Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

"Birey" Olmak ya da Bir "Rey" Olmak!

Ali GENÇLİ Yazdı

Kategori: Sosyoloji - Tarih: 12 Nisan 2020 20:18 - Okunma sayısı: 324

*Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert.

*Bir türün kapsamı içine giren somut varlık...

*Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri…

*Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert…

*İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert…

Yukarıda art arda sıralanan tanımlardan konumuzu ilgilendiren ‘birey’ tanımı; “Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri…” olan tanım.

Kişi olarak her birimiz, yaşadığımız toplumu oluşturan asıl unsurlar olduğumuz halde kendimize istendik bir yaşam kurgulamak yerine sistemin egemenlerince bize uygun görülen yoksulluk ve yoksunlukları bir ömür taşıyoruz sırtımızda. Yaşama sahip çıkmak adına yaptıklarımız çok yetersiz. Bu nedenle; sadece yakınıyoruz ve birilerinin gelip bizi bu olumsuzluklardan kurtarmasını bekliyoruz. Bir yaygın söz “Beni bir kez aldatırsan sen suçlusun, ama ikinci kez sana kanarsam bunun suçlusu benim.”der.

Geriye dönüp baktığımızda;ömrümüzün geçip giden bölümünde kaç kez kandırıldık acaba?

Kaynaklarımızı akıllıca kullandığımızda, bir çok ülkenin imrendiği genç nüfusumuzla, hakça bir bölüşüm düzeni kurabildiğimizde, nimet külfet dengesini sağlayabildiğimizde, içimizdeki toplumsal tembelliği ve ülkedeki asalakları yok ettiğimizde, abartısız yüz elli milyon insanın mutlu, rahat ve huzur içinde yaşayabileceği ülkemizin, şu içler acısı durumuna bir bakın… Gelir dağılımındaki uçurum, geleceği kurgulanmamış hızla artan bir nüfus, tüm ekonomisi dışarı teslim edilmiş bir politikalar bütünü, yapanın yanına kar kaldığı soygun düzeni, çalışanına, emeklisine yoksulluğu layık gören bir yönetim anlayışı.

Ve suskun bir toplum.

Sorgulayan, haklarına sahip çıkan insanlar olsaydık bankaları soyanlar, bankadan sorumlu devlet bakanı yapılır mıydı? Yüce divanda yargılananları yeniden seçer miydik? Altı kez giden yöneticiler, yedi kez yeniden gelebilir miydi başımıza? Üç kuşak aynı politikacılarla yetinmek zorunda kalır mıydık? Bizi yönetenlere çoban sanın verip kendimiz koyun yerine koyar mıydık?

Biraz yaşamı sahiplenebilseydik, banker facialarını, banka soygunlarını, yandaş kayırmalarını, haksız kazançları, ayyuka çıkmış rüşvet ve yolsuzlukları hayali ihracatları, bunların bedellerinin bize ödetilmesini ve ülke kaynaklarının hovardaca yok edilmesini sineye çeker miydik?

Bankaları hortumlayıp, görev zararı kandırmacalarını yutar mıydık? Yoksulluk sınırları, açlık sınırları bu denli insanlık dışı olabilir miydi?

Bizim ilkokula gittiğimiz yıllarda “Yurttaşlık Bilgisi” dersi vardı. Bu derste işlediğimiz bir konuyu çok iyi anımsıyorum, Devletin görevleri ve yurttaşın görevleri. Vergi vermek, Yasalara uymak, Askerlik yapmak, Seçimlere katılmak yurttaşın baş göreviydi. Bunlara uymayanların cezai yaptırımları vardı. Yurttaşın yaşam hakkını korumak, Eğitim ve sağlık sorunlarını çözmek, İşsizliğe çare bulmak, Yasalar karşısında eşitliği gözeterek adaleti sağlamak,

Konut sorununu çözmek, Ülkede huzur güveni sağlayıp refah düzeyini yükseltmek de devletin görevleriydi.

Ya bu gün?

Değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum…

Yoksulluk bitecek, dokunulmazlık kalkacak, soygunlar sona erecek, suçlular cezasız kalmayacak deyip başımıza geçenler, bunların tam tersini yaptığı halde yeniden yeniden seçilebiliyorsalar, vatandaş seçimden seçime anımsanıyorsa, vatandaşın kimleri seçeceğine hep başkaları karar veriyorsa, verilen sözler seçimden bir gün sonra unutuluyorsa biz hâlâ ‘bir- rey’ olarak yaşamımızı sürdüreceğiz demektir. ‘Birey’ olmak için ise daha çok zaman gerekecektir.

ŞU GARİP İNSANOĞLU

Zaman gergefine işlerken bilinmezi

Gelip geçiyor zaman.

Ömür dediğin nedir ki?

Bir tutam takvim yaprağı.

& quot;

Çalınan hayatlarda

Tüketiyor kendini şu garip insanoğlu…

Kan ve ter

Zulmün imbiğinden süzülüyorken

zalimi alkışlıyor,

varoşlarda ömür tüketenler.

& quot;

Ve zalim, her çağda baş tacı.

Ne garip şu insanoğlu…

(“Aşkın Obsesif Hali” Ali Gençli, 2018 Sayfa: 20)

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sosyoloji Yazıları
Corona ve Korku

Sosyoloji 19 Nisan 2020

Corona ve Korku

Değişme

Sosyoloji 12 Nisan 2020

Değişme