Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Eğitimde Eleştirel Pedagojinin Önem Kazanması

Nazmiye HAZAR Yazdı

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 14 Mayıs 2020 22:45 - Okunma sayısı: 324

Eğitimde Eleştirel Pedagojinin Önem Kazanması

Eleştirel pedagoji eğitimin son zamanlarda Neo-liberal politikaların eğitime etkileri nedeniyle eğitimciler tarafından sürekli tartıştıkları konular arasında yer almaktadır. her geçen gün metalaşan ve rekabette ekonomik anlamda hız kazanan ülkelerde eğitim sistemleri eğitimin devletler üzerinde olan sorumluluk ve yüklerini azaltmaktadır. Bunun yanı sıra eğitim ile ilgili ihtiyaçların mali olarak karşılanması aileler üzerinde bir yük olabilmekte iken; eğitimde fırsat eşitlikleri ile ilgili sıkıntılar da her geçen gün karşımıza insan haklarının da ihlali olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda eğitimde fırsat eşitliği ve sınıf ayrımı olmadan adil bir yapının öncülüğüne felsefe kazandırmakla ilgili tartışmaları da gündeme getirmektedir. Bu bağlamda eleştirel pedagoji ile ilgili bilgileri paylaşmadan önce eğitime yönelik kuramsal yaklaşımları incelemekte fayda var. Eğitime yönelik kuramsal yaklaşımları 4 başlıkta toplayabiliriz ( Talas ve diğerleri, 2018):

1.İşlevselci Kuram ve Eğitim
2.Çatışmacı Kuram
3.Sembolik Etkileşimci Kuramlar
4.Eleştirel Pedagoji

Will ve Ariel Durant’ın , “Gelecek asla kendiliğinden oluşmaz, oluşturulur.” ifadelerini dikkate aldığımızda yenilikleri öğrenme yetisine sahip, iyi yetişmiş bireylerin topluma kazandırılması ile sağlanabileceği de önem kazanmaktadır. Her birey gereksinimlerini giderme ve gizil güçlerini gerçekleştirme yönünde doğal eğilimleri bulunmaktadır. Eğitim ise, bu eğilimlerin oluşmasında ve bireyin kendini gerçekleştirmesinde rol oynayan bir unsurdur ( Talas ve diğerleri, 2018). Eğitimin muhafazakar boyutu ile ilgili eğitim sistemi ve bu sistemin hizmet kaynaklarından biri olarak ele alınan eğitim kurumlarının toplumsal yapılaşmanın yenileşmesine ve değişmesine etken olabilmekte olduğunu belirtebiliriz. Hatta bu değişim sürecinde toplum ilişkileri yeniden ilişkilenmektedir. Bu açıdan baktığımızda ise; yeniden üretilen ürün ya da ürünlerle ilgili birey kendini gerçekleştirmenin yanı sıra; özgürlüğün de tadına varmaktadır. Toplumu değiştirme ya da dönüştürme sürecinde eğitimin bir araç olduğunu artık sürekli eğitimcilerin ve sosyal bilim uzmanlarının ifade ettiğine tanıklık etmekteyiz. Birey varlığı ile toplumda “özgürlükçü/ özgürleştirici” bir rol üstlenebilmektedir. Eğitim sistemi ile eğitim kurumları bireyin toplumda varlığını yürütmekte olduğu çember içerisinde birbirlerine farklı özelliklerde roller üstlenerek etki etmektedirler. Gerek birey gerekse eğitim sistemi birbirleri ile etkileşim kurma sürecinde oynamakta oldukları rollerde zaman zaman bireyin ya da sistemin çelişki ve çatışma alanlarında da yüz yüze kalması açısından önemli bir sorun olarak düşünülebilir. Şöyle ki; “eleştirel pedagoji ” de burada önem ve değer kazanmaktadır. Nitekim bugün üniversitelerimde eğitim fakülteleri ve bu eğitim fakültelerinin yanı sıra her öğretmenin kimliğinde ve karakterinde doğal bir bütünlüğe erişmiş eşitlikçi, özgün ve özgür eğitim alternatifleri bulma gayreti olabilmelidir. Bu bağlamda öncelikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde her geçen gün hızla çoğalmakta olan YÖK ya DA YÖDAK onaylı üniversitelerin eğitim fakültelerinin eleştirel pedagojiyi ne biçimde ele aldıkları sorusunun yanıtında TC Üniversitelerine paralel bir yapılaşma yanıtını da görebilmemiz gerekmektedir. Kıbrıs Türk toplumu her ne kadar laikliğe, demokrasiye, bilime ve toplum değerlerinde insana önem veren bir toplum olsa da eğitimde yapısal farklılıklar müfredattan çok, üniversitelerdeki hocaların kişisel ve karakter özelliklerinde eleştirel düşünce becerilerindeki farklılaşmaları da gündeme getirebilmektedir. Her geçen gün adanın kuzeyinde de eğitimde özelleşme oranının her geçen gün çoğalmakta olduğunu, özellikle yükseköğrenim sürecine dahil olan öğrencilerin eğitim ekonomisi açısından ülkeye gelir kaynağı olurken; bu öğrencilerin eğitim hakkı ile ilgili tüm masrafların öğrenci ve aileleri üzerinde bir sorumluluk olması tartışılır bir niteliktir.

Günümüzde eğitimde pedagoji okulları ile ilgili olan Peter McLaren okulların mücadele ve çatışma alanı olduğunu ve burada çeşitli direniş biçimlerinin ortaya çıkmasına olanak tanıyan bir göreli özerklikten söz edilebileceğini belirtmektedir. (2003a: 78).McLaren’a göre, eleştirel teorinin diyalektik doğasında, okulun basitçe bir “endoktrinasyon”,“sosyalizasyon” ya da “eğitim” alanı olarak sınırlandırılması değil de; aynı zamanda öğrencileri yetkilendirmeye ve kendi kendilerini dönüştürmeye teşvik eden kültürel bir alan olarak görülmesini sağlama alanı olma düşüncesi mevcuttur. Okul, öğrencilerin“yetkilendirilmesi”nin yanı sıra, hem de egemen sınıf halinin itaatkâr bir hale dönüşmesini, uysal ve düşük ücretli işçiler yaratmakla ilgili çıkarlarını gerçekleştiği, meşrulaştırmanın dışında yeniden üretmenin aracı olarak işlev görmektedir. Bir başka deyişle, okul, hem “baskı”nın (domination) hem de “özgürleşme”nin (liberation) alanıdır(McLaren, 2003a: 85).

Eleştirel pedagoji ne ile ilgilidir? Eleştirel pedagoji eğitimi siyasetle, siyaseti toplumun siyaset ilişkileri ve eğitsel pratiklerin yanı sıra gündelik hayat ve dersliklerle ilgilenmektedir. Hatta diğer kurumlarla bile ilgilenmektedir. Eleştirel pedagoji iktidar ilişkilerinin yeniden üretimi ve yapılanması arasındaki ilişkiyi de sorunsallaştırmaktadır (Fischmanve McLaren, 2005). Eleştirel pedagoji bilgi ile iktidar arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır (McLaren, 2003a: 83). McLaren, okulların müfredat yapısı ile ilgili bilgiyi iktidardan soyutlayıp teknik bir açıdan ele aldığını belirtmektedir. McLaren; bilginin belli başlı çıkarlar doğrultusunda toplum ilişkileri ile bağlantılı bir “ideolojik inşa” olduğunu belirtirken eğitim programlarında buna ne yazık ki yer verilmediğini belirtmektedir. Buna karşılık, eleştirel eğitim kuramcıları, okulda edinilen bilginin “nesnel” ya da “tarafsız” olmamasını çeşitli şekillerde düzenlemenin yanı sıra yeniden yapılandırılma ve bazı vurgulama noktalarının dışarıda bıraktığı
“gizli bir mantığın” parçası olduğunu belirtmektedirler. Bir başka deyişle, bilgi, kökleri iktidar ilişkilerine uzanan “toplumsal bir inşa” dır (McLaren, 2003a:72).

Eğitim kişisel gelişim ve insanın zenginleşmesine katkı koyabilen temel bir hak olarak kabul edilmektedir. Eğitimin devlet tarafından bireylere kamusal bir hizmet olarak sunulması hali bir hizmet olarak değerlendirilebilir. Eğitim hem toplumsal hem de siyasilerin piyasa mantıkları çerçevesine de dahil olmasıyla bir takım tanımlar almakta iken; farklı siyasi- ekonomik paradigmaların Neo-liberalimin başlangıcına da tanıklık etmektedir. 1970’lerden sonra eğitim istihdam politikalarının da iç içe geçmesi sonucu pragmatik ve işlevselci bir nitelik kazanmaya başlamıştır. Eğitimin bu süreçte ekonomi ile ilişkilenmesinin, okullarla birlikte üniversitelerin işgücü piyasasına ihtiyaç duyma durumunun da göz önünde bulundurulması eğitimde bir takım şeylerin de düzenlenme ihtiyacını doğurmuştur. Bu süreçte örneğin OECD gibi ulusal eğitim politikalarına etki eden kurumların eğitim sistemine yönelik reform önerileri de işgücü piyasasının kaygılanmasına neden oluşturmuştur (Rubenson, 2009: 415). Eğitime diğer bir yönden etki emekte olan Neo-liberal politikalar çerçevesinde şekillendirilme ve dönüşümün de pek çok kurumun eğitime etki etmesine vesile olmuştur. Bunlara örnek vermek gerekir ise; IMF ve DB’ nin eğitime yaklaşımına baktığımızda eğitimin içeriğinde “ piyasa yönelimli” bir niteliği de arz etmektedir (Ercan, 1998: 72-73).
Metnin başında belirttiğimiz üzere eğitim ve öğretimi kişisel gelişim ve kendini gerçekleştirmekle ilişkilendirme var olsa da; AB’nin eğitimi ele alırken daha çok istihdamı öne sürmekte olduğunu belirtebiliriz. Eğitim ve öğretimin ilişkileri ile ilgili olarak AB Komisyonu, Öğretme ve Öğrenme Üzerine Beyaz Bülten: Öğrenen Topluma Doğru(White Paper on Teaching and Learning: Towards a learning society) adlı çalışmasını yaparken ekonomi, bilim ve teknolojide yaşanan değişim ve gelişmelere dikkat çekmiştir. Böylelikle eğitim ve öğretimin bireylerin gerekli bilgi ve becerileri kazanması ve bu değişime uyum sağlamasında merkezi bir rol oynadığını da öne sürmüştür. Hatta bireyleri yeni bilgiler kazanmaya teşvik etmenin yanı sıra ve okul ve iş sektörünü bir araya getirmeyi de temel hedefler arasına koymaktadır (EC, 1995:2-6).

“ Bilgi Yoğun Ekonomi” de okulların yaşam boyu istihdamın sağlanması amacıyla gerekli becerileri kazandırmakta yetersiz kaldığını belirtebiliriz. Hatta sanayi sonrası emek piyasası ve yeniden yapılanmış olan küresel ekonominin ihtiyaçlarına cevap bulunması bir gereklilik olarak belirtilirken; Neo- liberal eğitimciler de okul ve iş yeri arasındaki ilişkiye de vurgu yapmaktadırlar (McLaren, 2003b: 156-157). Özetle belirtmek gerekirse; eğitimde gelinen noktaya baktığımızda gerek “ bilgi toplumu ” na gerekse “ öğrenen toplum ” a, hatta ekonominin yanı sıra teknolojik değişme ve gelişmelere de ayak uydurabilmesini sağlayacak bilgi ve becerileri kazanmasının gerekliliğine işaret etmektedir. Bu durum, eğitime verilen önemi arttırmış bir durumdur. Bununla birlikte bu duruma paralel olacak biçimde eğitimin sermaye açısından yeni yatırım alanı olmasına, kısaca kar getirici bir sektör olarak algılanmasına da yol açtığını da söyleyebiliriz(Ercan, 1998: 136).
Sermayenin eğitimi kamusal hizmet olmaktan çıkartması sonucunda eğitim bir yatırım aracı olarak görülmüştür. Nitekim “eğitimin bireysel getirisinin toplumsal getirisinden fazla olduğu”na vurgu yapılmaktadır. Bu durum ne yazık ki; eğitimin bireye katkılarına kaydırmanın yanı sıra, eğitim birey açısından özel bir yatırım olarak görülmesini de sağlamıştır(Ercan, 1998: 22-23). Başka bir biçimde ifade etmek gerekir ise; eğitim eğitimi üretenler için kar olurken; eğitim hizmetinden yararlananlar için gelecekte elde edilecek kazanç belirleyici bir unsur haline dönüşmüştür. Buradan sonuç olarak bir değerlendirme yapmak gerekir ise; bireyin gelecekte elde etmeyi hedeflediği kazanç bugün günümüz şartlarında bile eğitim maliyetinin yüklenmesine gereklilik doğmaktadır (Ercan, 1998: 25,30). Şöyle ki eğitim Kısacası, “karlılık”, “etkinlik”, “verimlilik” ve “rasyonellik” ölçütlerine göre ele alınmış olup; bireysel bir olgu olarak tanımlanmaktadır. Maliyetin yüklenildiği ölçüye bakıldığında ise eğitim hizmeti ile ilgili hizmet yararında bir metalaşmaya dönüşme durumu da söz konusu olmaktadır(Ercan, 1998: 26).

Eleştirel eğitim kuramcıları okul ortamı içerisinde belirli eğitsel pratiklerin ne şekilde olduğu ya da bu pratiklerin uygulayıcısı olan öğretmenlere dikkat çekmekte fayda var. Örneğin öğretmenlerin “normal” ve “sorunsuz” kabul ettikleri “alışılagelmiş”, “doğal” pratikler şekline dönüştürmekte oldukları yaklaşımlar bir sorun olarak ele alınabilmelidir. Hatta eleştirel eğitim kuramcıları öğretmenlerin öğretmen-merkezli eğitsel yaklaşımları, ödül ve cezanın kontrol aracı olarak kullanmaları gibi okul pratiklerini inceleyip bunları ne sıklıkla sorguladıklarının yanı sıra; bu yönde gerçekleşmekte olan tüm pratiklerin ne ölçüde öğrenciyi “yetkilendirme ”ye hizmet ettiğini veya sosyal kontrol yöntemleri olarak işlev gördüğünü de incelemektedirler(McLaren, 2003a: 82).Temelde önem verilen nokta, eleştirel pedagoji için eğitsel ve toplumsal gerçekliği anlama sürecinde eleştirel pedagojinin yalnızca bir boyutunu oluşturduğu kısmıdır. Çünkü esas vurgulanması gereken önemli nokta eğitim ve emek gücünün üretimi ve yeniden üretme boyutuna dikkat çekerek bu gerçekliği “ortak bir praksis”aracılığıyla - kolektif toplumsal eylemle – dönüştürmek, radikal bir biçimde demokratikleştirmek olmasıdır (Fischman ve McLaren, 2005).

Eleştirel pedagoji sadece okuldaki eğitimi ya da bilginin üretimini ya da genel anlamda eğitimle toplumsal ilişkiler arasındaki ilişkiyi ele alıp sorgulamamaktadır. Eleştirel pedagoji aynı zamanda bilgiyi dönüştürmeyi de amaçlamaktadır (McLaren, 2003b: 160).

Yukarıda ifade edilenler doğrultusunda eğitimin piyasalaşması sonucunda eğitim öğretimde asıl sorumluluk bireyin kendine yüklenmiştir. Buradaki vurgun “eğitim ”in aksine “öğrenme ”ye vurgu yapılmaktadır. Rubenson (2009: 416), vurgunun“eğitim”den ziyade “öğrenme “ye yapılmasının öğrenmede sorumluluğu bireye yükleme ve bununla ilintili olarak da iş piyasasındaki “başarısızlık” ile ilgili bu olumsuz durumun nedeninde bireyin kendisinin sorumlu tutulmasına da neden olmaktadır. Dolaysıyla bu durum yoksulluk ve eşitsizliklerin rasyonalize edilmesine de işaret etmektedir.

Eğitimin piyasalaştırılması ne gibi sorunları doğurmuştur?

1.Okullar piyasaya terk edildiğinden birer işletmeye dönüştürülüştür.

2.Eğitimin mali yükü velilere devredilmiştir.

3.Geniş kesimler için eğitime ulaşma olanakları giderek daralmıştır.

4.Eğitimde eşitsizlikler gittikçe çoğalmasına neden olmuştur.

5.“Sermaye için yeni yatırım alanı ve yüksek değer içeren meta olması” eğitimin içeriğinin dönüşüme uğramasına yol açmıştır. (Ercan, 1998: 160),

6.Eğitim bireyin insani yeteneklerini geliştirebilmesi ilgili önemini yitirirken; kişinin kendini gerçekleştirebildiği bir süreç olarak işlemesi ile ilgili eğitimin önünde engel oluşturmuştur.

7.Bilim araç olma yönünde ilerlerken; bilgi insani ve toplumsal gelişime, özgürleşmeye değil becerilerin kazanılmasına ve kar amacına yönelmektedir (Ball, 2007: 186). Kısaca bilgi toplumsal anlamda niteliğini kaybetme ve metalaşma sürecini yaşarken; ekonomik büyüme ve uluslararası düzeyde rekabet üstünlüğünün sağlaması ile ilgili gereksinimlerin ortaya çıkmasının dışında pazarlanabilen bilgi öne çıkmaktadır (Ercan, 1999: 23; Ercan ve Uzunyayla,2009: 110).

8.Bireyin soyut düşünme becerisi ve bütünsel gelişimi ile ilgili olarak; sanat, felsefe, edebiyat gibi alanlarda tarihsel ve eleştirel bilgi biçimlerinin gözden düşmesine neden olmuştur. Bu da bireyin ve eğitimden dışlanmaya başlamasına (Ercan, 1998: 52,160) bir neden olurken Kısacası, Neo-liberalizm eğitimin içeriğinde ve amaçlarında ekonomik gereklilikleri de uyumlu hale getirmektedir(Ball, 2007: 189).

9.Bu yapılaşma “şirket-merkezli” bir müfredatı desteklemektedir. Daha açık bir ifade ile; eğitim kurumları gün geçtikçe şirketlere benzetilmekte, öğrenciler ise “aktif tüketiciler”, “pasif (ve sorumlu)öğrenenler” olarak görülmektedir (Ball, 2007: 189).

10.Neo-liberalizm ekonomiyi etkilemekle sınırlı kalmayıp; sınırlı siyaseti ve toplum doğasını da (piyasa eksenli değerlerle) yeniden tanımlamaktadır. Nitekim “eleştirel beyinler yaratma” hedefleri sapmakta ve eğitimin kalitesi ile ilgili eğitime erişimi artırma ile ilgili mücadelede “verimlilik, işgücünü azaltma, karlılık ve işlevselci bir mükemmeliyetçilik dürtüleriyle” darbeye uğratıldığı bir ortama dönüşmüştür(Giroux,2007: 13-14).

Eğitim ile ilgili günümüz eğitim dünyasında kişinin kendi kendini gerçekleştirdiği süreç olarak işlemesini özgürleştiren yapı ile ilgili sorunlar vardır. Bu yönde kişinin gerçek kapasitenin açığa çıkarılması için eğitimin piyasa koşullarından ve ortamlarından kurtarılması gerekmektedir. Bu noktada, eğitimi bireyin kendini gerçekleştirmesini sağlayan ve içinde bulunduğu gerçekliğe karşı eleştirel bir bakış açısı geliştirerek toplumu demokratikleşme yönünde değiştirmeye teşvik eden bir süreç olarak tanımlayan eleştirel pedagoji anlayışı, alternatif bir eğitim modeli oluşturma merkezli bir yaklaşıma ihtiyaç olarak bakabiliriz. Bu bağlamda öğretmen adaylarının nasıl yetiştirildiği ile ilgili derslerin niteliği önemli olsa da toplumun zorunlu eğitim çağında düşünen, araştıran, felsefeye ve tarihin yanı sıra medeniyetlere değer veren bir toplum niteliğinin amaçlar ve bu amaçların yerine getirilmesi ile ilgili takip ve devamlılığı eksikliklerin giderilmesi yönünde temel eğitimden başlayabilmelidir. Düşünen toplum, üreten ülke olmak adına bu savaş sürecinde bu konuların değişen dünya ile ilgili uyum süreçlerinin yeniden değerlendirilmesi ile ilgili yeni yapılamaların da ortaya çıkmasını ihtiyaç olarak ortaya çıkartmaktadır.

Kaynakça :

Ball, S. J. (2007) Education plc: understanding private sector participation in public sector education, London & New York: Routledge.

European Commission (EC) (1995) White Paper on Teaching and Learning Towards a learning society,http://europa.eu/documents/comm/white_papers/pdf/
com95_590_en.pdf, Erişim tarihi: 12 Mayıs 2020.

Ercan, F. (1998) Eğitim ve Kapitalizm: Neo-Liberal Eğitim Ekonomisinin Eleştirisi,
İstanbul: Bilim.

Ercan, F. ve F. Uzunyayla (2009) “A Class Perspective on the New Actors and TheirDemands from the Turkish Education System”, Hill, D. ve E. Rosskam (der.),The Developing World and State Education: Neoliberal Depradation and Egalitarian Alternatives içinde, New York: Routledge, 109-124.

Fischman, G. E. ve P. McLaren (2005), “Rethinking Critical Pedagogy and the
Gramscian and Freirean Legacies: From Organic to Committed Intellectuals
Or Critical Pedagogy, Commitment, and Praxis”, Cultural Studies-Critical
Methodologies, 5(4), 425-447.

Giroux, H. A. (2007) Eleştirel Pedagoji ve Neoliberalizm, İstanbul: Kalkedon.

McLaren, P. (2003a) “Critical Pedagogy: A Look at the Major Concepts”, Darder, A.

Rubenson, K. (2009) “Lifelong Learning: Between Humanism and Global Capitalism”,

Talas, M., Biçer, B., Ergun, C., Yanıklar, C., Özbaş, M., Sağlam, M., ... & Avcı, Ö. Ü. M.
G. (2018). Eğitim sosyolojisi. Lisans Yayıncılık.

& quot;

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları