Anasayfa | Künye | Danışman ve Editörler | Son Dakika | Arşiv
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi

EZBERLETİLMİŞ REPLİKLER

Ne dindarlık ahlakla bütünleştirebilirler ne de dinsizlik ahlaksızlık olarak değerlendirilebilir. Tolstoy ''İtiraflarım'' adlı otobiyografik kitabının ilk girişinde '' Ben Ortodoks Hıristiyan inancına göre vaftiz edildim ve yetiş

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 02 Kasım 2019 22:57 - Okunma sayısı: 286

EZBERLETİLMİŞ REPLİKLER

EZBERLETİLMİŞ REPLİKLER
Ne dindarlık ahlakla bütünleştirebilirler ne de
dinsizlik ahlaksızlık olarak değerlendirilebilir.
Tolstoy ''İtiraflarım'' adlı otobiyografik kitabının ilk girişinde '' Ben Ortodoks Hıristiyan inancına göre vaftiz edildim ve yetiştirildim.Bu inanç bana çocukluk ve gençlik çağım boyunca öğretildi. Ne var ki on sekiz yaşında üniversiteyi ikinci sınıftan terk ettiğimde geçmişte bana öğretilen şeylerin hiç birisine inanmıyordum.Belli hatıralardan çıkarabildiğim kadarıyla ,bana öğretilenlere hiç ciddi olarak inanmamıştım. Sadece öğretilenlere ve etrafımdaki büyüklerin inançlarıyla ilgili söylediklerine güvenmekle yetiniyordum. Ancak bu temelsiz bir güven duygusuydu.'' dedikten sora sayfayı çevirip altıncı sayfayanın geçtiğinizde sonuncu paragrafta ''...muhafazakar biri olduğunu açık açık söylemek ve itiraf etmek dar kafalı, zalim ve kendilerine büyük önem atfeden insanlar arasında rastlanan bir şeydir. Yetenek,dürüstlük,güvenirlik,iyi huyluluk ve ahlaki davranışlar ise çoğunlukla inançsızlarda görülen bir davranıştı.'' der.
Tolstoy'un bu söylediklerine '' Hristiyanlık ile ateistliğin karşılaştırılması sonucunda varılmış bir yargı !'' itirazı ileri sürülebilir. Fakat O, Hristiyanlığın dışındaki bütün dinleri ve inanç sistemlerini incelemiş,özellikle de İslamiyet ve onun peygamberi Hz. Muhammed üzerine kitap yazacak kadar dinleri derinlemesine incelemiş bir yazardır.
Aziz Nesin'in iki buçuk sayfalık ' Bir Ahlak Dersi ' adlı öyküsünü yeniden okuyunca beynim jimnastiğe başladı. Aziz Nesin'in bu öyküsü S. K. KARAALİOĞLU'nun orta dereceli okullar için hazırlanmış '' Yazma ve Konuşma Sanatı '' kitabının 1978 tarihli genişletilmiş 2. baskısında da yer almıştır. Bu kitap herhalde eften-püften kitaplardan olamadığından okullarda okutulan ders kitapları arasında ne yazık ki yerini alamamıştır !
Ahlak ve ahlaksızlık nedir?
Ahlaksızlık diye bir şey var mıdır ?
Nasıl bir ahlak ?
Hangi ahlak ?
Değişmeyen bir ahlak,gelenek-görenek var mıdır ?
Öncekilerin '' Bizim zamanımızda böyle miydi '' deyip sonrakileri suçlamaları haklı mı ?
Büyüklerin yaptıklarını yapmak,onların izinden yürümek bir ahlak kararalı mıdır ?
...
Aziz Nesin'i okurken bu sorular üşüştü beynime. Zaten gerçek bir sanat eseri de öyle olmalıdır. Estetiğin yanında insanın kafasına soru çengelini takarak düşünmeye yönlendirmek...Ne diyordu epik tiyatronun kurucusu Alman yazar Bertholt Brecht : Soytarı güldürdüğü için değil,burjuvaziye hizmet ettiği için soytarıdır. Nazı Hikmet de boşuna halk için '' Bayburtlu Zihni gibi gülüp / Hoca Nasrettin gibi ağlayandır.'' dememiş.
Öyküde ,öğretmen sınıfın birinde ahlak konusunu anlatmakta.
Ahlakın güzelliğinden,bütün büyük insanların ahlaklı olduğundan söz ediyor. Birbirine dürten,haylazlık yapan,sıranın altından birbirini tekmeleyen öğrencileri zorla susturduktan sonra Din,Kültür ve Ahlak Bilgisi kitabının ilgili bölümünden '' Ahlak,toplum kurallarına,gelenek ve göreneklere aykırı davranmamak,yasalara karşı gelmemektir.'' tanımını okuduktan sonra '' Çevrenizdeki çoğunluk ve büyükleriniz ne yapıyorsa,siz de öyle yapacaksınız.'' demeyi de ihmal etmiyor.
Tam bir muhafazakar,statükoyu korumaya yönelik ahlak-sızca bir ahlak tanımı !
Şimdi bu tanımda insanlara dayatılan ahlak kurallarını tek tek eleştirebiliriz.
Birincisi ''toplum kuralları,gelenek ve göreneklere karşı gelmemek '' ahlaka anlayışına bakalım. Her şeyden önce toplumlar homojen bir yapıya sahip olmadıklarından homojen bir kural,gelenek ve görenekten söz etmek de olası değildir. '' Türk kültürü,Türk gelenek ve göreneklerinden ayrıldığımızdan başımıza bunlar geliyor '' diye sürekli yakınan bir tarih hocasına sormuştum : Hangi Türk kültürü,gelenek ve göreneğinden söz ediyorsun, diye.Bir an afalladıktan sonra '' İslamiyet öncesi !'' demişti.Oysa dindar ve muhafazakar bir insandı. Anlaşılan sorumun altında yatan bu günkü kültürümüzün saf bir kültür olmadığını,HARMANLAMA kültür olduğunu vurgulamak istediğimi anlamıştı .
Ona Mevlana'nın şu dizeleriyle cevap vermiştim :
Dünle beraber gitti canlarım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
Yahya Kemal Beyatlı'nın kablet( Kabile) dönemi dediği tarihi zamanlarda belki kısmen de olsa bir homojenlikten söz edilebilir ama geçmişi bu gün yaşamak hele bir saf kültür,gelenek ve görenekten dem vurmak çok tehlikeli ve bizi Hitler'inki gibi ırkçı bir anlayışa kadar götürebilir.Gerçi bu düşünceyi savunan ve o disipline göre hareket eden az insan da yok değil Türkiye'de. Osa tarihin tekerrürü komediden başka bir şey değildir.
'' Kime göre '' sorusunu da sormak gerekir bu konuda. Çünkü bir toplumdaki sınıflar ve diğer toplumsal kesimler arasında kültür,gelenek ve göreneklerin aynılığından söz etmek olası değildir.Köy-şehir,,ağa-ırgat,patron-işçi,gelenekçi-yenilikçi..vb tezatını oluşturanların kültürü ,gelenek ve görenekleri aynı mıdır ?'' Çiftçi yağmur ister,çömlekçi güneş.'' ata sözünde vurgulandığı gibi insanların işleri,meslekleri düşünceleri üzerinde etkili olur.
'' Suya sabuna dokunmamak '' kültürü ile '' Haksızlıklara karşı gelmeyen dilsiz Şeytan'dır.''kültüründen hangisi gelenek ve göreneklere uygun ve ahlakidir ?Biraz daha somutlaştırayım :Abdi Ağa ile İnce Memed; Bolu Bey ile Köroğlu; Hızır Paşa ile Pir sultan Abdal veya Mevlana ile Yunus Emre...hangisi kültürümüz,gelenek-göreneğimizi temsil ediyor ? Birinciler biatı,baş eğmeyi savunup ahlaki bulurken, ikinciler tam tersini yapmışlardır.
Beşik kertme,berdel,görücü usulu evlilik,kızların çocuk yaşında evlendirilmesi...vb.vb. gibi gelenek ve göreneklere karşı çıkmak nasıl bir ahlaksızlık olarak değerlendiriliyor !
Dininin takipçisi olduğunu savunanan dindarlar ve bu ''Din Ve Ahlak Bilgisi'' kitabındaki tanımı topluma dayatanlar, HZ. Peygamber'in de eski gelenek,göreneklere yazılı olmasa da o zamanki yasalara karşı çıkan bir devrimci olduğunu anlamıyorlar mı veya anladıkları halde işlerine mi gelmiyor ?
Ahlak tanımında '' Yasalara karşı gelmemek ''i ahlaklılık olarak almış kitabı yazanlar.Hangi ve nasıl yasalar ? Bu güne kadar değişmeyen,değiştirilmeyen bir yasa var mı ? Öyleyse bütün yasa koyucular,yeni yasa getirenler '' Ahlaksız'' dır ! Yasalar toplum için konur.Toplum dinamik bir varlıktır ihtiyaçlarıyla beraber sürekli değişir. Öyleyse yasaların da değişmesi,yeni yasaların konması bir ihtiyaç olarak toplumun karşısına çıkar.Zaten siz bu yasaları değiştirmezseniz şapka kanununda olduğu gibi ya kendiliğinden atıl duruma gelir ya da toplumdan gelen zorlamalar sonucunda değiştirmek zorunda kalırsınız. Ayrıca '' Darbe Yasaları'' dediğimiz (12 Mart, 12 Eylül )yasaları değiştirmek -düzenlemek amacıyla TBMM'nde komisyonların kurulması ve bu yasaların çoğunun da değiştirilmesi ahlaksızca bir ihtiyaç olarak görmek mi gerekir !
Son olarak '' Çoğunluk ve büyüklerinizin yaptığını yapın '' ahlak kuralına bakalım. Şunu bilmemiz ve beynimize iyice kazımamız gerekir ki daima küçük bir azınlık hatta bir tek kişi tarafından '' Eski köye yeni adet getirilmeye '' çalışır. Bu kişiler toplumun her zaman çoğunluğunu oluşturan ''ahlakçı'',gelenek ve görenekçileri tarafından da engellenmiş,linç ve aforoz edilmiş,sürgünlere gönderilmiştir. Hz. Muhammed putperestliğe ,bazı (örneğin kızların diri diri gömülmesi,mirastan pay almama..gibi) Arap gelenek ve göreneklerine karşı çıkarken çoğunluk muydu ! Büyüklerinin yaptığını yapmadığı, çoğunluğa uymadığı için başına gelmedik felaket kalmamış sonra küçük,kendisine inanan bir azınlıkla Hicret etmemiş miydi !
Atatürk ,kurtuluş savaşını cumhuriyete vardıracak biçimde beyninde kurgularken kaç kişi vardı yanında ,kaç kişi kedisi gibi düşünüyordu !
Ve Galileo kilisenin anlayışına karşı çıkıp tek başına ''Dünya dönüyor '' dediğinde çoğunluk muydu !
Aziz nesinin hikayesinde,öğretmenin ahlak anlayışına karşı çocuklar ahlaksız olacaklarını söylüyorlar çünkü çoğunluğa uymak gerekir. Örneğin çoğunluk kopya çektiğinden öğrenciler de kopyacılık ahlaka uygundur diyor.
Karaborsacılığın iyi bir şey olduğunu savunuyor çocuklar.Çünkü güzel rahat yaşayan zengin büyüklerin çoğu karaborsacılık yapmakta.
Öğrenciler yalanın çok güzel bir şey olduğunu söylüyor. Öğretmenin şaşkınlığına karşılık '' Yutturabilirsen çok iyi bir şeydir,evde yalan söylemesem her gün dayak yerim,,Hem ahlak kurallarına uygundur.Aynı zamanda büyüklerimizin yaptığını yapıyoruz..Ablam anneme,annem babama yalan söylüyor. Babam da alacaklı geldiği zaman kendini evde yok dedirtiyor.Ondan sonra adımın biri varmış, hayatı ucuzlatacağım demiş,ama yapmamış !'' cevabını veriyor.
Yine öğretmenin '' Tarihte Sokrates gibi öyle ahlaklı büyük insanlar vardır ki ölümü bile göze alıp doğruyu söylemişlerdir.'' sözüne karşılık başka bir öğrenci : '' Hocam bu ahlak iyi bir şey değil galiba ! Benim bir dayım var,doğruyu söyledi diye partiden kovmuşlar .''
Öğretmen öğrencilerin karşısında çaresiz kalır. Çünkü ezberletin repliklerle günlük hayatta gördükleri farklı farklı. Ve doğal olarak çocuk pratik hayatta gördüklerinden daha çok etkileniyor ve onları model olarak alıyor .
Boşuna '' En çok verilip,en az alınan şey nasihattir. ''denmemiş

Yorumlar (0)
Diğer Fikir Yazıları İçerikler
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR