –pek de kullanılmasa da- tamamı şöyle:

“Baş kırılır fes içinde, kol kırılır yen içinde”

Doğal yazılımı baskılayan sosyal yazılım, erkeği de kadını da kendi öz’ünden uzaklaştırıyor.. Öyle ki kadını ‘boyun eğen’, pasivize eden bu formatlar karşılığında, erkekler de bunu sürdürmek için kendisinden beklenen ‘erkeklik’ rollerini sürdürerek yine sosyal baskı altında doğal niteliklerinden uzaklaşıyorlar. Özellikle “namus” anlayışını oluşturan yanlış beklenti ve formatlamalar hem kadınların hem de erkeklerin cinsel gelişim ve ihtiyaçlarını kabul ederek sağlıklı bir cinsel yaşam sürdürmelerini engelliyor. Toplum içinde kültürel ve dinsel öğretiler çerçevesinde ‘tabu’ olarak görülen bu konu, ‘ayıp’ ve ‘mahrem’ etiketleri ile açıklanması ‘yasak’lanmış sırlar olarak ömür boyu taşınıyor. Giderek bu durum, hem kadını hem erkeği kendi gerçeklerinden uzaklaştırarak, göstermelik davranış kalıplarını sürdüren, kendine ve ilişkilerine yabancılaşan kişilere dönüştürüyor.

Peki ama kırık başlar ve kırık kollar ile sağlıklı ve özgür bir yaşam sürdürmek olası mı? Bu sözde vurgulandığı gibi acılarımızı saklayıp bastırarak, kanıksayıp yok sayarak ve kimselere göstermeden yaşamı ‘rol yaparak’ sürdürmek mümkün mü?.

İkiyüzlü yaşamlarımızdan bıkmadık mı?,

Rol yaparak ve kendi özümüzden uzaklaşarak yaşamaktan yorulmadık mı?

Giderek daha çok “çekilmez” hale gelen yapay ilişkilerimizden bunalmadık mı?

Sorunlarımızdan kaçmak ve kendi gerçeğimizle yüzleşmemek için kendimizle saklanbaç oynamayı daha ne kadar sürdürebiliriz?

Kendimizle yüzleşmek bu kadar mı korku veriyor bize?

Kendimizle Yüzleşmek

Öz Terapi kitabı, eğer bu konuda düşünmek ve kendi içinize bir yolculuk yaparak bunlarla yüzleşmek isterseniz size eşlik etmeye hazır. Belki de kırık kolları sarmanın ve iyileştirmenin zamanı artık gelmiştir!

Kitap, bireysel bir yaşam öyküsü üzerinden toplumsal patolojilerimizi incelemesi açısından anlamlı. Çünkü okuyucu olarak siz de, yazarın kendi yaralarını göstererek tuttuğu ışıkta; doğup büyüdüğünüz bu toplumdaki kadın ve erkek rolleri, beklentiler, baskılar yani sosyal yazılımın kendi hayatınızdaki etkilerini görmeye ve sorgulamaya başlıyorsunuz. Bu yüzleştirme nedeniyle kitabın zaman zaman okuyucuyu zorlayıcı bir kurgusu var; insan kişiliği ve ahlakı ile ilgili kişisel, kültürel ve evrensel durumlara ilişkin sorgulamalara yol açma potansiyeli taşıdığı için. Tam da bu nedenle huzursuzluğun içinden geçerek huzura ulaşma umudu barındırıyor aynı zamanda.

Kim bilir, belki de değişim için kendinize izin vermeyi seçersiniz bu kitabı okurken..

O halde, iyi okumalar, iyileştirici okumalar..

B.Y. 21 Ocak 2022, Ankara

Yorumlar (1)

Cemil KURT - 28 Ocak 2022 00:09

Kaleminize sağlık hocam...
SON EKLENENLER
ÇOK OKUNANLAR
DAHA ÇOK Eğitim Bilimleri
EĞİTİM PROGRAMI MODELLERİ

Eğitim Bilimleri14 Temmuz 2024 22:16

EĞİTİM PROGRAMI MODELLERİ

Eğitimi yönetmek ve Öğretmenlik meslek kanununa farklı bir bakış

Eğitim Bilimleri14 Temmuz 2024 21:28

Eğitimi yönetmek ve Öğretmenlik meslek kanununa farklı bir bakış

Eğitimde Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimleri: Yapay Zekâ Çerçevesinde Bir İnceleme-V

Eğitim Bilimleri05 Temmuz 2024 10:50

Eğitimde Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimleri: Yapay Zekâ Çerçevesinde Bir İnceleme-V

Eğitimci-Yazar Kadriye Demirel

Eğitim Bilimleri21 Haziran 2024 13:02

Eğitimci-Yazar Kadriye Demirel

Hasan Güneş

Eğitim Bilimleri17 Haziran 2024 17:45

Hasan Güneş

Eğitim Bilimleri17 Haziran 2024 17:35

"Bu Daha Başlangıç"mış!

MEB'in Karnesi

Eğitim Bilimleri17 Haziran 2024 17:30

MEB'in Karnesi

Prof. Dr. Burhanettin Dönmez ile

Eğitim Bilimleri15 Haziran 2024 14:07

Prof. Dr. Burhanettin Dönmez ile "Öğretmenlik Meslek Kanunu ve Yansımaları" Üzerine Söyleşi

Eğitim Planlaması Modelleri ve Türk Eğitim Sistemi İçin Bazı Çıkarımlar

Eğitim Bilimleri09 Haziran 2024 15:09

Eğitim Planlaması Modelleri ve Türk Eğitim Sistemi İçin Bazı Çıkarımlar

Yapay Zekâ Destekli Öğretmen Yardımcıları ve Eğitimin Geleceği-IV

Eğitim Bilimleri06 Haziran 2024 13:56

Yapay Zekâ Destekli Öğretmen Yardımcıları ve Eğitimin Geleceği-IV