Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Sosyal Psikolojik Bir Açılımla Kadın Cinayetleri

“Anne topuklu ayakkabı giyme. Babam görürse kaçamazsın”.

Kategori: Sosyoloji - Tarih: 28 Aralık 2019 13:39 - Okunma sayısı: 503

Sosyal Psikolojik Bir Açılımla Kadın Cinayetleri

Sosyal Psikolojik Bir Açılımla Kadın Cinayetleri

Anne topuklu ayakkabı giyme. Babam görürse kaçamazsın”.

Küçük bir çocuğun devasa bir sosyal meseleye kendi cephesinden verdiği bir cevabın karşılığı bu cümleler. Umudu tükenme noktasına gelen bir çocuk için annesini koruma refleksi bir anlamda. Sosyal meseleler virüs gibidir. Çözüm geciktikçe yayıldığı alan genişler ve daha fazla insana ulaşır. İşte kadın meselesinde süreç kadına ek olarak çocuklara da evrilmeye başladı. Tıpkı bir virüs gibi hızla yayılıyor ve yıkıcı sonuçlara yol açıyor.

Sormamız gereken soru şu. Kadına şiddetin çözümünü bu kadar zor ve içinden çıkılmaz hale getiren ve bütün bu yaşananları meşru bir zemine taşıyan nasıl bir hikaye vardır? Sosyal psikologlar tarafından sıkça kullanılan Sistemi Meşrulaştırma Kuramında bu sorunun izlerini arayabiliriz.  Şöyle ki kurama göre bireyler egoyu, grubu ve sistemi meşrulaştırma güdülerine göre hareket ederler (Jost ve Banaji, 1994: 3).Egonun meşrulaştırılmasında bireyin kendi kişisel özelliklerini olumlu karşılama güdüsü ön plandadır. İçinde bulunduğu grubun olumlu özellikler ile algılanması grubun meşrulaştırılması olarak karşılık bulurken, içinde yaşanılan sistemin adil ve güvenilir olarak değerlendirilmesi de sistemin meşrulaştırılması olarak adlandırılmaktadır. Son aşamada yer alan sistemin meşrulaştırılması belirsizlik ve tehdidin üstesinden gelmeyi amaçlayan bir ihtiyacın sonucudur. Bu bakış açısına göre bahsi geçen bu ihtiyaçları bireysel veya durumsal olarak karşılamaya daha çok muhtaç olanlar sistemi en fazla meşrulaştıranlar olacaktır. Bu anlamda belirsizlik, düzen, tehlikeli dünya algısı, ölüm korkusu gibi düşünceler sistemi en fazla meşrulaştırmaya hizmet eden düşüncelerdir (Göregenli, 2011: 10). Sistemi meşrulaştırma biçimleri olarak da eşitsizliklerin içselleştirilmesi, kurbanların suçlanması, kalıp yargılar, mevcut düzenin doğrudan desteklenmesi (Göregenli, 2011:10)gibi gerçekler karşımıza çıkmaktadır.

Sistemin aktörleri olarak kadınlar ve erkekler sistemin meşrulaştırılmasında nasıl bir role sahiptirler? Bu sorunun cevabı ise Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik kuramında gizlidir denilebilir. Şöyle ki bu kuram cinsiyetçilik ve namus ilişkisine odaklanmaktadır. Yani cinsiyetçi bireyler namusa ilişkin olumlu tutumlara sahiptir (Sakallı-Uğurlu ve Akbaş, 2013) tezi öne çıkmaktadır. Kadınlara yönelik cinsiyetçilik, korumacı ve düşmanca olmak üzere iki türlüdür. Üzümçeker’e(2018) göre düşmanca cinsiyetçilik erkeklerin ayrıcalık ve egemenliğini meşrulaştıran bir ideolojidir. Bu cinsiyetçilikte kadınlara yönelik olumsuz tutumlar açıkça kendisini gösterir. Kadının zayıflığını ve ikincilliğini vurgulayan ayrımcı davranışları içeren bir boyuttur (Alptekin, 2014: 205).Korumacı cinsiyetçilik ise kadınların duygusal ve narin olduğu şeklinde görünürde olumlu olan ancak alttan alta erkeğin ayrıcalıklı konumunu meşrulaştıran bir ideoloji şeklindedir (Üzümçeker, 2018: 8). Ortaya çıkan bu tabloda kadınlar düşmanca cinsiyetçiliği reddederken korumacı cinsiyetçiliği daha fazla benimsemektedir (Glick ve diğ.,2000). Alptekin’e (2014) göre bu iki boyut esasında birbirinin karşıtı değildir. Düşmanca cinsiyetçilik açık bir şekilde erkekleri güçlendirirken, korumacı cinsiyetçilik kadını koruma ve ona sahip çıkma maskesi altında gizliden gizliye toplumsal cinsiyet konusunda yaygın anlayışın sürekliliğini sağlamaktadır. Yapılan çalışmalar özellikle de kadınların korumacı cinsiyetçilik ile hem fikir olduğunu ortaya koymaktadır (Glick ve Fiske 2001’den akt. Uğurlu ve Akbaş, 2013). Bu bilgiyi önemsiyoruz zira iki cinsiyetçilik esasında aynı noktada kesişmektedir. Kadınların korumacı cinsiyetçilikten yana tavır koyması hem düşmanca cinsiyetçiliğe hayat vermekte hem de uzun vadede kadına zarar veren bu sistemin kadın eliyle dolaylı yoldan desteklenmesi gibi bir sonucu ortaya çıkarmaktadır.

Kadınlar yaptıkları tercihler ile o istemedikleri düşmanca duyguları bilerek ya da bilmeyerek harekete geçiriyor olabilirler. Burada sosyal psikoloji içinde yer alan evrim psikologlarının sözlerine kulak vermekte fayda var. Evrim psikologları kadın ve erkeğin eş seçiminde etkili olan faktörlerin bir analizini sunmaktadırlar. “Sevgiye Evrimsel Yaklaşım” (Aronson, Wilson ve Akert, 2012: 592) olarak adlandırılan açılımda, kadın ve erkeğin ilişkiden bazı beklentileri vardır. Her iki cins için bu beklentiler iki farklı kavrama karşılık gelmektedir. Erkekler için “Babalık Şüphesi” kadınlar için de “Ebeveyn Yatırımı” olarak görülen bir durum söz konusudur (psikonotik.blogspot.com). Erkekler için ilişkiye girilecek kadının seçimi oldukça önemlidir. Yanlış bir karar erkeği genetik mirasın yok olması ve zamanını boşa harcama riskiyle karşı karşıya bırakabilir. İşte bu düşüncelere bağlı olarak aldatılan erkekler cinnet geçirip cinayet işlemektedir. Enerji ve zamanını boşa harcamanın verdiği bir cinnettir bu (yasaminpratikgucu.blogspot.com).Bu korkular nedeniyle erkek geçici ilişkiler konusunda seçici olmaz ancak evlilik konusunda oldukça dikkatli davranır. Nedeni ise yaşadığı babalık korkusudur. Cinsel açıdan tek tercih olmak isterler çünkü cinsel sadakatsizlik durumunda başka bir adamın çocuğuna babalık yapma ihtimali vardır. Ayrıca kadına harcadığı emek ve vakit riske girmekte ve kadın bir kere hamile kaldıktan sonra onun çocuğunu doğurması için epey bir zaman geçmesi gerekmektedir (psikonotik.blogspot.com).Bahsi geçen bu babalık şüphesi ile erkek başka bir erkeğin genlerinin devamlılığı ve yayılmasına katkı sağlamaktadır. Eşinin duygusal sadakatsizliği erkek için bir bedel doğurmaz. Çünkü bu durum erkeğin babalığının kesinliğini tehdit etmemekte dolayısıyla üreme başarısına zarar vermemektedir (evrimselpskoloji.blogspot.com). Aronson vd. (2012: 592) göre üreme başarısı oyunun bir bölümü değildir, oyunun ta kendisidir. Kadınlar ise bir eş bulmak ve ilişkiyi sürdürmek için gerekli kaynakları sunabilecek ve ona destek olacak bir erkek ararlar. Kadınlar için bu anlamda erkeklerin ekonomik ve kariyer durumları (Aronson ve diğ., 2012: 592) önemlidir. Kadınlar yaptıkları tercihler ile erkeğin kaynaklarını kaybetmek istemezler (psikonotik.blogspot.com). Konunun derinliğine inecek olursak erkekler riski en aza indirmek için kadını yanından ayırmamayı, potansiyel rakiplerini uzak tutmayı ve sürekli anksiyete durumunda bir kıskançlık belirtilerini adaptif strateji haline getirmişlerdir. Özellikle de genç ve çekici bir dişiyle ilişkisi olan erkeklerde bu oranlar daha yüksektir (yasaminpratikgucu.com). Erkekler yaşadıkları ilişkide babalık şüphesi sorununun çözümü için uzun süreli ilişkiye girmeyi amaçladıkları kadında iffet ve cinsel sadakat aramaktadır (Buss ve Schmitt, 1993). Evrim kuramcılarına göre kıskançlık cinsel ve duygusal olmak üzere iki boyutludur. Cinsel kıskançlık bireyin eşinin bir başkasıyla cinsel beraberlik yaşadığını bilmesi ya da bundan şüphelenmesi sonucunda yaşanırken duygusal kıskançlık ise bireyin eşinin bir başkasına duyusal olarak bağlandığını bilmesi ya da bundan şüphe duyması durumudur. Kuramcılar kadınların duygusal erkeklerin ise cinsel aldatılma durumunda kıskançlığı yaşadıklarını belirtirler (Madran-Demirtaş, 2008).

Sonuç olarak, kadın ve erkeğin ilişkiden bekledikleri sonuca bağlı olarak cinsiyetçilik farklı anlamlar kazanmaktadır. Ancak en nihayetinde korumacı cinsiyetçilik kalıbı düşmanca cinsiyetçiliği beslediği için sistemin bir bütün olarak korunmasına ve süreklilik göstermesine sebebiyet vermektedir. Babalık şüphesi gibi psikolojik bir girdabın içinde olan erkek için kadınların bedenleri ve pratikleri erkeklerin saygınlığı ve itibarını istikrarsızlaştırır ise bu bir tehdit haline gelecektir. İşte öldürücü şiddet de tam bu aşamada devreye girmektedir. Şiddetin bu öldürücü boyutu iktidarın yaralanan gücünü onarmayı hedeflemektedir (Ural ve Kaya, 2018). Saygınlığın karinesi ise itaatkarlık, uysallık ve iffet gibi özellikleri önceleyen bir imge yaratır (Skeggs 1997’den akt. Ural ve Kaya, 2018).

Kadın cinayetlerini konuşurken süreci ve bu sürece yön veren düşünceyi meşru bir kılıf içine yerleştiren kavramlarımızdan bir diğeri ise namustur. Bu kelimenin ağırlığını ve sürece yaptığı etkiyi önemsiyoruz. Öyle ki konuyla ilgili bütün çalışmalar bu kavramın izlerini taşımaktadır. Sever’e (akt. Çetin, 2014) göre bu cinayetlere ‘namus’ sözcüğü eklendiğinde suçun büyüklüğü sulandırılmış oluyor ve yaşananlar cinayet olarak anlam kazanmıyor. Bu saptama önemli çünkü yaşananların cinayet olarak bilinmesine rağmen sürecin başka bir şey olarak yorumlanması bu edimi meşru yapmaktadır. Bu meşruluk zemini bir tarafı hem daha güçlü kılmakta hem de Çetin’in (2014: 45) deyişi ile daha sempatik bir boyuta taşıyabilmektedir. Burada sorulması gereken soru şu: ‘Namus kelimesi nasıl bir ağırlığa sahip ki suç olan bir edimi başka bir boyuta taşıyabilmektedir?’ Bu sorunun cevabı hiç şüphesiz kelimenin etimolojik arka planında yer almaktadır.

            Kandiyoti (1997) özgün çalışmasında namus kavramının kökenini neolitik çağa kadar götürmektedir. Bu dönemde kabile içi evlilik yapan toplulukların bu kavramı üretmiş olabileceği varsayımından yola çıkan yazara göre, kent uygarlığının yaratacağı bazı tehditler söz konusudur. Kabile hayatının sınırlarına ve düzenine alışık olan topluluklar için yeni bir düzen belirsizliklere gebedir. İşte bu belirsizlik ve sonrasında ortaya çıkacak olan tehditler için yapının dinamiklerinin harekete geçmesi gerekmektedir. Başka bir şekilde ifade edecek olursak, yeniliğe ya da farklılığa karşı yapı kendi içinden, kendi malzemesi ile kendisini koruyacak bir mekanizmayı yaratmak isteyecektir. Bu istek doğal olarak katı kuralları ve bu kuralların dizayn ettiği katı bir düzeni yaratacaktır. Nitekim namus kelimesinin kökenine gittiğimizde bu düşüncemizi destekleyen bir veriyle de karşılaşıyoruz. Şöyle ki namus kelimesinin ilk hali Nomos'tur ve kanun, iktidar ve kural gibi bir içeriğe sahiptir. Nomos'un kökeni ise Nema'dan gelmektedir ve nema bir erkeğin sahip olduğu otlak alan ve otlak alanın üstünde otlayan hayvanlar olarak tanımlanmaktadır (Altunel, 2012: 215). Kural, düzen ve iktidar olarak anlam bulan namus özellikle de ailenin devamlılığı için konulan bir kural olma özelliği taşımaktadır. Ailenin bazı olaylarda bir şeyler yapma düşüncesini harekete geçirmektedir (Altuntek, 2008: 55). Oktay-Yılmaz’a (2003:73) göre kolektif namus duygusu geçim kaynaklarının yeterli olmadığı, bireylerin birbirine daha bağımlı oldukları, yönetici birimlerin az ya da merkeziyetçi oldukları bölgelerde daha çok görülür. Böyle bir ortamda kişi tek başına var olamaz ve aile ekonomisi şeklinde bir örgütlenme olur. Tehditlere karşı kişi tek başına karşı koyamayacağı için aile ve akrabalar devreye girer (Oktay-Yılmaz, 2003:73). İşte bu nedenle kural olarak vuku bulan namus bu hikaye ile birlikte gündelik hayatın merkezinde kendisine bir yer edindi diyebiliriz. Bu anlayış beraberinde ailedeki hiyerarşik yapıyı destekleyen (Altuntek, 2008:55) bir mantığın da temelini atmaktadır. Nomos, koruyan ve kollanan şeklindeki bir formülasyon ile aile ve akrabalık sistemi içinde doğal bir hiyerarşik ilişkiyi beslemektedir. Bu hiyerarşi namus kelimesinin kökeninde hissedilen fiziksel ve sosyal konum açısından yüceliği ifade eden (Oktay-Yılmaz, 2003:70) bir anlayışı da yaratmaktadır. İşte bu nedenle bu sadece kadın ile erkek arasındaki bir mesele değil, aynı zamanda gücün sistemiyle de ilişkili bir durumdur (Walby, 2002).Bu sistemde biraz önce de vurgulandığı gibi dar anlamda aile geniş anlamda ise akrabalık sistemi öne çıkartılmakta ve yüceltilmektedir. Yaşanan cinayetlerde aile şerefi, aileye leke sürülmesi, aile meclisi gibi kavramların öne çıkması (Çetin, 2014: 43) sistemin yarattığı güçle ilgili bir sonuçtur sadece. Altuntek’e(2008: 56) göre bu aile ideolojisi güçlü bir iç grup benliği kavramıyla ilişkilidir. Yazara göre cinayetlerde öne çıkan sebepler grup benliğinin esasını oluşturan bir içeriğe sahiptir. Şöyle ki ailenin rezil olması, ailenin utanması, aile şerefinin lekelenmesi gibi. Bu tezleri kabul edilebilir bir noktaya çıkaran temel neden ise grup için hem erkek hem de kadından fedakarlık beklenmesi hatta kendilerini feda etmesi şeklinde bir beklentinin olması.

Kaynakça

Altunel, M. (2012).Namus.Ankara Barosu Dergisi, 215-217.

Altuntek, N. S. (2008). Benlik ve Kültür: Namus Kavramına Simgesel- Bilişsel Bir Yaklaşım, Edebiyat Fakültesi Dergisi,15(2), 37-58.

Aronson, E., Wilson, T. D. ve Akert, R. M. (2012).Sosyal Psikoloji.İstanbul: Kaknüs Psikoloji.

 

Buss, D. M. ve Schmitt, D. (1993). SexualStrategiesTheory: An EvolutionaryPerspective on Human Mating. PsychologicalReview, 100(2), 204-232.

Çetin, İ. (2014). Gelenek ve Modernite Arasında Türkiye’de Son Dönem Kadın Cinayetleri.Sosyoloji Dergisi, 30, 41-63.

Glick, P. vd. (2000).  Beyond Prejudice as Simple Antipathy: HostileandBenevolentSexismAcrossCulture, Journal of PersonalityandSocialPersonality, 79(5), 763-775.

Göregenli, M.(2011). Ayrımcılığın Meşrulaştırılması, Ayrımcılık: Çok boyutlu Yaklaşımlar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Birimi (seçbir), www.secbir.org, 1-12.

Jost, J. T. ve Banaji, M. R. (1994). The Role of Stereotyping in System-Justifi-cationandtheProduction of FalseConsciousness. British Journal of SocialPsychology, 33(1), 1-27.

Kandiyoti, D. (1997). Cariyeler, Bacılar, Yurttaşlar /Kimlikler ve Toplumsal Dönüşümler. İstanbul: Metis Yayınları.

Madran-Demirtaş, A. H. (2008). Duygusal ve Cinsel Kıskançlık Açısından Temel Cinsiyet Farklılıkları: Evrimsel Yaklaşım ve Süregelen Tartışmalar.Türk Psikiyatri Dergisi, 19(3), 300-309.

Oktay-Yılmaz, B. (2003). Geleneklerin Ardındaki Ölümler: Töre Cinayetleri. Kadın Araştırmaları Dergisi, 8, 69-86.

 

Sakallı-Uğurlu, N. ve Akbaş, G. (2013). Namus Kültürlerinde “Namus” ve “Namus Adına Kadına Şiddet”: Sosyal Psikolojik Yaklaşımlar.Türk Psikoloji Yazıları, 16(32), 76-91.

Ural, H. ve Kaya, N. (2018). Kadın Cinayetlerinde Sembolik İktidarın Krizi.Sosyoloji Araştırmaları Dergisi,21(2), 356-382.

Üzümçeker, E. (2018). Kadıncinayetlerine yönelik atıfların cinsiyet grubuyla özdeşleşme, çelişik duygulu cinsiyetçilik ve siyasi ideolojilerle ilişkisi.Psikoloji Çalışmaları,38(1), 1-32.

Walby, S. (2002).Feminism in a Global Era.Economyand Society, 31(4), 533-557.

https://psikonotik.blogspot.com/2018/02/evrimsel-psikoloji-acisindan-kiskanclik.html, Kıskançlık Duygusunun Evrimsel Psikoloji Açısından Açıklanması, E.T. 13.06.209.

http://yasaminpratikgucu.blogspot.com/2018/06/evrimsel-psikoloji-ii-babalk-suphesi.html, Evrimsel Psikoloji II- Babalık Şüphesi, E.T. 12.06.2019.

https://evrimselpsikoloji.blogspot.com/2010/10/yesil-gozlu-canavar-kskanclk.html,Yeşil Gözlü Canavar: Kıskançlık, Erişim Tarihi: 10.06.2019

 

 

Yorumlar (1)
İsmet Özlük - 28 Aralık 2019 15:03
........Kadın cinayetlerini konuşurken süreci ve bu sürece yön veren düşünceyi meşru bir kılıf içine yerleştiren kavramlarımızdan bir diğeri ise namustur. Bu kelimenin ağırlığını ve sürece yaptığı etkiyi önemsiyoruz. Öyle ki konuyla ilgili bütün çalışmalar bu kavramın izlerini taşımaktadır. Sever’e (akt. Çetin, 2014) göre bu cinayetlere ‘namus’ sözcüğü eklendiğinde suçun büyüklüğü sulandırılmış oluyor ve yaşananlar cinayet olarak anlam kazanmıyor. Bu saptama önemli çünkü yaşananların cinayet olarak bilinmesine rağmen sürecin başka bir şey olarak yorumlanması bu edimi meşru yapmaktadır. Bu meşruluk zemini bir tarafı hem daha güçlü kılmakta hem de Çetin’in (2014: 45) deyişi ile daha sempatik bir boyuta taşıyabilmektedir. Burada sorulması gereken soru şu: ‘Namus kelimesi nasıl bir ağırlığa sahip ki suç olan bir edimi başka bir boyuta taşıyabilmektedir?’ Bu sorunun cevabı hiç şüphesiz kelimenin etimolojik arka planında yer almaktadır......... Çok değerli ve bilimsel tespitler içeren bir yazı olmuş hocam.Keşke başta erkekler olmak üzere herkes sindire sindire okusalar.
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Sosyoloji Yazıları
Toplumsal Travma

Sosyoloji 12 Şubat 2020

Toplumsal Travma