Anasayfa | Künye | Danışman ve Editörler | Son Dakika | Arşiv
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi

Yükseköğretimin Kronikleşen Sorunları ve Gazi Meclisimizden Beklentiler

Cumhuriyetimizin 96.yılında Gazi Meclisimizden beklentiler başlıklı yazıyı kaleme almadan önce başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, silah arkadaşları ve vatanımız için şehit ve gazi olmuş herkese Allah’tan rahmet dilerim. Allah Devletimize güç versin. Cumhur

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 30 Ekim 2019 19:41 - Okunma sayısı: 2.885

Yükseköğretimin Kronikleşen Sorunları ve Gazi Meclisimizden Beklentiler

Yükseköğretimin Kronikleşen Sorunları ve Gazi Meclisimizden Beklentiler

Cumhuriyetimizin 96.yılında Gazi Meclisimizden beklentiler başlıklı yazıyı kaleme almadan önce başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, silah arkadaşları ve vatanımız için şehit ve gazi olmuş herkese Allah’tan rahmet dilerim. Allah Devletimize güç versin. Cumhuriyetimiz ve değerleri ilelebet var olsun.

Bilindiği üzere yaklaşık 10 yıldır sosyal medya ve forumlardan, 2013’ten bu yana da çeşitli Sivil Toplum Kuruluşları ve Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) Genel Başkanlığı sıfatı ile Yükseköğretimin kronikleşen ama bizce çözümü basit olan sorunları dile getirmekteyiz. Akademisyen kimliğimin yanı sıra çeşitli hesaplardan yaklaşık yarım milyonu aşkın takipçisi bulunan büyük, güçlü ve tek derdi Akademik sorunlar ve Türkiye’nin gelişmesi olan büyük bir Aileyiz. Durum böyle olunca Akademik Zam’dan, ÖYP 50d konusuna kadar tüm sorunların çözümünde beklentiler yüksek ve bizler de naçizane değerli meslektaşlarımıza ve Yükseköğretim paydaşlarına destek olmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken de hem hükümetimize hem de muhalefetimize eşit mesafede kalıyor, gerekçeli kanun tekliflerimizi tüm parti gruplarına sunuyor ve 2 örneği mevcut olan ( Akademik Zam, Akademik Uzmana Zam ve Öyp 50d) 0 (sıfır) ret ile kanun teliflerimizi yasalaştırıyoruz. Bu sebeple de ‘’Biz büyük bir Aileyiz’’ diyoruz.

Geçen hafta ve ondan önceki hafta Gazi Meclisimizde bir dizi temaslarda bulundum. Yukarıda da dile getirdiği üzere hem hükümet hem de muhalefet grupları ile uzun uzun sorunlarımızı, çözüm önerilerimizi ve aksayan tarafları detaylandırdık. Yaklaşık 5 yıldır sürekli kendileri ile ‘’Çözüm Odaklı’’ ve ‘’Siyasi Beklentiden Uzak’’ görüştüğümüz için hem makamda bulunan görevliler hem de makam sahipleri ile temaslarımız samimi ve çözüm odaklı. Bu vurguyu neden yapma gereği duydum? Nedeni aslında yakından takip edenler için belli. 6 seçimdir aday adayı dahi olmadım ve ‘’Akademinin Yeniden Doğuşu’’ için çalışmalarımızı siyasetçilerimizle ancak siyasi gelecek gütmeden yaptık. Yapmaya da devam edeceğiz.

Doçentlik konusu ilk mevzu oldu. Hemen tüm siyasiler doçentlik konusunda son 1 yılda şikayetlerin arttığından dert yanıyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın ‘’açın gençlerin önlerini’’ demesinden sonra bazı Jüriler rövanşist davranarak asgari şart ve etik diyerek yüzlerce adayı mağdur etti. Zaten 100 puan sistemi getirildi ve dosyalara bakan Profesörlerin kendi zamanlarındaki Doçentlik şartlarının neredeyse 5 katı zorlukla dosya hazırlanıyor. Ancak ÜAK ve Doçentlik Komisyonu yeterince ayakları sağlam basan bir duruş sergilemiyor. Adaylara basit bir ‘’reddedildi’’ yazısı itirazların da boşa gitmesine vesile oluyor. Doçentlik Sözlü Sınavının kalkması ile daha adilane bir tutum bekleyen genç akademisyenler maalesef dava daha açamadan yeniden başvuru yapıyor ve mutsuz genç akademisyenler ordusu ile Yükseköğretim sisteminde yeni problemler oluşturuluyor. Bu konuda da bir kanun teklifi hazırlığında olduğumuzu, gereken desteğin verilmesini de istedik. Destek olacaklarından şüphemiz yok ancak ÜAK’nın özellikle Doçentlik Komisyonu’nun ‘’Jüri Kalmaz’’ korkusu ile ‘’Adil Olmak’’ zorunluluğu arasında kalması, resmen akademik psikolojik bezdiri ile boğuşmak zorunda kalan bir Doçent adayının ne öğrencilerine, ne bölümüne ne de ülkesine katkısının olamayaktır. ÜAK’nın ve Doçentlik Komisyonu’nun da bu durumları bilmesi, adaylara da daha adil yaklaşarak, duygudaşlık (empati) kurarak kararlarını vermesi gerekir.

Akademisyenlerin en büyük sorunlarından olan, Zorunlu Hizmet Senetleri ile de daha da kangren hale gelmiş olan Eş Durumu ve Sağlık Durumu Tayinleri konusunda görüşmelerimizi gerçekleştirdik. 2015’de gerekçesi ile sunduğumuz 2017’de yeniden gündeme gelen her kuruma %5 Eş %5 Sağlık Durumu tayin hakkı verilmesi aslında hem Anayasal bir hak hem de 2547 Zorunlu Hizmet Senet Devri hükümlerinde bulunan yasal bir hak. Hal böyle olunca sürecin tıkanması normal görünmüyor. Çünkü eş durumu ve sağlık durumu tayin hakkı olmayan tek kamu görevlisi maalesef Akademisyenler. Basit bir madde eklemesi ile düzeltilebilecek bu sorunun çözümü CHP Bursa Milletvekili Dr. Sayın Ceyhun İRGİL hoca ile sunduğumuz, o dönem (2017 Kasım) YÖK tarafından da kabul gören ve ‘’üzerinde çalışalım daha sonra hayat geçirelim’’ denilerek bekletilen havuz sisteminde mevcuttu. Havuz sistemi 2. 100 Günlük Eylem Planında da yer aldı. Ancak malum gündemlerden dolayı geri kaldı. Umarız en kısa sürede ‘’Akademik İstihdam Platformu’’ adı ile hayata geçer ve birçok sorunun kökten çözümü sağlanır.

Akademinin Tümörü dediğim ve artık Akademisyenler arasında da yerleşen tabir ile 50d Sorunu da gündeme geldi. Geçen hafta YÖK’ten 33a’lı Araştırma Görevlileri (ÖYP’liler için de kullanılan) için istediği zorunlu hizmet senet devri ile başka bir kurumda Lisansüstü eğitimini tamamlamak üzere yapmış olduğu görevlendirme maddesi olan 35.madde için bir adım geldi. Bu aslında Havuz Sisteminin de özünde olan, Doktorasını başarı ile bitirmiş Genç Akademisyenlerin havuzda tutularak, Üniversite veya başka bir kurumda Uzman kadrosu ile görev yapabilmesinin de önünü açan bir adımdı. Çünkü o dönem yasamanın da kabul ettiği tasarıda, Doktora sonrası kimse işsiz kalmayacak, Üniversitelerin ihtiyacına göre Inbreeding (içten beslenme) bahanesi öne sürülemeden en az 3 tercih hakkı ile ve belli şartları sağlamaları doğrultusunda Akademik hayata devam edebileceklerdi. Bu sayede ‘’kişiye özel kadro’’ diyerek isyan edilen, hükümeti, YÖK’ü ve mevcut Rektörlüğü zora sokan ancak hak ettiği kadro için yeniden kadro ilanı ile zorlanan Akademisyenler de kriterleri önceden belirlenmiş, Liyakate dayalı bir sistem ile zorlanmayacaktı. Beklentiler bu dönem Havuz Sistemi dediğimiz Akademik İstihdam Platformunun hayata geçirilmesi. Ancak YÖK bu konuyu henüz Meclise taşımamış. Bu yazıdan sonra harekete geçeceklerini umuyorum.

Yurt dışında bursiyer olanların zorunlu hizmet senet devri konusu geçmişken bir af beklentisinden de bahsetmek gerekir. Özellikle 1416 sayılı kanun ile yurt dışına gönderilen bursiyerlerin, 2011 ve bizim sunduğumuz 2014’de ki gibi af kanunu beklentisi yüksek. Aslında af dedikleri ana para dışında yasal faizin silinmesi. 2.3 TL olan doların 5 üzerine çıkmış olması ve 2011 ve 2014’de gerçekleşen affın yeniden gündeme gelmesi. 4 parti grubuna da gerekçeli olarak sundum. Ocak ayında en geç yasalaşmasını bekliyorum. Ancak torba kanunda yer almaması için de bir engel yok.

Diğer Zorunlu Hizmet Senet Devri mağduru Araştırma Görevlisi arkadaşların durumlarını da aktardım. Özellikle Anayasaya aykırı olan ‘’Angarya İş’’ durumundan bahsettim. Akademisyenler dışında da zorunlu hizmet devri mağduru bir kesim kalmadı son yasal düzenleme ile. Aslında burada sorun YÖK’ün bu kanun çıkarken pasif kalmasında idi. Araştırma Görevlisi zaten o maaşı alırken hizmet veriyorken nasıl olur da zorunlu hizmet ile borçlandırılabilir? Haklı olduğu yer var YÖK’ün de elbette. Özellikle yeni kurulan Üniversitelerde ve doğuda yer alan Üniversitelerde Araştırma Görevlisi Doktora sonrası

dönmeyi tercih etmeyebiliyor. Ancak bunu da Anayasaya aykırı ‘’Angarya’’ ile yaptırmak adil değil. Bu konuda da bir gelişme bekliyorum. Çünkü verdiğimiz raporlar dikkate değer. Gündeme getirmeye ve yetkililere aktarmaya devam edeceğiz.

Denklik sorunu gündeme gelen bir diğer konu idi. Kasım ayında bir gelişme beklendiği bilgisini ilk kez net aldım siyasiden. Özellikle Kasım ayında gerçekleşecek olan sınavlardan sonra genel bir karar çıkması muhtemel. YÖK önünde yaptığımız basın açıklamasında da bu bilgiyi almış ve orada iletmiştik mağdurlara. 60 bine yakın denklik mağduru genç tersine beyin göçünün konuşulduğu bu günlerde daha da mağdur edilmemeli. Yapılan yanlışlar, hatalı uygulamalar ve kişisel husumetler ile kimseyi mağdur etmemeli kurumlar. Bunun farkındalığı için çalışma başlattım. Üzerine bir iş hukuku Profesörüne tüm belgeleri bilgileri savunmamda aktardığım halde üzerine disiplin cezası da aldım. Süreç mahkemede. Hem de Anayasa Mahkemesi Kararına rağmen, 17 Temmuz’da alınan karara rağmen yaklaşık 33 gün sonra ‘’Kişisel Husumet’’ haline getirenler sebebi ile ceza aldım. Elbette yüce Türk Adaleti kararını verecektir bu konuda ama beni de ‘’Denklik Mağduru’’ yaptılar. Bu sayede yarım milyon kardeş daha edindim. Sağolsunlar. Çözüm önerimi yeniden aktarmak istiyorum. 7 bölgede 2 Üniversitede en az 14 kurumda kurulacak olan komisyonlar ile 3 ayda fark dersleri veya staj konusu belirlenir. 6 ay içerisinde de sorunlar çözülür. Hatta Bologna ve diğer Uluslararası taraf olduğumuz anlaşmalar ve süreçler ile buna dahi gerek kalmaz. Çünkü saymadığımız diplomaların birçoğu dünyada ilk 1000’de hatta ilk 500’de yer alan Üniversiteler. AB ülkelerinin saydığı diplomaları saymamak, geçerli görmemek Ülkemiz açısından da hoş olmayan bir durum ve yaklaşım.

Son kulis bilgisi de öğrenci affı hususunda. Yaklaşık 600 bin öğrenciyi ilgilendiren affın da Kasım ayında geçeceğini tahmin ediyorum. Bu konuda da sürekli soru gelmekteydi. Af konusu kulislerde görüşülmeye başlandı ise yasalaşması yakındır. Elbette istisnai durumlar ve bazı konuları dışarıda bırakma olacaktır. Biz de gerekçelendirirken değerli parti gruplarını bilgilendireceğiz.

Kısaca sorunlar kronik ancak çözüm önerilerimiz basit. Darbe dönemi ucube 2547 ile, mevcut YÖK yapısı ile çağı yakalamak zor. Bu kişisel bir tespit değil. Kurulun hantal yapısı ve işleyiş biçimi ile alakalı. Bu gömlek darbe dönemi kıyafet artık bize dar geliyor. Çağa ayak uyduran bir kanun, Yükseköğretim Bakanlığı ile taçlandırılmalı. Ya da Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile birleşmeli. Bakanlık seviyesi sorunların çözümünde Akademik dünyayı daha rahatlatacaktır. Yerli ve Milli Üretimin kalesi Üniversiteler ve bu kalenin asli unsurları Akademik ve İdari Personel ile öğrencilerdir. Unutmayalım başka Türkiye yok!

Dr. Vahdet ÖZKOÇAK

Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN)

Yorumlar (0)
Diğer Fikir Yazıları İçerikler
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR