Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Nazmiye HAZAR Yazdı

Kategori: Sosyoloji - Tarih: 07 Mart 2020 21:46 - Okunma sayısı: 493

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

8 Mart ile ilgili bugün dünyada hemen hemen her ülkede bir takım faaliyetler gerçekleştiriliyor ve toplumlar 21.yy. çağ içinde hala daha kadınların gerek uluslararası anlamda gerekse her ülkede var olan yasalar kapsamında kadınların hakları ile ilgili sorunları çözebilmiş değil. Kadınlara çiçeklerin takdim edildiği gün ile ilgili pek çok şey okuyoruz, yazıyoruz, araştırıyoruz, izliyoruz, hatta pek çok olayın ya da olgunun içine dâhil oluveriyoruz farkında olmadan.

Kadın sorunları kadının doğasında var olan bazı gerçeklerin insanoğlu tarafından kabul edilmesi ile ilgili anlaşılmazlıklardı kim bilir? Kadın varlığı ile birlikte var ettiklerinden var olduğu değeri görebilmekte miydi bu dünyada? Kadının dindeki yeri neydi? Toplumun kültür edindiği değerlerde kadının kıymeti neydi? Türk toplumu kadına gereken önemi verebilmeyi başarabilmiş bir toplum olabildi mi? Kızlarımızı ve erkeklerimizi bu iki cinsiyetin yaradılışı gereği var olan doğal özelliklerine saygı duyacak biçimde yetiştirebilmeyi başarabildik mi? Hala daha adet kanından utanan kadınların olduğu, adet kanının utanılması gereken bir durum olduğunu sanan algılarla yaşadığımızı biliyor muyuz? Peki, modern olduğumuzu iddia etsek de gerçek anlamda en basit bir örnekle kadın şiddet ve terör eylemlerinin var olduğu yerleşim yerlerinde kaç tane kadın sığınma evimizin gerçek anlamda var olduğu ya da var olanlar olması gerektiği gibi donanımlı olup olmadığını biliyor muyuz? Erkek suçluların yoğun olduğu hapishanelerin yapım biçiminde kadın suçluların ya da çocukların durumu ile ilgili en basit bir unsur olan tuvaletlerin inşa edilmesi ile ilgili ne kadar değişebildik.

Bu sözleri yazarken aklıma birden 1989 yılında yönetmenliğini Tunç Başaran’ın yürüttüğü “Uçurtmayı Vurmasınlar” filmi geldi.Bir çocuğun annesinin hapis cezası nedeni ile mahkûmlarla birlikte yaşadıklarını anlatan o acı dolu dramı bir çocuğun dünyasından anlatmaktaydı seyircilere. Türk sinemasının Magnum Film tarafından dağıtımı yapılan “Uçurtmayı Vurmasınlar” adlı filmde yüreğinde acıyı hissetmeyen bir insan yo diye düşünüyorum.

İnsanoğlu yeryüzünde var olduğu günden bu güne tabiatın yıkıcılığı, insanın vahşet, saldırganlık gibi eylemlere olan meylinin yanı sıra ölüm denilen bir gerçeğin varlığı ile yüzleşmek zorunda kalmaktadır. İnsanoğlunun travma yaşantısı da en az insanlık tarihi kadar eskidir. Travmanın hayatın bir gerçeği oluşu kötü bir durum olsa da, yaradılışımızda insanın psikolojik direncinin olması güzel bir durum. Travmanın “dile getirilemez” anlamında oluşu aslında vahşete verilen olağan tepkinin o vahşetiyle direnmek olmasıdır kim bilir. İnsanoğlu ilk olarak vahşete olan tepkilerinde o vahşeti akıldan çıkarıp atmayla yeğlemektedir. Çünkü o vahşeti yüksek sesle dillendirmek ne yazık ki; fazlasıyla ürkütücü ve korku dolu bir duygu da yaratabilmektedir.

Peki; biz insanoğlu nasıl oluyor da yaşadığımız vahşet içerikli olayları aklımızdan atarken, hatta diğer yaşanmışlıklarımızı bile bazen akıldan atabiliyorsak, nasıl oluyor da bize kalanlarla yaşamımızı akılda kalan yaşanmışlıklarımızla anlamlandırabiliyoruz? Her ne kadar yaşadığımız kötü travmatik olayları en derinlere gömdüğümüzü sanıyor olsak da, korku ve vahşet gömülmeyi reddediyordu. Nitekim tarih bu reddettiklerimizin hayaletleri ile doludur. Kıbrıs Türk tarihine baktığımızda var olma mücadelesi ile hala daha mücadele etmekte olan Kıbrıslı Türkler yaşadıkları savaş sürecinde bu acıyı toplum olarak en yoğun tadan bir millettir. Tarihte Kıbrıslı Türklerin 1974 yılına kadar yaşadıkları savaş travmasının ardından iyileşmeyen yaralara gün geçtikte dünyada benzer biçimde savaş haberlerini takip etme sürecinde yeniden tadıyoruz. Her gün teknolojinin bize sunduğu imkânlarla farklı milletlerin de bu üzücü duyguları yaşamakta olduğunu görmekteyiz. Nitekim bu görüntüleri izlerken her gün değişen insanlık algısı, değişen dünyanın korkutan ve geçmişte yaşanan acıları aslında hiç dindirmediğini; aksine farkında olmadan yeniden farklı hayaletlerle zihinlerimizde korkularla yaşattığını hissedebilmekteyiz. Bu hayaletler her ne kadar bir psikolojik semptom olsa da kabul etmek gerekiyor ki ruhsal travma tarihi insanın aklı gibi gelgitli bir izlek sürdürmektedir. Belirli dönemlerde aktif olarak üzerinde konuşulan bir kavram olarak yüzleşilen ve zihnimize bir süreliğine “ bunun bir dönem unutma” mesajı ile hatırlatmalar yapmakta.

Bugün; 1977 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günündeyiz. Tıpkı az önce belirttiğim gibi dünya kadınlarının tarihteki bir travmasını yeniden hatırlatan bir tarihi travmaya her yıl farklı anlamlarda anlamlar yüklüyoruz. Nitekim bu travmadan kurtulma yollarını farklı süslemelerle bir bayrammışçasına renklendirdiğimizi, çalışan kadınlara değer verme adıyla sükseler yaratmaya çalıştığımızı da hissediyoruz. İnsanlık tarihinde dünya emekçi kadınlar gününün tarihsel hikâyesi neydi? Biliyor muyduk?& quot; Ya da kadın olmak neydi dünyada yaşam adına?

Emekçi Kadınlar Günü’nün geçmişi çok eskilere dayanıyor olsa da kadının iş yaşamında ya da toplumlardaki varlığını yürütme mücadelesinde yaşadığı kayıpları asla tükenmemekte. 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York eyaletinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek amacıyla verdiği savaşın bittiğini sanıyorsak bu sadece bir yanılgı.1857 yılında yüzlerce kadının düşük olan ücretler, uzun çalışma saatleri, insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için yaptığı grevler bugün insanlık tarihi adına bir lekedir. Hele hele bu grevler sırasında meydana gelen yangında işçilerin fabrika önünde polisler tarafından kurulan barikatlardan kaçamaması sonucu tam bir dramdır. Çoğunluğun kadın işçi olduğu 129 can kaybı. Bu olayların ardından 1910 yılından, yani ölen işçi kadınların ölümlerinin ardından 52 yıl geçtikten sonra Danimarka'nın Kopenhag kentinde II. Sosyalist Enternasyonal toplantısında Clara Zetkin’in bir önerisi her şey değişir.1857’de başlayan, kadın haklarının kazanılması ve kadınların birlikteliği mücadelesinin her yıl “Kadın Günü” olarak kutlanması kararlaştırılır. Nitekim 1975 yılında Uluslararası Kadınlar Yılı olarak kutlanır ve yapılan organizasyonlar neticesinde (BM)Birleşmiş Milletler, 8 Mart’ı “Dünya Kadın Günü” olarak kutlamaya başlandı ve 1977 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 8 Mart, “kadın hakları, uluslararası barış günü” olarak kabul edildi. Dünya barışının korunması ve sosyal gelişim ile temel insan haklarının kullanılması gerekçelerinin yanı sıra kadınların da eşitlik ve kendilerini geliştirmelerine olanak sağlama amacıyla oluşturulan bu karar dünya kadınına erkeklerle eşit hakların verilmesinin dünya barışını güçlendireceği yönünde idi.& quot;

Bugün her kadın için 8 Mart farklı anlamalar taşımaktadır. Neoliberal anlamda tüketim kültürünün yaygınlaştığı günümüz dünyasında, tüketim anlamında kadınların bu tüketim kültürü içinde boğulurken,kadının bu sorunlarla mücadele etmesi gereken bir unsur değilmiş gibi yansıtılması, güvenin ve bireysel kimliğin inşasının kaynağı olarak görülmesi çok ilginç (Chen, 2013: 444).

Kozmetik markalarını 8 Mart reklamlarında göstergebilimsel çözümleme açısından inceleyen Mehmet Erhan Summak ve Yeliz Öztürk markaların eşitlik ve emek ruhuna sahip bu özel günü, kâr elde etmek için indirim, puan, sürpriz hediyeler sunarak tüketilebilir hale getirdiğini belirtmektedirler (2018: 123). Kadınların bugün sahip oldukları hakları nasıl kazandıklarını konuşamayacak kadar çok doldurulmuş bir tüketim dünyasının bizi uyuttuğunu belirtebiliriz.

Tarihi bir tekerrür olarak ifade ettiğimiz bugünü ilerde dünyanın gelecek tarihinde kapitalizmin bıraktığı kalıntılarla anacağımız apaçık ortada. Kadınlarımız hala daha pek çok sorunla iç içe yaşamaktayken bugün bunların reklam spotlarında olmaması sadece büyük şirketlerin kar elde etmesine bir engel kim bilir? Dünya genelinde insanların yoksulluk durumlarına bakacak olduğumuzda yoksul insan oranında %70 kadın cinsiyetinin yoğunlukta olduğu, eğitim anlamında ise dünyada eğitim alamayan insan oranında dünya nüfusuna göre 2/3 oranını kadınlar oluşturmakta olduğu bir dünyadan bahsediyoruz oysa.

Kadın hakları ile ilgili bir konu açıldığında aklıma ilk gelen kişi “bana gönülden yakınlığını hissettiğim kendi tarihimizdeki değerlerden Mustafa Kemal Atatürk” diyebilen kaç kadınız? Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması sürecinde sadece ülkesini düşman işgalinden kurtaran dahi bir komutan değildi. Mustafa Kemal Atatürk gelecek nesillere güzellikler sunarken evrensel hukuka değer veren, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu bir ülke oluşturmak amacıyla her adımında vizyoner bir liderdi. Bu yönünü & quot;bugün okumakta olduğumuz tarih kitaplarında yaptığı her adımda bizlere kanıtlamış bir liderdi de. Mustafa Kemal Atatürk Türk kadınına sunduğu haklarla dünyada kadınların değer ve hakları ile ilgili insani yapısını örnek bir devlet büyüğü olarak hatırlatmakta. Bugün Türk Kadınlarının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Mustafa Kemal Atatürk’ü hatırlaması; bazı değerlere değer katmak adına hepimize bir ışık olacaktır. Avrupa ülkelerinden önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan, çok eşliliği kaldıran, eşit eğitim hakkı getiren, kadınların iş hayatına katılmasını sağlayan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bize sunduğu bu ayrıcalıklar Türk toplumunun kadına değer vermekle ilgili dünyaya güzel örneklerini unutmamamız gerekiyor (Kaçmaz, 2016).

Değerli okuyucular! Mustafa Kemal Atatürk’ün kadını toplumsal hayatın eşit bir paydaşı olarak gördüğü, Türk kadınının toplumsal hayatta hak ettiği yeri alması için sosyal, kültürel, hukuk ve eğitim alanlarda devrimler yapacak kadar cesur bir lider olduğunu unutmamalıyız.Yaptığı devrimler neticesinde bugün hala daha dillerimizden düşürmediğimiz “Cumhuriyet Kadını” tanımlaması esasında bu niteliklerin oluşturulması yönünde bir kadın imajının sağlanması ve kökleşmesi ile ilgili attığı adımların neticesidir.& quot; Atatürk’ün Türk kadını ve eğitimi için söylediklerine ve yaptıklarına baktığımızda, ne kadar gerçekçi ve ileri görüşlü olduğu bir kez daha çok net olarak ortaya çıkmaktadır ( Erdem, 2015).

Erdem ( 2015) “ Atatürk’ün Kadına ve Kadın Eğitimine Verdiği Önem” ile ilgili yaptığı araştırmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlar için söylemiş olduğu bazı sözleri aşağıdaki gibi derlemiştir:

“Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.”

"Mustafa Kemal Atatürk, 17 Mart 1923 Tarsus"

“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını gibi emek verdim diyemez.. Belki erkeklerimiz memleketi istila edenlere karşı süngüleriyle düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir... Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Bundan ötürü hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim”

"Mustafa Kemal Atatürk, 30 Mart 1923 Konya"

“(...) Bir sosyal topluluk, bir millet erkek ve kadın denilen iki tür insandan oluşur. Kabil midir ki bir kitlenin bir parçasını geliştirelim, diğerini müsamaha edelim de kitlenin bütünü ilerletilebilmiş olsun? Mümkün müdür ki bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin? Şüphe yok, terakki adımları, dediğim gibi iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmalı ve gelişmeyendik alanında birlikte kesin bir tavır almak gereklidir. Böyle olursa devrim başarılı olur”

"Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos 1925 Kastamonu"

Kızlarımızı ve erkeklerimizi yetiştirirken bugün sahip oldukları hakların kazandırılması ile ilgili mücadelelerin bilincinde olmaları neo-liberal politikaların olumsuz etkilerinde toplumsal değerlere de kenetlenmelerine fayda sağlayacaktır. Çünkü bugün günümüz dünyasında kapitalizm kadınları metalaştırmış bir durumdadır. Bu metalaşma sadece beden olarak değil, onların mücadeleleri ile ilgili bile kutuplaşmış bir metalaşmadır. Bu nedenle başta çocuğun ilk öğretmeni olan annelerimiz ve eğitimcilerimizin çok uyanık olmaları gerekmektedir.

Konuşurken sizi dinlemeyen, anlattıklarınızın gereksiz olduğunu düşünen, bir kadın olarak anneliğinizle birlikte çalışma hayatında var olabilmek için tükettiğiniz enerjiniz ve mücadele ettiğiniz zorlukları fark edebilecek bir farkındalık geliştiremediğimiz çocuklarımızın olduğunun bilincinde miyiz? Gençler için bugün paylaştıklarımız acaba ne kadar anlam ifade ediyor.Kurtuluş Savaşı’nın kahraman Türk kadınlarının desteği ile güç bulduğu bir tarih kaç gencin dikkatini çekecek bir unsur niteliğinde? Çocuklarımıza okuttuğumuz kitapların içeriğinden ne kadar haberdarız?

“ Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler” adlı kitabın içeriğinde Müslüman ve Türk olan nene Hatun’umuzun olmaması, ya da dünyanın nasıl oluyor da Türk kadının Kurtuluş Savaşı’nda verdiği mücadelede Kara Hatun’undan tutun Tayyar Hamiyesi’ nin olmaması, ya da Halide Edip Adıvar gibi daha nice cesur çalışkan kadılarımıza ve kızlarımıza ilgili rol model olabilecek Türk kadınlarının başarılı kadınlar öyküsünde olmaması bize dünyanın değer verme biçimiyle ilgili nasıl bir mesajdır? & quot;Mustafa Kemal Atatürk ’ün Türk kadınına sunduğu haklarla ilgili pek çok güzelliğin ifade edilmemesinden farklı mıdır? Eğitimde bu özel günde kızlarımıza – kadınlarımıza güç verecek örneklerin olduğu Çankırı'lı Yusuf kızı Emine, Amasya'lı Adil kızı Zeynep, Erzincan'lı Osman kızı Emine, Adana'lı Ayşe. Gaziantepli Güldane gibi şehit kadınlarımızı bilen kaç insan kaldı? Bir kısmı top mermisiyle, bir kısmı evinde kurşunlanarak şehit edilmiş veya yaralı olarak hastahaneye getirilmiş ve orada vefat etmiş olan daha nice kurtuluş mücadelesinin kahraman Türk kadınları neden reklamlarda asla adlandırılmaz?

Keloğlan çizgi filmini mutlaka izlemişsinizdir. Değerlerimizle ilgili güzellikleri çocuklarımıza öğrettiğimiz Keloğlan çizgi filminde cadı rolündeki insanın kadın olması ya da Bilgecan Dede’nin akıllı, bilgili ve erkek olması sübliminal olarak çocuklarımıza ne mesajlar vermektedir hiç düşündünüz mü?& quot; Çocuk algısında çirkin cadının kadın olması, ve kötü giysilerle reklam edilmesi çocukların bilinç altına kadın modeli ile ilgili ne masajlar vermektedir? Öyle ya; Batı’nın klasik masallarındaki pamuk prenses ve yedi cüceler öyküsünün devamı değil midir bu hikaye de? Dünyanın geldiği bugünkü durum erkeklerin beğendiği kadın modelini yaratmak olabilir mi? Tarihte kadının değeri ile ilgili ne değişti? Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası olarak bilinen Afrodit ( Aphrodite), Roma mitolojisinde Venüs olarak bilinirken, efsanelerde konu edinmesindeki o güzellik asıl eseri kendi midir? Dahası bu ifadeler söylenmişken; Afrodit(Ş.Avşar, 2020) bugün yaşasaydı sizce bugünkü güzellik tanımlamaları ile bir değer kazanabilecek miydi sahip oldukları ile? Bugün kız çocuklarının tabletlerde oynadıkları oyunlarda moda- tasarım adı altında kıyafet ve saç modelleri ile değişim yaptıkları insan modelindeki karikatürlerde çocuklarımıza ne mesajlar verdiğimizin bilincinde miyiz acaba?

8 Mart gününde kapitalizmin getirileri ile bircilikte feminen bakış açısıyla kadın terörlerinin tükenmediği bir dünyada yaşam mücadelesi verdiğimizi çocuklarımıza ne derecede hissettirebilmekteyiz acaba? Bilimsel anlamda kadının toplumda konumunun değişmesi ile ilgili övgüler çoğalsa da savaşlarda mağdur olan kadın ve çocukların feryadına yetişemeyen insanlığın trajik öykülerinin travmatik yaralarını iyileştiremediği gerçeğini hatırlayabilmekte miyiz?

Bir taraftan iş yaşantısında şirketler feminist mücadelelerin etkisi ile kadınların iş gücüne destek sağlamaları ile ilgili kadın çalışanların çoğalmasının yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili oldukça fazla çaba sarf etmekte olduğu için bazı olumsuzlukları fark edebilmek çok güç. Örneğin reklam kampanyalarında kadının toplumsal konumunu olumlu destekleyecek tarzda kadının güçlenmesi ile ilgili mesajların arttırıldığını takip etmekteyiz. Ancak kadının reklamlardaki temsillerinin değiştiğini ve dönüşümlerin olduğunu nasıl yorumlamaktayız hiç tartışmayız. Önceden edilgen olan kadının daha etkin olduğu hususunda gerçekten reklamlardaki gibi miyiz? Ya da kadının ataerkil tanımlamalarında var olan sıfatlarında seksi, anaç, fedakâr temsillerinin yerini güçlü, bedeniyle barışık, özgüveni yüksek, kendi hayatını kendi yöneten kadın temsilleri gerçekten kadının dünyada var olması için bir umut muydu?

Bunların yanı sıra bir de feminen düşünen hareketler söz konusu. Feminizm kadın haklarına yönelik mücadelelerde toplumlara gerçekten destek sağlamakta mıdır? Ne yazık ki feminizm de değişen dünyanın etkisiyle “Metalaşmış Feminizm”, “Üçüncü Dalga Feminizmi”, “Post-Modern Feminizm”, “Popüler Feminizm” gibi farklı adlarla kavramsallaştırılmıştır artık.

Sürekli televizyon kanallarında, sosyal medyada kadınların temsili ile ilgili farkında olmadan bazı algıların görmezden gelinmesi aslında toplumda kadın değeri ile ilgili bir yozlaşmanın yarattığı bir ürün. Kadınların temsili üzerine yapılan araştırmalarda bile, pazarlamada ürünün satışını arttırmak ya da hizmetin satışını arttırmak amacıyla kadın bedeninin “cinsel nesne”/“arzu nesnesi” olarak kullanıldığı belirtilme. & quot;Hatta bu yapının ve bu yapının idealleştirildiğinin & quot;(Batı, 2010: 103; Adalı Aydın, 2014: 58; Güdekli ve Çelik, 2014) farkında olan kaç kadın var? Kaç kişi kadınların sınırlı ve geleneksel rollerle (ev kadını, anne, eş vb.) genellikle özel alanda, erkeklerin ise kamusal alanda resmedildiğinin (Bal, 2014; Şenkal, 2016: 91) farkında? Rollerle ilgili erkek karakterlere güç ve tahakküm pozisyonu atfedilirken kadın karakterlerin “güzel”, “duygusal”, “boyun eğen”, “mantık dışı” özelliklerle tanımlandıklarını (Çankaya, 2013: 293) görebiliyor muyuz?

Peki, medyanın toplumsal cinsiyet kalıplarını yeniden ürettiğini ortaya koymakta olduğunun farkında mıyız? Rosalind Gill’e göre son yıllarda reklamlardaki genç kadınların artık erkek bakışının edilgen nesneleri olmaktan çıktığı; aktif, bağımsız ve cinsel açıdan güçlü biçimde temsil edildiği belirtilmektedir. Nitekim bu değişen temsilin arkasında yatan iki güçlü neden vardır ( 2008: 35-39)

1.Kadınların gittikçe çoğalmakta olan ekonomik bağımsızlığının neticesinde yeni ürünlerin hedef kitlesi haline gelmeleri,

2.1980’lerin sonu ile 1990’ların başlarında reklamcıların, kadınları nesneleştirmeleri ile birlikte kadınlara idealleştirilmiş kadınlık temsilleri sunmaları

Bu mantıkla hareket eden üreticilerin mesajlarını algılayan kadınlar tepkilerini ortaya koyabilmekte olsa da bu bilince sahip olmayan kadın ve erkeklerin de olduğunu bilebilmeliyiz ve bu algıların ortadan kaldırılmasına eğitimle destekler sağlayabilmeliyiz. Dünyada Nike, Dove, Barbie ve daha birçok küresel markanın bir süredir kadınları ve kız çocukları güçlendiren reklam kampanyaları düzenlemekte olduklarını hatta toplumsal cinsiyet kalıplarına karşı çıktıklarını görebilmekteyiz.

İngiltere’de 2019 yılında Reklam Standartları Kurumu (ASA) tarafından cinsiyetçi mesajlar içeren reklamların yasaklanacağını duyuruldu (bianet.org, 2019).İngilizce’ de femvertising (feminist advertising-feminist reklamcılık) terimi feminist mesajlar içeren reklamlar için kullanılmaktadır. ABD’nin New York kentinde 2015’ten bu yana her yıl toplumsal cinsiyet rollerine meydan okuyan markalara SHE Media tarafından Femvertising Ödülleri verilmektedir. Feminist reklamlarla ilgili 2 Elisa Becker-Herby’e göre beş temel unsur vardır. Bunlar aşağıdaki gibidir(BeckerHerby, 2016:19, akt. Hunt, 2017: 27):

1.Çeşitli kadın yetenekleri kullanmak,

2- Özü itibarıyla kadını destekleyen mesajlar içermek,

3- Cinsiyet normlarına dair sınırları/yargı kalıplarını zorlamak ve bir kadın/kızın “ne olması gerektiğine” dair algılara meydan okumak,

4- Cinselliğin önemsizleştirilmesi (özellikle erkek bakışına uymayan cinselliğin),

5- Kadınları otantik biçimde tasvir etmek

Dünyada kadının değeri ile ilgili tarihte olumlu gelişmeler var olsa da medya sektöründe teknolojinin etkisi ile kadın değeri ile ilgili değişimlerin farkında olmalıyız. Reklam veren kurumlar ve kapitalistler kadınların güçlendirilmesi ile ilgili terim ve tanımlamaları reklamlarda konu edinirken bunların kontrolünün algılarla ilgili olması politik hareket olarak sahip olmamız gereken gerçek yetkilendirmelerden mahrum kaldığımızı göstermektedir. Kadınlarımız feminist amaçlarla ilgili ne kadar dikkatliler? Örneğin feminizmin nosyonu ile ilgili bireysel değerlerimizle ilgili kapitalist nosyonları reddetme gibi bir durumla yüzleşirken çok dikkatli olmalıyız (2017: 4-5).

Daha farklı bir örnek vermek gerekirse; L’Oréal bakım kremleri, Marie Claire kil maskesi ve fiyatlarını takip eden reklamlara baktığımızda dış sesle şımarık bir ses tonu kullanılarak& quot; “Şekerim, bakım benim için her şeyden olmasa da birçok şeyden önce gelir.” Diyen mesajların kadınları ne noktaya getirdiği sanıyorum ortada. Bu kısım, kozmetik reklamlarında sıkça karşılaştığımız kadınların toplum içinde dış görünüşleri üzerinden değer kazandıkları mesajını yeniden üretmeye hizmet ediyor. Reklam filmi, dış sesin “Tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun” cümlesiyle sonlanıyor.& quot;

Görüldüğü üzere, bu reklam filminde bir yandan feminist mesajlar verilirken diğer yandan toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin geleneksel mesajlar tekrarlanıyor. Reklamda seslendirilen neoliberal kadın özne olurken; tüketici kimliğiyle öne çıkarılıyor. Böylelikle 8 Mart, markaların kendisine sunduğu fırsatlar ve avantajlar arasından özgürce seçim yapabileceği ve hediyeleri kabul edeceği bir tüketim gününe dönüştürülüyor.

Peki; övgülerle bahsedilen güçlü kadınlar, özgüveni yüksek, kendi ile ve bedeni ile barışık, ekonomik bağımsızlığı yüksek, etkin kadın reklamlarının gerçekliği sosyolojik olarak sizce nedir? Lütfen şimdi aynaya bakın. Tanrının bizi kadın olarak yarattığı güzelliğimizle ilgili madem çok kendimizle barışığız neden sürekli kendimizi değiştirtme ile ilgili baskı unsurlarının etkisi altında kalabiliyoruz? Televizyonlarda ve reklamlarda hayatın renkli ve capcanlı güzelliklerinde bize rol model olan modellerden etkilenip onlar gibi olmak için yaradılış biçimimizi değiştirme çabamız neyin etkisi? Kendimize olan güvenimiz bizde var olanları beğenmeyip değiştirtmek çabası için yaptığımız uğraşlar mı sahi? Kozmetiğin dışında estetiğin revaçta olduğu, savunma olarak da “sağlık için yapıyorum” dediğimiz estetiklerin temelinde aslında anlatıldığı gibi olmadığını görebilmemiz gerekiyor. Kendini beğenmeyen kadınlarımızın kendilerini beğenmelerini sağlayacak unsurlar bunlar mı olmalı gerçekten? Küçük bir kız çocuklarının böyle bir dünya içinde büyüyünce yapmayı hedeflediği şeylerin arasında doğasında var olan beden özelliklerinin değiştirilmesi ile ilgili hayaller olması mı bizim geleceğimizin çocukları için planladıklarımız?

Kızlarımız, kadınlarımızı ve erkeklerimizi bu yozlaşmanın içinde. Kapitalizmin etkisiyle, insan doğasına saygı duyamayan bir nesil mi oluşturuyoruz? Bu korkular ve bu endişeler, ya da Atatürk’ün vecizeleri ya da 8 mart ile ilgili dünya tarihinde yaşanan süreçler pek dikkat çekici unsurlar değil gençlerin pek çoğu için.

Eğitimde milli eğitim olmakla ilgili millet olarak tek dünya bir millet olgusunun etkisinde olduğumuzu, yeni dünyanın bizi değiştirmediğini sansak da üzerimizde olan bu yoğun etkilerin zararlarında bilinçsizliğimiz nedeni ile uyutulduğumuzu görmek zorundayız. Okullarımızın bu anlamda güçlendirilmesi ve geliştirilmesi artık zaruri bir ihtiyaçken öğretmenlikle ilgili profesyonelleşme olgusunun da zorlaştığını görmemiz gerekmekte. Bu bağlama hepimize gelecek kuşaklarımıza güzellikler bırakabilmek adına büyük işler düşmekte.

Tarihte kadının değeri le ilgili yukarıdaki metin içeriğinde sorulmuş sorulara cevap bulduğunuz cevaplarla kadın değerinin göz boyayan gerçeklerini ortaya koyacaktır. Çalışıp ailesine destek olmaya çalışırken kendi olmaktan vazgeçmeyen, güzelliğine aklıyla zikriyle çoğaltan, üretmekten ve çalışmaktan zevk alan toplumuna faydalı olmaya çalışan emekçi tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya emekçi kadınlar gününü gönülden kutluyorum.

Kaynakça :

Adalı Aydın, Gülten (2014). “Reklamlarda Beden Temsilleri Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme: Cosmopolitan ve Ala Dergileri Örneği.” Akdeniz İletişim. 22: 4159.

Bal, Sevil (2014). “Reklamların Eskimeyen Yüzü: “Muhteşem Annelik.” ilef dergi. 1(2): 59 85.

Batı, Uğur (2010). “Reklamcılıkta Retorik Bir Unsur Olarak Kadın Bedeni Temsilleri.”Kültür ve İletişim. 13(1): 103-134.

Bianet (2019). “İngiltere cinsiyetçi reklamları yasakladı”, Erişim tarihi: 5& quot; Mart& quot; 2020.& quot; https://m.bianet.org/kadin/toplumsal-cinsiyet/209732-ingiltere-cinsiyetcireklamlari- yasakladi.

Chen, Eva (2013). “Neoliberalism and popular women’s culture: Rethinking choice, freedom and agency.” European Journal of Cultural Studies. 16(4): 440-452.

Çankaya, Mine (2013). “Traditional? Modern? Or Both? Representation of Gender in Turkish TV Commercials.” SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi. 30: 279-295.

Erdem, A. R. (2015). Atatürk’ün Kadına ve Kadın Eğitimine Verdiği Önem.& quot; Belgi Dergisi, (9), 1266-1277.

Gill, Rosalind (2008). “Empowerment/Sexism: Figuring Female Sexual Agency in Contemporary Advertising.” Feminism & Psychology. 18(1): 35-60.

Hunt, Alexandra Rae (2017). Selling Empowerment: A Critical Analysis of Femvertising.” Senior Communication Honours Thesis, Dr. Michael Sera& quot; http://hdl.handle.net/2345/bc-ir:107483

Kaçmaz, Ç. (2016, Mart 8). Sözcü Gazetesi. mart 4, 2020 tarihinde Atatürk’ün Türk Kadın İçin Söylediği 6 Söz: https://www.sozcu.com.tr/2016/tarihte-bugun/ataturkun-turkkadini-icin-soyledigi-6-soz-1126053/ adresinden alındı

Ş.Avşar, M. M. (2020, Mart 7). Boodergi. mart 7 , 2020 tarihinde https://www.boodergi.com/afrodit/ adresinden alındı

Summak, Mehmet Erhan ve Yeliz Öztürk (2018). “Kozmetik reklamlarının 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Reklam Mesajlarının& quot; Göstergebilimsel Analizi.” Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırmaları. Tahsin Tapar, Selahattin Avşaroğlu, Emel Arslan ve& quot; Mustafa Kılınç (der.) içindehttps://www.researchgate.net/profile/Kahraman_Kalyoncu/publication/328429229_sosyal-ve-beseri-bilimler arastirmalari2018/links/5bcdd25592851cae21b930c4/sosyal-ve-beseri-bilimler-arastirmalari2018.pdf

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sosyoloji Yazıları
Corona ve Korku

Sosyoloji 19 Nisan 2020

Corona ve Korku

Değişme

Sosyoloji 12 Nisan 2020

Değişme