Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

TÜRKLERDE KADIN HAKLARININ GELİŞİMİ ÜZERİNE

İslamiyetten önce eski Türk topluluklarında kadınlarla erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu yapılan araştırmalardan anlıyoruz. Göçebeliğin gereği kadınlar ata biniyor,kılıç eğitimi alıyor,alınacak kararların sürecinde rol alıyordu. Arap kültürünü '

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 21 Kasım 2019 11:24 - Okunma sayısı: 903

TÜRKLERDE KADIN HAKLARININ GELİŞİMİ ÜZERİNE

TÜRKLERDE KADIN HAKLARININ GELİŞİMİ ÜZERİNE
İslamiyetten önce eski Türk topluluklarında kadınlarla erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu yapılan araştırmalardan anlıyoruz.
Göçebeliğin gereği kadınlar ata biniyor,kılıç eğitimi alıyor,alınacak kararların sürecinde rol alıyordu. Arap kültürünü '' Milli kültürümüz,gelenek ve göreneklerimiz '' diye bu topluma dayatmaya çalışanlar inanmıyorlarsa Dede Korkut hikayelerine bakabilirler.
İslamiyet öncesinde evlilik konusunda da monogami evliliğin egemen olduğunu yapılan araştırmalar ortaya koymakta.
Kadın erkek eşitliğinin ve alınan kararlara katılma sürecini Osmanlıların ilk dönemlerinde de geçerli olduğunu biliyoruz. Televizyonda gösterilen Diriliş- Ertuğrul,Kuruluş filmlerine de bu açıdan bakmak yeterli bir fikir verecektir. Bu filmlerde Türk kadınının giyim kuşamını,nasıl kılıç eğitiminden geçtiğini,nasıl savaştığını,üretime nasıl katkıda bulunduğunu ve Hayma Ana örneğinde olduğu gibi alınacak kararlar sürecinde nasıl etkili olduklarını göreceksiniz.
Tezel Taşkıner gibi bazı araştırmacılar,Osmanlılarda kadının toplum yaşamından dışlanarak hareme kapatılmasını İstanbul'un fethinden sonra köleci Bizans ve İranlılardan etkilenmesinin bir sonucu olduğunu savunmaktadır.
16. yüzyıldan itibaren teokratik bir devlet yapısına dönüşen Osmanlı Devletinde saray ve ulema takımı şeriatı,kadınların toplum yaşantısının dışında tutulması gerektiği doğrultusunda yorumlamış ve bu durum 19. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir.
Elbette ki kadın haklarının gelişimini ekonomiden,çağdaşlaşma ve Batılaşma sürecinden bağımsız olarak ele almak olanaksızdır.
1789 Fransız Devrimi ile çağdaş olan 3. Selim ve 2. Mahmut dönemlerinden itibaren ekonomide,politikada,teknolojide bazı yeniliklere girişilir. Özellikle savaş teknolojisi transferinin zorunlu kıldığı reformları gerçekleştirmek 19. yüzyıl boyunca devam ederken Osmanlı toplumunun üst yapısında büyük ölçüde çözülmelere neden olur.
1919 yılına kadar kadınlar kendi haklarını korumak ve geliştirmek amacıyla 19 dernek kurmuşlardır. Birinci Dünya Savaşı,savaşa katılan diğer toplumlarda olduğu gibi Osmanlı Devletinde de cepheye gönderilen erkeklerden boşalan memurlar yerine kadınların çalıştırılmasını zorunlu bir duruma getirmiştir. Halk kadınları çalışma hayatına girerken; paşa,bey ve zengin kadınları da büyük savaştan dolayı dernek kurmaya yönelmiştir.
Abdülhamit döneminde sadece il merkezlerinde bulunan rüştiyeler 1913 yılında altı yıllık iptidailere dönüştürülerek kasabalara doğru yaygınlaştırılmıştır. 1911'de kızlar için idadi ( lise) sayısı 1918'de dörde çıkarılmıştır.
1914 yılında yüksek öğretim kızlar için konferans biçiminde başlar,1915 yılında Darülfünun'un kadınları yüksek öğretime kabul ile sonuçlanır. Ayrı ayrı gün ve saatlerde eğitim alan kızlar ve erkekler ancak 1922'de beraber derslere girmeye başlamıştır.Buna karşın kadınların çalışma hayatından faydalanmaları sınırlı bir çerçevede kalmıştır.
Kadın haklarıyla ilgili konuda,geçmişten günümüze aydınlar arasında iki eğilimin var olduğuna şahit oluyoruz.
Bir yandan Halil Hamit gibi aydınlar kadınların siyasal haklardan yararlanması,bunun ileride kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini,kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olması gerektiğini savunanlarla bu anlayış karşısında '' İslamiyette kadının asla eşit olmadığını,kadının erkekten aşağı olduğunu ve bunun İslamiyetin en yüksek kurallarından birisi olduğunu savunan İkdam Gazetesinde yazılar yazan Mustafa Sabri gibi insanlar...
Bu kutuplaşmanın temeli ta Tanzimat'a kadar gider.
Tevfik Fikret, Abdullah Cevdet, Celal Nuri, Selahattin Asım...gibi Batıcılar, geriliğin başlıca nedenini kadınların geri bir konumda olmasından kaynaklı olduğunu savunarak sorumlusunun da din olduğunu ileri sürmekteler. Bu geriliğin sürüp gitmesini de sağlayan din adamlarıdır düşüncesindedirler.
Ilımlı Batıcılar diyebileceğimiz Ziya Gökalp etrafında toplanan M.E. Yurdakul, Hamdullah Suphi, H.E.Adıvar, Yusuf Akcura, Celal Sahir gibi aydınlar ise İslam dininden kopulmasa bile onun özüne dönülmesi gerektiğini savunuyorlardı.
İslamcıları temsil eden Mustafa Kazım Efendi ve Mehmet Akif Ersoy gibi ''aydınlar'' ise kadınların din dışında bir eğitim görmesine,yüzlerini -gözlerini açmasına ,erkeklerle yan yana bulunmalarına şiddetle karşı durmaktalar.
Oysa bu tartışmalar yapılırken kadınlar çalışma hayatına girmişti bile !
Diğer yandan İslamiyetin poligamiye cevaz verip vermediği tartışılıp dururken 1917 yılında çıkartılan '' Aile Hukuku Kararnamesi '' ile şeriattan tamamen kopulmasa da kadınlara da boşanma hakkını, evlenmeyi din adamlarının yetki alanından çıkartılıp devlete bağlayan;çok eşliliği ilk eşin rızasına bırakan hükümleriyle İslam aleminin ilk yazılı hukuku kabul edilmiş olundu.
1920'de Ankara'da kurulan Meclis 2. Meşrutiyet döneminde kadın sorunlarını tartışan aydın çevrelerin bir devamıdır. Mecliste M.K. Atatürk'ün başını çektiği,çoğu kez sözcülüğünü Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey'in yaptığı kadın haklarından yana bir azınlık vardı.Meclisin çoğunluğunu tutucular oluşturuyordu. 1. Mecliste kurtuluş savaşıyla ilgili konularda M. Kemal'i destekleyen din adamları hacı,hoca ve ulema, Hilafet,şeriat,kadın haklarına ilişkin konularda karşı bir tavır sergilemişlerdir. Sonradan hemen hemen her konuda M. Kemal'a muhalif bir gurup olarak bir araya gelen 2. Gurupta din adamların sayısı 1.Gruptaki din adamlarından fazla olmakla beraber kadın hakları gündeminde M. Kemal'a yakın 1. Guruptan da taraftar buldukları anlaşılmaktadır.
2. Gurubun önderlerinden Erzurum mebusu Hüseyin Avni (ulaş)'ın kadın haklarına şiddetle karşı çıktığı görülür.
1. Mecliste kadın haklarıyla doğrudan ilişkili olmasa da 1921 yılının 122. oturumunda frengi ile mücadele yasaı tartışılırken; 1923 yılında 17. oturumda seçim yasası tartışılırken kadınların doktora muayenesi ve kadınların vatandaşlıktan sayılması önerileri üzerine meclis birbirine girmiş, Bursa mebusu Dr. Emin Bey ile Tunalı Hilmi Bey'e konuşma haklarının verilmediği,hakarete uğradıkları için çıkan gerilim üzerine oturumlara ara verildiği görülüyor.
Yine Ankara'da toplanan ''Kadın Öğretmenler Kongresi'' ne Milli Eğitim Bakanı H. S. Tanrıöver katılma zahmetinde bulunmadığı için hakkında açılan gensoru sonucunda istifa etmek zorunda kalmıştır.
2. Gurubun büyük ölçüde tasfiyesi ve M. Kemal'e yakın olanların büyük ölçüde yenilenmesiyle açılan 2. Meclisin bünyesinde kadın haklarına hazır olmayan kişileri barındırmakla beraber ancak öfke ve heyecanın dozunun azaldığını hatta kadınların oy haklarından söz edildiğini bile görüyoruz.Buna rağmen 2. Meclisin 2. yılında yapılan 13. oturumunda 1924 Anayasası üzerine yapılan tartışmalar esnasında 10. '' Her Türk milletvekili seçimine katılma hakkına sahiptir '' maddesi tartışılırken, söz alan bazı milletvekilleri '' Türk vatandaşı '' ibaresinin kadınları da içerdiği için karşı çıkmış ve '' Her erkek Türk vatandaşı milletvekili seçimine katılma hakkına sahiptir '' şeklinde daha katı bir ifadeyle meclisten geçmiştir.
Daha da önemlisi yeni bir medeni kanun hazırlamak için kurulan komisyon-henüz Hilafet kaldırılmamıştır- poligamiyi kaldırmıyor '' Aile Hukuku Kararnamesi'' nden de geriye giderek ikinci evliliği ilk eşin rızası şartını bile tekliften çıkarıyor.9 yaşında kız çocukların evlenmesine olanak veriyordu.
Türk kültürü adına İslami esasların hakim olduğu kanun teklifi 1923-1924 yıllarında tartışılarak reddedilmiştir.
Medeni Kanun yürürlüğe girinceye kadar evlenme-boşanma ,veraset işlemlerine ve eşitliğe sığmayan konuları derli toplu özetlersek :evlenmede belirlenmiş bir yaş ve sağlık şartı yoktu,boşanmada yalnız erkeğin sözü geçerli olup,kadınların sözü dinlenmezdi,iki kadının tanıklığı bir erkeğinkine eşit sayılıyordu,erkekler 4 kadınla evlenip kuma/ ortak denilen bu kadınların bir arada yaşama mecburiyeti vardı;kadın ve kızlar memurluk yapamaz,bir meslek sahibi olamazdı;kadınlar ulaşım araçlarında ' Haremlik' denilen yerlerde seyahat eder,erkeklerle bir arada bulunamazlardı.Sinema,tiyatro ve umumi eğlence yerlerine peçeli,çarşaflı olarak belli günlerde ve saatlerde, belirli yerlerde bulunabilirdi;verasetten erkek kardeş tam,kızlar yarım hakka sahipti;Türk okullarında kızların eğitim yapmalarına müsaade edilmezdi;1915 yılının sonlarına kadar kızlar yüksek okullara devam edemezdi...
Eylül-Ekim 1924'de TBMM'nce '' Medeni Kanun Hazırlama'' kararı 14 ay çalışmadan sonra İsviçre Medeni Kanunu tercüme edilerek '' Şahıs Hukuku, Aile Hukuku, Miras ve Ayni Haklar'' adı altında 4 bölüm olarak 17 Şubat 1926'da ''Türk Medeni Kanunu '' adıyla kabul edildi.
4 Aralık 1926'dan itibaren yürürlüğe giren ''Medeni Kanun '' unla getirilenleri şöyle sıralayabiliriz:
1-Tek kadınla evlilik esası getirildi.
2-Medeni nikah ve evlenme işleminin memur karşısında yapılacağı hükme bağlandı.
3-Evlenme de kadının yerine başkasının söz vermesi usulu kaldırıldı.
4-Kadın erkek eşitliği getirildi.
5-Evlenmede yaş sınırı getirildi.
6-Boşanmanın mutlaka mahkeme kararı ile olacağı hükme bağlandı.
7-verasetten eşit oranda faydalanma ilkesi getirildi.
8-Kadınların da memur ve meslek sahibi olmalarına olanak sağlandı.
3 Nisan 1930 yılında çıkartılan ' Belediye Kanunu' ile de kadınlar belediye ve il genel meclisine seçme seçilme hakkını kazanmışlardır.
1926 Ekim 1933 yılında çıkartılan ' Köy Kanunu'' ile de kadınlar köy muhtarı olma hakkına kavuşmuşlardır.
5 Aralık 1934 yılında Medeni Kanun kadınlarla ilgili maddeleri şu şekilde değiştirilmiştir:
Madde 10 -Yirmi iki yaşını bitirmiş kadın-erkek her Türk vatandaşı mebus seçme hakkına sahiptir.
Madde 11- Otuz yaşını bitirmiş kadın-erkek her Türk vatandaşı mebus seçilme hakkına sahiptir.
Yakın tarihteki haklar konusundaki gelişmeleri herkes yakından takip ediyordu.
Son söz olarak : Önemli olan hangi haklara sahip olduğumuz değil,sahip olduğumuz hakların bilincine varıp bunları kullanabilecek bir yetiye sahip olabilmektir.

Yorumlar (1)
Ayse Tunçay - 22 Kasım 2019 18:15
Ne yazık toplumun her kesiminden haklarının farkında olmadan yaşayan kendini değersizleştiren binlerce kadın var ülkemizde.Gerek siyasilerin gerekse medyanın çok büyük etkisi var .
EN SON EKLENENLER
Sosyal Bilimler - 13 Temmuz 2021 11:31

DİRENÇ

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları