Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

İbni Sina, Hegel veya Neden Felsefe?

Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN

Kategori: Felsefe-Mantık - Tarih: 21 Şubat 2020 01:38 - Okunma sayısı: 1.423

İbni Sina, Hegel veya Neden Felsefe?

Doğulu ve Batılı herkes ünlü İslam filozofu İbni Sina’nın insanlığın yetiştirdiği en büyük bilimcilerden, tıpçılardan ve filozoflardan birisi olduğu konusunda hem fikirdir. Yarattığı değerleri ve ortaya koyduğu eserleriyle İbni Sina tüm insanlığa mal olmuş bir bilimci ve filozoftur. Aynı şekilde ünlü Alman filozofu G.W.F. Hegel’in tüm insanlığın kaderini ilgilendiren ve tüm insanlığın geleceğini belirleyen bir felsefe sistemi ortaya koyduğu herkes tarafından kabul görmektedir. Hegel bir toplumun metafiziğinin, yani en temel felsefesinin olmamasını veya yitirmesini, o toplumun “devlet bilimini”, “zihniyetini”, “ahlaki alışkanlıklarını ve erdemlerini” yitirmeyle eş anlama geldiğini belirtiyor. Hegel böyle bir karşılaştırmayı neden yapıyor? Böyle bir karşılaştırmayı yapmak mümkün müdür?

Düşünelim. Bir toplumun devletini idare etmeye dair bir anlayışının olmasının bir zorunluluk olduğu anlaşılır. Devlet idaresine dair bir anlayışı olmayan bir toplumun kendisini idare etmesi ve insanlık içinde onuruna yakışır bir yere sahip olması mümkün olamaz. Aynı şekilde bir topluma yaşamını ve ilişkilerini düzenlemek için ona ahlaki alışkanlıkların ve erdemin de gerekli olduğu elbette kendiliğinden anlaşılmaktadır. Bir toplumda en sıradan ilişkilerden en karmaşık ilişkilere kadar tüm ilişkilerini düzenleyebilmesi için ahlaki alışkanlıklarının ve erdemin varlığının yaşamsal öneme sahip olduğu herkes tarafından kabul görmektedir. Ahlaki alışkanlıklar genel toplumsal ve özel ahlaki ilişkilerimizi düzenlemek için gerekliyken erdem insanın bireysel karakterini ve karakter gücünü ilgilendirmektedir. Ancak karakteri ve karakter gücü olanları kim ve nasıl insanlar olduklarını bilebiliriz. Bu ise insanlar arasında karşılıklı güven duygularının ve güvenilir ilişkilerin oluşmasının da önkoşuludur.

Öyle görülüyor ki, Hegel’in ahlaki alışkanlıklara ve erdeme ilişkin söyledikleri kendiliğinden anlaşılıdır. Fakat onun devlet bilimi, ahlak ve erdem ile metafizik arasında kurmuş olduğu ilişki ilk bakışta anlaşılır gözükmemektedir. Bir topluma metafizik neden en az devlet bilimi, ahlak ve erdem kadar gerekli olsun? Bir topluma için metafizik neden yaşamsal bir öneme sahip olsun? Kanımca bu soruya az çok doyurucu bir yanıt verebilmek için İbni Sina’ya dönmemiz gerekecektir.

Siyaset, devletin idaresi, ahlak, erdem ve toplumsal yaşamın diğer tüm alanları her şeyden önce birer bilgi alanlarıdır. Bir toplumda bu tür kuramsal kurumlaşmaların oluşabilmesi için, söz konusu toplumda bu konularda gerekli özel bir bilgi birikimi olması gerekecektir. Daha geniş bir anlamda söyleyecek olursak; bilgi insana dünyada yönünü bulabilmesi, ahlaklı ve insan onuruna yakışır özgür bir yaşam sürebilmesi için her şeyden önce lazım olandır. Fakat toplumsal yaşamın tüm bu alanlarında gerçek anlamda kalıcı pratik ve işlevsel kurumlaşmalara gidebilmek için bilgimizin gerçek olup olmadığını bilmemiz gerekmektedir. Bu bağlamda yalnızca bilgiye sahip olduğumuzu sanmak yetmemektedir. Tersine, toplumsal yaşamın her alanında sadece bilgi sahibi olduğumuzu sanmak yetmemektedir. Sahip olduğumuz bilginin gerçekten gerçek bilgi olduğunu bilmemiz de gerekmektedir. İşte, tüm farklı alanlara dair farklı bilgimizi temellendiren, yani tüm bilgimizin gerçekten gerçek olduğunu bütünlüklü olarak ortaya koyup temellendirebilmek için toplumun metafiziğe ihtiyacı vardır.

Metafiziğin ne olduğu sorusundan bağımsız olarak yalnızca metafiziğin bilgimize dair bu temellendirici işlevini bilmek bile tek başına metafiziğin veya daha geniş anlamda felsefenin bir topluma neden gerekli olduğunu bilmeye yeterlidir. Felsefe toplumsal hayatın tüm alanlarında ilişkilerimizin doğru kurulabilmesi, pratiklerimizin amacına ulaşıp başarılı olması için olmazsa olmaz bir kurumdur. Bir toplum felsefeden nasibini ne kadar çok alırsa o toplumun ortak yaşamı o kadar az sorunlu, yani toplumsal yaşam uyumlu işler.

İbni Sina’ya göre var olan “(h)er şeyin nedenleri olduğu için, her bir şeyin bilgisi, nedenleriyle bilinmediği sürece elde edilmesi veya tamamlanabilmesi mümkün değildir.” Metafizik burada İbni Sinan’ın “nedenler” dediği şeyin, yani bilginin gerçek temellerinin bilinmesi için gereklidir.

Toplumumuzda tam da İbni Sina’nın talep ettiği koşul, yani her şeyi sağlam bir metafiziğe dayanarak nedenleriyle bilmek koşulu yeterince yerine getirilemediği, hatta belki de hiçbir şekilde yerine getirilmediği için, toplumuzda ilişkilerimizde ve eylemlerimizde düzensizlik, anlaşmazlıklar karmaşa ve şiddet gittikçe daha çok artmaktadır. Felsefe günlük hayatımızın ne kadar çok dışına atılırsa günlük hayatımız o kadar çok karmaşayla, düzensizlikle şiddetle dolacaktır.

Bu koşulun yerine getirilebilmesi için elbette herkesin filozof olması gerekmiyor. Fakat herkesin filozofun gözüyle bakabilmesi gerekmektedir. Bunun için ise tüm eğitim sistemi boyunca çok iyi bir felsefe eğitimi verilmelidir. Fakat ülkemizde sıkça koşulsuz felsefeci olunabileceğini sanmaktadır. Hiç kimse bazı koşulları yerine getirmeden kendisini örneğin kimyacı veya matematikçi, fizikçi veya tıpçı ilan etmez. Fakat söz konusu olan felsefe olunca durum değişiyor.

Felsefeci olmanın koşulsuz mümkün olduğu sanılmaktadır. Bu tabi çok da yanlış değildir. Felsefenin düşünceyle ilgisi vardır ve düşünme yetisi herkeste vardır. Fakat düşünme yetisine sahip olmak, zeki olmak, hatta bilgili olmak tek başına filozof olmaya yetmez. Bu nedenle filozofun gözüyle bakmak koşulsuz mümkün değildir. Bilgili olmak da tek başına filozof yapmaz. Filozof olmak için sadece formel koşulları yerine getirmek en az 20 yıllık yoğun emek gerektirmektedir. Eğitim ve öğretim sistemimizi bunu bilerek düzenlemek gerekmektedir.

Peki, söz konusu olan formel koşullar nelerdir? Felsefe tarihini, mantık kuramları tarihini ve felsefenin tarihinin oluşturduğu kavramları ve bu kavramların tarihini ve kavramlara kazandırdığı içeri çok iyi bilmek gerekir. Zira genel bir mantık bilgisi olmadan, iyi bir felsefe tarihi bilgisi olmadan ve tabi kavramların içeriğine ve tarihine ilişkin iyi bilgi olmadan filozofça düşünmek ve filozofun gözüyle bakmak mümkün değildir. Fakat filozofun gözüyle bakabilmek için yerine getirilmesi gereken ahlaki koşullar da vardır. Peki, filozofun gözüyle bakabilmek için gerekli ahlaki koşullar nelerdir?

Filozofun gözüyle bakabilmenin en önemli ahlaki koşulu dürüstlük ve alçak gönüllülüktür. Gerçeğe, gerçeğin bilgisine, diğerlerine ve kendimize karşı dürüst olmak gerekmektedir. Filozof böbürlenmez, kibirli ve kendini beğenmiş olmaz. Filozof çıkar hesabı, kazanma ve kaybetme hesabı yapmaz. Gerçek neyse odur. Filozofun gözüyle bakabilen tarafsız incelemenin sonunda ulaşılan gerçek neyse ona sadık olur. Filozofça erdem budur. Bunun diğer adı, insanın kendisini insanlık davasına adamış olmasıdır.

Dünyaya filozofça bakabilmenin, dünyayla filozofça ilişkilenmenin koşulu dünyaya içkin düşmektir. Dünyanın dışını bilmek ve böylece düşünmek mümkün değildir. Dünyaya filozofun gözüyle bakabilmek için dünyayı dünyaya içkin olan akılla açıklamak gerekir. Bu bakımdan filozof dünyaya ilişkin inancını akla ve dünyanın bilgisine dayandırır. Eğer dünya dışının varlığına inanılıyorsa bu, sayıları ne kadar çok olursa olsun kişilere özel bir inançtır ve dünyadaki yaşamımıza temel oluşturamaz, dünyadaki yaşamımıza yön veremez. Bu nedenle İbni Sina’nın talep ettiği metafizik veya daha geniş anlamda felsefe bilgi dünyamızı, ahlaki ve estetik değerlerimizi, siyaset düşüncelerimizi olduğu kadar inanç dünyamızı düzenlememiz için de ekmek-su kadar gereklidir.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Felsefe-Mantık Yazıları