Anasayfa | Künye | Danışman ve Editörler | Son Dakika | Arşiv
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi

Prof. Dr. Mine MENGİ yazdı Şu Dilin Bizden Çektikleri

Şu Dilin Bizden Çektikleri

Kategori: Edebiyat - Tarih: 30 Mayıs 2019 16:01 - Okunma sayısı: 1.459

Prof. Dr. Mine MENGİ yazdı Şu Dilin Bizden Çektikleri

Şu Dilin Bizden Çektikleri

Dil insanoğlunun en güçlü iletişim aracı… Bizler onu değişik amaçlarla kullanıyoruz. Kendimizi anlatmak, başkalarıyla anlaşmak, sevgimizi, dostluğumuzu paylaşmak vb., kısacası her türlü isteğimizi anlatmak için kullanıyoruz onu. Burada Yunus’un söz üzerine söyledikleri geldi aklıma: Yunus dilin hünerlerini sizlerin de bildiğiniz gibi şöyle anlatır:

Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı,

Söz ola agulu aşı,

Bal ide bir söz

Kişi diliyle, varlığını, kişiliğini ortaya koyar, kendisine sözleriyle hürmet gösterilir. Kötü söze gelince, kötü sözü kimse duymak istemez. Kötü söz sahibine hor baktırır.

Eğer hor eğer hürmet kişiye sözden gelir

Zehr ile pişen aşı yemeğe kim gelir

Evet, Yunus’un dediği gibi dilin yapıp ettikleri çoktur. Anlatmakla, saymakla bitmez; ancak, biz bugün dilin günümüzde geçerli olan başka özelliklerinden söz etmek istiyoruz. Nedir bu özellikler? Bugün dilimizi reklamla karizmatik olup dikkat çekmek, reklamla ticari gücümüzü artırmak, çok satıp çok kazanmak için de hayli kullanıyoruz. Nasıl mı? Sokağa çıktığımızda şöyle etrafımıza bir bakalım. Dükkânlara, mağazalara girelim, sokaklardaki tabelalara, adına “bilboard” denilen raklam panolarına, bakalım. Neler görürüz neler…

Ankara’dayım… Ankara’nın alışveriş merkezlerinden birinde. Adları Armada, Cepa, Panora, Next Level, Arcadium, Karum vb. olan AVM’lerden birine giriyorum. Girdiğim Alışveriş Merkezi Ankara’nın mutena semtlerinden birinde. Adı 365. Neden bunun adı ötekilerden farklı diyeceksiniz. Bu sefer acaba neden bir sayı, bir alışveriş merkezinin adı olmuş? Herhalde yılın üç yüz altmış beş günü buraya gelip burada para harcayabilir, alışveriş yapabilirsiniz demek istiyorlar, bizi alışverişe davet ediyorlar diye düşündüm kendi kendime.

Soğuk ısırıyor. Dışarıda bir ayaz, bir ayaz… Ankara’nın meşhur kuru soğuğu hem de sisi, pusu... Göz gözü görmüyor. Hem üşümüş hem de yorulmuşum. Giriş katında çay içip ısınacağım ve dinleneceğim bir yere girip oturdum. Çay içip soluklanmak için oturduğum bu yer bir çayevi. Önde tezgah, arkada çay ocağı. Üstünde peynirli, patatesli, kıymalı, ıspanaklı börek tepsilerinin dizildiği tezgahın altındakivitrinin raflarında, çörek, kurabiye türünden unlu mamüller, atıştırmalık yiyecekler yani. Sizin anlayacağınız bir unlu mamüller dükkanı. Daha ucuza karın doyurabilecek hem de biraz soluklanılabilecek bir yer.

Gözüm çayevindeki tezgahın arkasındaki duvar yazısına takıldı. Duvarda nerede bulunduğum yazılıydı. CAFE ve BÖREKCHİ. Haydi ilk kelimeyi anladım. Ona çoktan alıştık. Belli ki çay, kahve, meşrubat içilen bir yere girip oturmuşum. Çayevi, ya da eskiden kahvehane olarak bildiğimiz uğrak yerlerinden birindeyim. Kahve derken, bir zamanlar sokak araları ya da köşe başlarında bulunan kıraathaneleri hatırladım. Hani adı okumakla ilgili olan ama aslında kıraatla yani okumakla pek ilgisi olmayan mekânları. Göz atılsın diye masa üstüne konmuş bir iki gazetenin bulunduğu, ama tavla ya da pişpirik oynayarak vakit öldürülen yerleri. Daha çok aylak kişilerin, gençlerin zaman geçirdiği adı kıraathane olan yerler. Otuz kırk yıl önceleri, gençlik yıllarımda Ankara sokaklarında rastladığım bu kıraathanelere içeride oturanları, özellikle gençleri okumaya özendirmek için kıraathane denildiğini düşünüyorum.

BÖREKCHİ”ye takıldı kafam. Haydi börekle sonundaki “i” tamam. Onları anladım. Ama aradaki o CH de ne oluyor? Belli ki alfabemizdeki Ç harfi yerine kullanılmış.

Sadece o mekânda değil, başka yerlere, alışveriş merkezlerine gittiğimde de benzer manzarayla karşılaşıyorum. Örneğin, Ankara’daki ünlü Armada (vrmvdv) alışveriş merkezinde de benzer manzarayı görüyorum. MACHKA bir konfeksiyon mağazasının adı. İçeri girip etrafa bakındıktan sonra soruyorum niçin MAÇKA değil de MACHKA diye. Mağazada çalışanlardan birinin verdiği cevap şöyle: Efendim “machka” Sırpçada kedi demekmiş. Orijinal olsun diye mağazanın Türk olan sahibi bu adı vermiş. Böylece mağazanın çok ilgi çekeceğini ve müşteri sayısını artıracağını düşünmüş olmalı. Etraftaki yabancı adlı iş yerlerine uydurulmak için İngilizcede “ç” sesini çıkarmak için kullanılan CH. “CH” nin “Ç” harfi karşılığında kullanıldığını görünce aklıma merkezi Denizli’de olan başka bir şık mağaza, CHAKRA geliyor. Birçok şehirde şubeleri olan bir mağaza. Adana’da da şubesi var biliyorsunuz. Havlu, çarşaf ve başka tekstil ürünleri satan bir mağaza… Derken şimdi tam yerini hatırlayamadığım, başka bir yerde gördüğüm SİMİTCHİ ve geçenlerde bir gün önünden geçtiğim PASHA RESTAURANT geldi gözümün önüne. Anlaşılan İngilizcenin “ç” ve “ş” sesleri için kullanılan “ch“ ve “sh” yi kullanınca hem modern, hem dikkat çekici hem de Batılılaşmış oluyoruz. Daha da önemlisi malımızın satış gücü artıyor. Bence işin içinde başka iş de var… Bu ENTEL DANTEL işi. Amaç, dükkânımıza, iş yerimize, ticarethanemize dikkat çekip müşteri çekmek. Çok satış yapıp çok para kazanmak. Öyle olacağını sanıyoruz. Ne de olsa bugün tüketim toplumuyuz. Oh ne âlâ… Bak şu “ç”, “ş” nin, çengel harflerimizin gücüne… Bakın şu albenisi olan karizmatik kullanımlara.

İster istemez kendime, alfabeyi yeni öğrenmiş, okumayı yeni söken çocuğuna annesi, dedesi ya da ilkokul öğretmeni hangi harfi öğretecek acaba diye sormak geliyor. Hepsinin işi zor… Doğrudan alfabemizdeki “ç” harfini mi, yoksa “ç” sesini çıkartmak için kullandığımız “ch” yi mi? Aslında bizlerin yabancı dil öğrendiğimiz döneme göre şimdikilerin işi daha kolay. Televizyonu açınca işittiğimiz ya da sokağa çıkınca gördüğümüz etrafta o kadar çok yabancı kelime var ki. Çocuk etrafına bakınca İngilizceyi, birçok kelimeyi görerek öğreniyor zaten. Bizim çocukluk dönemimize göre bugünkü çocuğun işi ilk bakışta gerçekten daha kolay.

Ama öyle bir dil kirliliği var ki, bu yalnızca kelime ya da cümle bozukluklarıyla sınırlı değil, alıp başını gitmiş, artık alfabemizin harflerine bile bulaşmış. Şu televizyonların dizilerinde ya da gençlerin konuşurken aralarında kullandıkları “indim İstanbul’a”, “Ayşe ben”, “bi tık, bi tık daha”, “o haa”, hele hepimizin ağzından düşmeyen “aynen”, “aynen öyle”, bir de özellikle televizyon dizilerinin şu “aşkım” kelimesi… Daha kim bilir ne kullanımlar… Örneğin ünlü bir tatil ilçemiz olan Bodrum’da bir iş yerinin tabelasında “Misafir Odası Kılıklı Meyhane” ifadesini görüyorum. Elime bir gazete geçiyor. Onun da satılık emlâk sayfasında şu satılık ilanını okuyorum: “Süper Lokasyonda Kupon Daire”. Haydi süper lokasyonu anladım. Daire seçkin bir semtte ama kupon daire de nasıl bir daire acaba? Benim dil bilgim daire ile kupon ilişkisini kurmaya yetmiyor. İnternete girip baktım. Bu bir emlakçı terimiymiş. Merkezi yerde bulunan, çabuk satılabilecek, emsali yüksek daire demekmiş. Yolda yürürken karşıma kocaman bir reklam panosu çıkıyor. Okuyorum: “İçi içine sığmayan lezzet, barbeku delux hamburger”. Televizyona bakıyorum. Bir reklam “Sanadan mis gibi bir haber” sonra başka bir reklam “Hastanın durumu kıl görünüyor… yani kıllanılacak bir durum yok”. Uçaktayım, THY uçağında. Türk Hava Yolları tarafından yolcunun okuması ya da göz atması için önümdeki koltuğun arka cebine konmuş bir dergiyi alıp bakıyorum. Derginin adı SKYLİFE. Haydi onu anladık; ama bir de altında İki Yeni Destinasyon lafı edilmiş. Neyse son zamanlarda televizyondaki THY reklamında İki Yeni Uçuş Noktası olarak düzeltmişler. Uçaktan indim; hava alanının içinde yürüyorum. Karşımda bir ilan panosu şöyle diyor: “Bu panoya check in yaptırmak için bizi arayın” Bir dil bu kadar hoyratça, insafsızca, saygısızca bozularak kullanılır mı? Pes vallahi

Ah unutuyordum… Bir de İstanbul merkezli şu özel hastanelerimizden biri; Acıbadem hastanesi. VCIBVDEM o da A yerine ters çevrilmiş V harfini ya da iki bacağının arasındaki çizginin olmadığı ters A harfini kullanıyor. Meğerse bu harf Yunancadan gelmeymiş. Matematikçiler, fen bilimciler bu harfi sayılarla birlikte işaret olarak kullanıyorlarmış meğer. Adı da LAMDA ya da LAMBDA imiş. Yunan alfabesinin on birinci harfiymiş. İnce “l” sesini karşılıyormuş. Ama biz bu işaretin farklı amaçla kullanışını görüyoruz. Lambda alfabemizdeki A harfi yerine kullanılıyor. Belli ki bu A harfi de daha çok dikkat çekmek, daha çok ilgi çekmek, daha çok ilgi görmek için bu hale getirilerek kullanılıyor. Aslında A harfinin bu kullanımı çoktandır var. Günümüzde iyiden iyiye yaygınlaşmış durumda. Türk Dil Kurumu başta olmak üzere bu kullanıma “dur” denmedi şimdiye kadar. Artık iki A kullanıyoruz. İkisine de alıştık. Bu işaretin A harfi yerine kullanımı bugün son derece yaygın.

Ankara’nın hareketli, kalabalık gezinti merkezi olan Kızılay’daki bir lokantanın kapısına bakıyorum. Kapının bir kenarına FİX Menü yazılmış. Bu “ks” sesi için kullanılan “x” harfi de iyiden iyiye yerleşti. Alfabemizde bir de “x” harfi var artık… Bunu da hiç umursamıyoruz. Ne demek istendiğini anlıyoruz ya, biz o lokantada daha ucuza karın doyuracağız. Bize lazım olan da o. Hem böyle daha modern, daha Batılı oluyoruz öyle değil mi? Hepimiz bakıyoruz, görüyoruz, duyuyoruz ama hiç rahatsız olmuyoruz. Zaten toplum olarak bizi hiçbir şeyin rahatsız etmediği/edemediği bir dönemden geçmiyor muyuz sanki? Bir garip uykuya daldık, uyanamıyoruz.

Yukarıda sözünü ettiklerim, benim Ankara’da şöyle bir baktığımda gördüklerim, daha neler neler var. Burası başkent Ankara. Ankara’dan manzaralar. Bunlar başta en büyük şehirlerimiz olmak üzere hemen her yerde var. Belki köyler, kırsal yerleşim merkezlerini söylediklerimden hariç tutabilirsiniz. Öyle mi acaba? Dilimizin kelimelerine, cümlelerine, alfabemizin harflerine yapılan düşüncesizce, hoyratça, süflice kullanım yanlışlarına nasıl olur da aldırmayız? Ben aldıralım diyorum. Özellikle gençlerimiz aldırsın diyorum. Vay şu dilimizin bizden çektiklerine diyerek sözümü bitiriyorum.

Yorumlar (1)
Mehmetnur YEŞİL - 22 Haziran 2019 22:01
O kadar haklısınız ki hocam Üstelik bütün bunlar marifetmiş gibi yapılıyor Vay halimize
Diğer Edebiyat İçerikler
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR