Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

17 Nisan Köy Enstitülerinin Kuruluş Yıl Dönümünü ’nün Ardından 1937’den Beri Varlığını Yitirmeyen Atatürk Öğretmen Akademisi

Nazmiye HAZAR Yazdı

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 17 Nisan 2020 10:11 - Okunma sayısı: 527

17 Nisan Köy Enstitülerinin Kuruluş Yıl Dönümünü ’nün Ardından 1937’den Beri Varlığını Yitirmeyen Atatürk Öğretmen Akademisi

Ebeveynler çocuklarının gelecekleri ile ilgili güzel bir hayale kavuşabilmeleri için küçük yaştan onların okul sürecine dâhil edilmesine umut ve inanç dolu bir biçimde destek olurlar. Bu süreçte okullara ve çocuğa eğitim verecek olan öğretmenlere güvenmek önemli bir unsurdur. Veliler öğretmenlere bu denli güvenmekteyken ne yazık öğretmenlerin sosyal statülerindeki maaş durumları öğretmenlere sosyal anlamda verilen değer ve güven ile uyumlu bir oranı içermemektedir. Öğretmenlerin yetiştirilmesi, öğretmenlerin sorunları ve kuşkusuz öğretmenin toplumdaki sosyal statüsü eğitim sistemine de yansımaktadır. Öğretmenlerin yetiştirilmesi sürecinde öğretmen yetiştirme işinin niceliği ve niteliği doğru araştırıldığında öğretmenlerin meslekte karşılaştıkları sorunların değerlendirilmesi doğru saptanırsa eğitim sistemi hakkında da geçerli bulgulara ulaşmış olabiliriz.

Bir ulusun varlığını yürütme sürecinde eğitimden yararlanması toplumsal bütünlük ve ekonomik anlamda kalkınmaya da olumlu bir biçimde yansıyacaktır. Her ulus “Nasıl insan istiyoruz?” sorusuna yanıt ararken; bu aradığı şeyleri toplumla bütünleştirebilecek kişilerin de nasıl olmaları gerektiğini de planlamalarına yansıtır. Öğretmenlik mesleği ile ilgili zekânın önemli bir unsur olduğunu belirtmemizde fayda var. Çünkü öğretmenlerin zekâ ve yetenekleri ulusal ideallerin yayılması ile ilgili harcanan süreçlerde doğrudan doğruya kitlelerin davranışlarını değiştirmeye etki etmektedir. Dolayısıyla zekâ çok önemli bir unsurdur. Toplumda öğretmen sayısı çoğaldıkça topluma etki eden öğretmen varlığı topluma katkı sağlayacaktır. Ancak öğretmen sayısı kadar öğretmen niteliğinin de önemine vurgu yaparak; toplumun sosyal,siyasi hatta ekonomik yaşamına öğretmenlerin var olan nitelikleri ile katkı sağlayacağını belirtmekte yarar var. Türkiye’de siyaset yapıcılarının görüşleri paralelinde öğretmen yetiştirme ve öğretmen sağlama yöntemleri sıkça değiştirilmiştir. Gerek ilköğretim gerekse diğer kademelerde öğrencilere eğitim vermeleri amacıyla pek çok kurumun öğretmen yetiştirmekte olduğunu tarihsel süreçlerde bir takım değişimler olsa da hala daha tanıklık etmekteyiz. Örneğin Türk Tarihinde öğretmen yetiştiren ilk modern okullara baktığımızda bu okulların 1800’lü yıllarda var olmaya başladığını görebilmekteyiz ve günümüz öğretmen yetiştiren kurumlardan oldukça farklı özellikler ve amaçlar içermekte idiler.

İlk modern öğretmen okulu sadece erkek öğretmenlerin yetiştirildiği darülmuallim adı ile 16 Mart 1848’de kurulmuştur. Ardından kız öğretmenlerin de yetiştirildiği darülmuallimat 26 Nisan 1870 tarihinde açılmıştır. Her iki okul da ilkokullarda öğretmenlik yapmaları niyetiyle İstanbul’da kurulmuştular ve kısa bir süre sonra darülmuallim sayıları 40’a ulaşmış ve Amasya, Kastamonu, Edirne, Trabzon ve Kudüs gibi iller öğretmen yetiştiren kurumlara sahip olmuşturlar. Bugün üniversitelerde öğretmen yetiştiren kurumların temeli parasız ve yatılı olan bu okullar öncülük etmiştirler. Darülmuallim okullarında öğretmen adaylarının ders programları matematik, coğrafya, tarih, kompozisyon, okuma-yazma ve din dersleri içermekteydi. Genç Türkler Dönemi’nde ülkede öğretmene ihtiyaç fazla olmasına rağmen 40 ‘a kadar yükselmiş olan bu okullar ne yazık ki 30’a düşmüştür ve Abdülhamit döneminde de olduğu gibi Genç Türkler Dönemi’nde de darülmuallim mezunları dışında yalnızca okuma- yazma bilenler bile öğretmenlik yapabilmiştir( Kaya, 2009).

Bu okulların yetiştirmekte olduğu öğretmenlerin niteliklerine bakıldığında öğretmenler şehir öğretmen okullarında yetiştirildikleri için kırsal bölgeleri tanımıyorlar ve çoğu zaman bu durumdan ötürü köylerde çalışmaya da istekli olmuyorlardı. 1923 ile 1925 yılları arasında Cumhuriyet yeni kurulduğu dönemlerde 45000 kadar köye sahip olan Türkiye’nin sadece 4000 tanesi okul ve öğretmene sahipti. Bundan da kötüsü bu okullarda görevli olan öğretmenlerin sadece %30 -%35 lik miktarı öğretmen çıkışlıydı. Kısaca yeni kurulan TBBM adına cumhuriyetin kurucularının üzerinde çok ağır bir yük barınmaktaydı.Okulsuz köylerde okulların açılması ve bu okullarda görevlendirilecek öğretmenlerin varlığının sağlanması oldukça önemli bir sorundu. Mustafa Kemal Atatürk “ Türkiye’nin hakiki sahibi ve efendisi üretici olan köylüdür. Bundan dolayı, köylüler daha iyi yaşamak, yarına güvenle bakmak ve bolluk içinde herkesten daha fazla hakka sahiptir” deyişinde Atatürk'ün liderlik özelliklerini de görebilmekteyiz. Bu düşüncenin üzerine& quot; "Askerler İstiklal Savaşı’nı kazandılar, şimdi uygarlık için yapılacak savaşı öğretmenler kazanacaktır ”ifadesi eklendiğinde; Modern Türkiye’nin kurucularının kırsallarmış bölgelerde yüzyıllardır unutulmuş olan insanlara değer verdiğini başta okullaşma ve öğretmen yetiştirme planı ile ortaya koymakta olduğunu görebilmekteyiz. Bu bağlamda köy muallim mektepleri öğretmen yetiştirecek olan kurumlar olması yönünde harekete geçilmiştir. Amerikalı bir gözlemcinin ifade ettiği gibi; Yeni Türkiye Osmanlı döneminden kalan milli borçlarını ödemek, milli savunma ve bayındırlık harcamaları hariç; bütçede en büyük payı milli eğitime ayırıyordu ( Kaya 2009).

Köy muallim mektepleri 22 Mart 1926 yılında şehir öğretmen okullarından ayrı olarak; yatılı olan bu okullar sayesinde köylerin eğitim sorunlarının çözülebilmesi amacıyla kuruldu. Köy muallim okullarında sabah dersleri genel kültüre, öğleden sonraki dersler ise tarımsal çalışmalara ayrılmıştı. Bu okullar kayseri ve Denizli’de denenmeye başlanan bağ, bahçe ya da tarım yapılabilecek tarla alanlarına sahiptiler. Köy muallim mektepleri ne yazık ki; aşağıdaki tabloyu da incelediğinizde amacına ulaşmadan 1933 yılında yani kuruluşundan çok kısa bir süre sonra kapanmıştır ( Kaya, 2009).

Tablo 1: Köy Muallim Mektepleri

YILLAR OKUL SAYISI

ÖĞRENCİ SAYISI Kız (k)

ÖĞRENCİ SAYISI Erkek (E)

TOPLAM ÖĞRENCİ SAYISI ÖĞRETMENLER
1927-28 2 - 133 133 Bilinmiyor
1928-29 2 - 230 230 27
1929-30 2 15 261 276 24
1930-31 2 14 289 303 23
1931-32 2 11 333 324 16
1932-33 1 10 76 86 10

Kaynak: DİE, Milli Eğitim Hareketleri (Ankara, 1967), s.35. (Akt.Kaya, 2009).

Köy muallim mekteplerine karşı olanlar çeşitli eleştiriler yapmıştırlar. Yukarıdaki Tablo 1’e de bakıldığı üzere öncelikle kız öğretmen adayı hiç olmayarak başlayan köy muallim mekteplerinin kız öğretmen sayı oranı artış göstermektedir. Ancak her yıl görüldüğü üzere kız öğrenci sayısı erkeklerin sayı oranından oldukça az miktardadır.

Öğretmenlik mesleği Türk toplumun oldukça değer verdiği ve önemsediği bir meslektir. Halk dilinde Tanrı mesleği olarak adlandırılan bu meslek toplumda insan yetiştirme özelliği ve insana etki eden özelliği ile bugün dünyada pek çok meslek kaybolmakta iken öğretmenlik mesleği eğitim paydaşlarının sorumluluk alan en önemli kitlesi olarak düşünüldüğünde her zaman önemsenmektedir. Öğretmenlik mesleği ile ilgili tarihsel süreçlerde büyük komutanların, büyük padişahların öğretmene verdiği değer ile ilgili tarihe yansıyan hikâyelerde Türk toplumunun insana ve insan yetiştirmeye önem vermesi bakımından da oldukça önemli bir ayrıntıdır. 29 Mayıs 1453 yılında İstanbul’a giren fatih ordularının önünde Fatih Sultan Mehmet değil de Fatih Sultan Mehmet’in öğretmeni olan Akşemsettin bulunmaktadır. Buna benzer örnekler içerisinde yine Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmene olan güven duygusunu içeren “ Muallimler yeni nesil sizin olacaktır!” ifadesi ile devlet liderliği konumunun yanı sıra başöğretmen rolüyle öğretmene hem değer vermekte hem de öğretmenlere mesleki güven duygusu ile ilgili yüreklendirmektedir ( Kaya, 2009).

Öğretmenlik mesleği ile ilgili bu kadar önemli bir değeri tarihimizde barındırıyorken neydi eğitimde öğretmeni toplumdan soyutlayan yapı?

Elbette halkın eğitimi oldukça önemliydi 1930’larda özellikle kırsal nüfusun ilköğretimden geçirilmesi önemli bir sorundu. Nitekim köylerin %80’i okul ve öğretmenden mahrumdu ve öğretmen yetiştirme ile ilgili atılan adımlar başarısızlıkla sonuçlanıyordu. Bu dönemde öğretmenler ne yazık ki köylerde görev almaya istekli olmadıkları gibi şehir öğretmen okullarından mezun olan öğretmenler birer efendi tavrıyla köy yaşantılarından hoşlanmıyorlardı. Öğretmenler köylerde görev yapmaya ilişkin istekli olmadıkları için kimi zaman mesleği bırakabiliyorlardı. Bahsettiğimiz bu hassas konular da dikkate alınarak Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliği altında o dönemin Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç her yıl öğretmen okuluna yeni katılanlardan daha fazla öğretmenin meslekten ayrılması ya da istifa etme sürecinin Türkiye’nin ilköğretim sorunlarını çözmekle ilgili en az yüz yıl alacak bir tehlikeyi önleyebilmek için planlamalar geliştiriyorlardı. Nitekim Türkiye’nin geleceğinin parlaklaşması 40 bin ve 50 bin öğretmenin yetiştirileceği yeni programla sağlanacaktı. Bir takım kuramsal temellere dayalı olarak geliştirilen programın öcüsü Tonguç toplumun ekonomik temeline eğitim yoluyla etki edecek olan aracın araştırması içindeydi nitekim bu araç bugün hala daha dillerimizden düşürmediğimiz “ köy enstitüleri” olmuştur. Tonguç köylünün ihtiyaçlarını ve asıl ne istediğini yapmış olduğu gözlemler sonucunda değerlendirmiştir.& quot; Tonguç köylülerin iş hayatlarına etki etmeyen hiçbir şeye değer vermedikleri ile ilgili düşüncede köylünün önüne gelen şeyde iş hayatlarına ne derecede katkı alacaklarını da aramakta olduklarını gözlemlemiştir. Bu gözlemler doğrultusunda köy enstitülerinin faaliyete geçme süreci ile ilgili ilk deneme İzmir yakınlarındaki Kızılçullu’da 1937 yılında kurulmuştur. 1939 yılında bu türde 3 okulun daha hizmet verdiğini görmekteyiz. Yapılan denemeler umut verici olduğu için 17 Nisan 1940 yılında uzun tartışma ve eleştiriler sonrasında TBMM 3801 sayılı kanunla köy enstitüleri resmen kurulmuştur ( Kaya, 2009).

Köy enstitülerinin program ve kapsamı ile ilgili bugünkü Türkiye’nin köylerindeki kalkınma sorununa yapılan sosyolojik bir yaklaşımın eğitim aracılığıyla sağlandığı bir yatırımı sonucudur. Köy enstitüleri entelektüel insanlar yetiştirmekten çok köylünün kalkınması ve yetiştirilmesine öncülük edecek liderleri yetiştirmek hedefli kurulmuştur. Dönemin İlköğretim Genel Müdürü Tonguç’ un öncü olduğu enstitüler bir bakıma iş okulları olmakla birlikte diğer bakımdan köy gençlerini iş içinde işe yarayan bir biçimde iş için eğitmeyi de amaçlayarak eğitiyorlardı. Köy enstitülerinin programı 3 parçadan oluşmaktaydı:

1.Genel Eğitim

2.Tarımsal Uğraşılar

3.Teknik Çalışmalar

Tablo 2: KÖY ENSTİTÜLERİNİN GELİŞMESİ

Ders Yılları

Enstitü Sayısı

Öğretmen Sayısı

Öğrenci Sayısı (Erkek)

Öğrenci Sayısı

(Kız)

TOPLAM

Öğretmen olan Mezunlar

Sağlık Memuru Mezunlar

1937-38

2

12

128

-

128

-

-

1938-39

3

25

325

15

341

-

-

1939-40

4

40

1074

107

1181

-

-

1940-41

14

234

4933

438

5371

-

-

1941-42

17

294

6987

705

7692

103

-

194-43

18

354

8834

837

9672

254

-

1943-44

18

368

11563

1276

12839

1911

-

1944-45

20

487

12761

1475

14236

1797

221

1945-46

20

505

13068

1396

14464

1460

252

1946-47

20

547

12822

1336

14158

2089

228

1947-48

20

642

11814

1078

12892

2161

330

1948-49

21

209

11244

773

12071

2269

220

1949-50

21

672

13251

721

13972

1741

91

1950-51

21

597

13322

773

14095

1760

-

1951-52

21

570

12647

706

13173

1795

-

Kaynaklar: DİE, Milli Eğitim Hareketleri ( Ankara, 1967), ss.32-35,41, 47.(Akt. Kaya, 2009).

DİE, İstatistik Yıllığı, ( Ankara, 1953), ss.149-50. ( Akt. Kaya,2009).

Yukarıda Tablo 2’de de görüldüğü üzere köy enstitüleri her yıl gerek enstitü sayısı, gerekse öğrenci sayısı ile büyüme göstermiştir. Ancak her eğitim ve öğretim sürecinde görüldüğü üzere kız öğretmen adayları erkek öğretmen adaylarından hep daha az olduğu görülmektedir. Eğitimde kız çocuklarının bugünkü durumunu düşündüğümüzde özellikle öğretmenlik mesleğinde eğitim görmekte olan öğrencilerin kız öğrenci yoğunluğunun oldukça yüksek olduğunu düşündüğümüzde o dönemki Türkiye şartlarının bugüne ulaşmasının hiç de kolay olmadığını belirtebiliriz. 5 yıllık eğitim ve öğretim süreci sonrasında genç öğretmenler köylerine köyün lideri olarak dönmekte idiler. O dönemin şartlarında sembolik olarak belirli bir ücretle köyüne giden öğretmen o köyde 20 yıl hizmet vermeye mecbur olduğunu bilerek bu görevi kabul etmekteydiler. & quot;Bugünkü şartlarda gelişen dünyanın ve değişimlerin böyle bir zorunluluğu kabul ettirmesi güç olsa da; Kurtuluş Savaşı’nın ardından Türk Milleti’nin asıl savaşı cehaletle mücadele eden öğretmenler sayesinde gerçekleşmiştir. Vatan sevgisi ve ulus sevgisi yüreğinde can olmuş öğretmenler devlet tarafından kendilerine verilen bağ, bahçe, tarım aletleri, atölye, ev, teknik sanat araçlarından köylülerin de yararlanmasından yükümlü olduklarının bilincindeydiler. O dönem ülkeye emek veren öğretmenlerin insan sevgisi ve insana değer verme yaklaşımları köylüleri memnun etmekte idi. Köylüler bu yapılaşmadan ötürü köye gelecek olan öğretmenin evini kendileri hazır etmekteydiler. Bugünkü Türkiye’nin Türk sinema filmlerinde bile konu ettiği köy öğretmenlerinin mücadeleleri Türk toplumun öğretmene saygınlığını arttıran bir unsur olarak karşımıza çıkarken; genç öğretmen adaylarının bu tür mücadele içeren filmleri öğretmen adaylığı sürecinde izlemeleri onlara meslekte karşılaşacak oldukları sorunlarda cesur ve pes etmeyen bir güç unsuru olarak değerlendirilebilir. O dönemin öğretmenleri köyde yetiştirmiş oldukları çocuklara devlet memuru olabileceklerini kız erkek ayrımı yapmadan bu devletin her hakkından istifade edebileceklerine rehberlik ediyorlardı. Köy kooperatiflerinin bile geliştirilmesi köy Enstitüsü’nden yetişen öğretmenler sayesinde gerçekleşmiştir. Ana babaların öğretmenlere olan güven duygusu ile eğitimde okuryazarlık her geçen yıl artmıştır.

Köy enstitüleri Türk eğitim sisteminin gelişmesine olumlu katkılar sağlamıştır. Ayrıca ülkenin siyasal ve yönetimsel yapısına, hatta sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda büyük yankıların oluşmasını da sağlamıştırlar. Ancak bu sistem sadece ülkenin eğitimini etkilememiştir. Bu sistem sadece köylerde okur-yazar oranını arttırmakla sınırlı kalmadığı için; & quot;çok yönlü etkilere sahip olan bazı özellikleri geleneksel çıkar gruplarına aykırı düşmüştür. Nitekim tutucu ve muhafazakâr kesimler tarafından enstitüler yerilmişken; devrimciler tarafından desteklenmiştir. Köy enstitüleri toplumda iki farklı kutuplaşmanın alet edinilerek ne yazık ki amacının ne olduğu bile unutturulur biçimde yara almıştır. Köy enstitülerine saldırıların nerelerden geldiğini inceleyecek olur isek( Kaya, 2009);

1.Tutucu sağcı gruplardan

2.Bazı köy enstitüsü kurucu, öğretmen ve öğrencilerinden

3.Solculardan

Köy enstitülerine yapılan saldırılarla ilgili 1945 yılından sonra Türkiye’nin çok partili sistemden etkilenmesi süreci de dâhil olmuştur. Nitekim köy enstitüleri kurulduğu andan itibaren eleştiri almasına rağmen övgüler de almakta idi.& quot; Köy enstitüleri ile ilgili kanunun karara alınma sürecinde milletvekillerinin bile davranışları o dönemden bugünlere gelinene kadar yaşanılan zorlukları bizlere hissettirebilmelidir. Köy enstitüsü kanunun mecliste sadece 278 oy ile kabul gördüğünü, 148 milletvekilinin görüşmeye dahi gelmediği bir dönemden bahsetmekteyiz. Köy enstitülerinde kız ve erkek öğrencilerin birlikte eğitim görüyor olması köy enstitülerini istemeyen kişilerin dindar ve muhafazakâr kesimleri kandırmalarında etkili bir silah olabilmiştir. Hatta köy enstitülerinin kurulduğu yerlerle ilgili olarak; şehre çok uzak mesafede olmayan iletişim ve taşıt kolaylıkları dikkate alınarak oluşturulan yapısı köy enstitülerin hizmet amacında köylerde kırsal alanlarda kurulma nedeninde köy çocuklarına rahatça komünizmi aşılamak maksatlı olduğu yönünde iddialara maruz kalmıştır. Hatta enstitülerin kuruluş yerlerini akıllarına takan zihniyetin gözünde köy çocuklarının şehirle ilişkisi kesilmiş olmasından ötürü bu çocuklara komünizmi entegre etmek daha kolay olacağı düşünülmekteydi. Enteresan olan şudur ki; enstitüleri yıkan bu zihniyetler daha sonra öğretmen okullarını yaptıklarında bu okulların yerlerini de değiştirmemiştirler. Açıkçası asıl düşüncenin köy kalkınmasına ve tarımsal ve endüstriyel alanlarda önder olmuş olan köy enstitülerinin uygulamada sağladığı başarıdan duyulan rahatsızlık olduğu bugün daha açık ve net görülebilen bir gerçek olarak değerlendirilebilir ( Kaya, 2009).

Tarihte siyasette ve politikada köy enstitülerine yapılan saldırıların gerçek nedenleri başarıyla gizlenmiştir. Örnek vermek gerekirse; 1945 yılında Sovyetler Birliği’nin Doğu Anadolu ve Boğazlar üzerinde bir takım istekleri sonrasında hızlanmıştır. 1947 yılında enstitülerin programları değiştirilirken; 1954 yılında köy enstitüleri tarihe gömülmüştür. 1960’larda Kıbrıs sorunu ile ilgili Sovyet Rusya’ya düşmanca olan tavrın yerine ılımlı bir yaklaşım gelişirken; enstitülere olan eleştirilerin konusu da değişmiştir. Kıbrıs sorunu ile ilgili Türkiye’nin Yunanistan ile savaşmasını önlemek amacıyla ABD Başkanı Johnson Türkiye başkanı İnönü’ye yazdığı kaba mektubun 1964 yılında açıklanması süreci; Türk- Amerikan ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Bu durum bazı çevreler tarafından hemen değerlendirmeye alınmıştır. “Köy enstitülerinin Amerika’nın etkisi ile kurulduğu” yönünde iddiacılara fırsat verildiği gibi bunların dışında “ Köy enstitüleri faşist bir buluştur” ifadelerinin de olduğunu belirtmemizde yarar var.

Bugün köy enstitülerinin yeniden açılması ile ilgili bir gereklilik olmasa da öğretmen yetiştiren kurumlarda öğretmen olacak olan kişiye çeşitli becerileri edindiren yapıya sahip olan köy enstitülerini andıran bir yapıya büyük bir ihtiyaç olduğunu hepimiz görebilmekteyiz. Bu bağlamda 1937-1938 Öğretim yılında Kıbrıs’ın Güzelyurt ilçesinde& quot;& quot; “Omorfo Öğretmen Koleji” adıyla açılmış olan, bugünkü adıyla “Atatürk Öğretmen Akademisi” olarak bilinen; Kuzey Kıbrıs’ın Lefkoşa ilçesinde hala daha varlığını yürütmekte olan Öğretmen okuluna değinmekte fayda var. Kısaltılmış ismi ile& quot; AÖA olarak bilinen bu kurum temelinde öğretmen yetiştirmeye odaklı ve bu yönde uzmanlaşmış eğitimcilerin öğretmen adaylarına hizmet sunmaktadır. Kıbrıs Türkeri’nin yükseköğrenimde en eski öğretmen yetiştiriciliği yapan kurumu olarak bilinen AÖA eğitimde ilköğretim kademesinde öğretmenlik yapacak olan öğretmen adaylarını eğitim fakültelerinden farklı bir yapıda geliştirmektedir. Temelde KKTC’nin geleceğini yetiştirecek olan öğretmen adaylarına çağdaş, demokratik, öz kültürüne sadık, bilime, sanata ve spora ilgi ve sevgi duyan insanlar yetiştirmeyi hedef edinmektedir. Atatürk Öğretmen Akademisi aynı zamanda IUSRC (International Universities Search and Rescue Council) üyesidir. İlkokul ve okulöncesi düzeyindeki çocuklara öğretmenlik yapacak olan öğretmen adaylarına eğitim- öğretim hizmeti verme sürecinde teorik ders öğretiminin dışında uygulamaya dayalı bir öğretim süreci ile öğretmenleri yetiştiren bir kurumdur. Az sayıda öğrencinin KKTC hükümetinin belirlediği ihtiyaç oranında KKTC vatandaşı olmak koşuluyla düzenlenen sınav çerçevesince başarı sıralamasına tabi tutularak mülakat sonrasında öğretmen adayı olmaya hak kazanmaktadır. 4 yıllık eğitim ve öğretim süreci içerisinde uygulamaya yönelik aktiviteler yapılması yönünde öğrencilerini yetiştiren AÖA bu anlamda modern yapıya ulaşmış bir enstitüsü özelliği göstermektedir ( Hazar, 2019). Öğrenciler öğretmenlik sürecine ders araç gereçlerini yapma,müzik,spor faaliyetlerinde performansları geliştirilecek biçimde eğitilmektedirler. Okullarda belirli dönemlerde yapılan staj süreçlerinde öğrencilerin deneyim kazanmalarına ilişkin uygulama imkânları ve rehberlik etme sürecinde akademisyen hocalar oldukça titiz davranmaktadırlar. KKTC devlet ilkokullarında görev alacaklarının bilincinde olan öğretmenler sınıf ve okulöncesi eğitim bölümleri ile branşlara ayrılmış olsalar da resim, müzik, beden eğitimi ve İngilizce derslerini ilköğretim düzeyinde çocuklara öğretebilecek bilgi beceri ve donanıma sahip olacak biçimde yetiştirilmektedirler. Öğrenciler sanat çalışmaları ile ilgili tarihi günlerle ilgili tören ve organizasyonlarda edindikleri becerileri öğrencilik sürecinde her yıl deneyimlemektedirler. Bu deneyimleri kazanan öğretmen adayları mesleğe başladıklarında çok yönlü olan özellikleri ile günümüz çağdaş eğitim yaklaşımlarına uygun teknoloji ve sosyal yaşama ilişkin sivil toplum kuruluşları ile de etkileşim halinde kültür dersleri ile ilgili halk danslarında performanslarını sergilemektedirler. Türkiye’de oluşan ilkokullarda öğrenci yetiştirme ile ilgili kurulmuş köy enstitülerinin yıkılmamış bir örneği bugün Kıbrıs’ta hala daha varlığını yürütmektedir. Bu bağlamda Türkiye ve Kıbrıs’taki pek çok eğitim fakültesi bu güzel örneğin başarısını öğretmen niteliğini de göz önünde bulundurarak değerlendirebilir.

17 Nisan Köy Enstitülerinin Kurulması süreci ile ilgili kısa da olsa biraz tarihsel bir incelemeyi sizinle paylaşmış bulunmaktayız.Köy enstitülerinin kurulması sürecine emek veren; başta ülkesine öncülük eden Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve tüm devlet büyüklerimizi unutmamalıyız.Ülkesine eğitimin ekonomik kalkınma sürecine destek veren gelmiş geçmiş tüm öğretmenlerimizi rahmetle anıyoruz. Onların bizlere nice zorluklar yaşayarak bırakmış oldukları eğitim kurumlarımızı en güzel biçimde dünya ile rekabet edebilir biçimde geliştirmeye gönül verenlerin çoğalması dileğiyle; herkese bu hastalık sürecinde eğitimden ve üretimden kopmayacakları bir biçimde iyi çalışmalar diliyorum.

Kaynakça:

DİE, DİE, Milli Eğitim Hareketleri (Ankara, 1967), s.35.

Milli Eğitim Hareketleri ( Ankara, 1967), ss.32-35,41, 47.

Hazar, Nazmiye (2019)“ Eğitimde Değişim Yönetimi Hakkında Yönetici Görüşlerinin Değerlendirilmesi “.Yakındoğu Üniversitesi Yüksek Lisans Tezi. DİE, İstatistik Yıllığı, ( Ankara, 1953), ss.149-50.

Kaya, Y. K. (1974).İnsan yetiştirme düzenimiz: politika, eğitim, kalkınma. Nüve Matbaası.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları