Anasayfa | Künye | Danışman ve Editörler | Son Dakika | Arşiv
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi

Bir Şey Dönüşür Her Şey Dönüşür

İnsanlar çoğu zaman içinde bulundukları (ve memnun olmadıkları) durumları iyileştirmek istediklerini dile getirler. Fakat bu insanlar nedense iyileştirme yolundaki temel ihtiyaç olan ‘kendilerini geliştirme’ ve ‘dönüştürme’ düşüncelerini hayata geçirm

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 02 Ekim 2019 18:56 - Okunma sayısı: 310

Bir Şey Dönüşür   Her Şey Dönüşür

Bir Şey Dönüşür

Her Şey Dönüşür
 
 
İnsanlar çoğu zaman içinde bulundukları (ve memnun olmadıkları) durumları iyileştirmek istediklerini dile getirler. Fakat bu insanlar nedense iyileştirme yolundaki temel ihtiyaç olan ‘kendilerini geliştirme’ ve ‘dönüştürme’ düşüncelerini hayata geçirme konusunda aynı cesaret ve istekliliği sergilemezler, belki de sergileyemezler. Bu nedenle her fırsatta kendilerini rahatlatmak niyetiyle dönüşümüne hasret duydukları o muhteşem özellikleri dile getirirler. Bunu yaparken fark etmezler ki davranışlarıyla dile getirdikleri arzularının örtüşmemesinden doğan bir ‘bilişsel çelişki’ var eder ve böylece kendi kendilerini ‘elleri ayakları bağlanmış bir kurban’ psikolojisine sokarlar.
 
Buna örnek olarak sürekli içinde bulunduğu şartların olumsuz ve yetersiz olduğu şikayetinde bulunan ve sıklıkla herhangi bir konuda kendisine hedefler koyduğu halde kendisine göre ‘çoğunlukla dış etkenler yüzünden’ bir türlü başarılı olamadığına inanan birisini ele alalım:
 
Bu kişi hayatının bir noktasında anlamalıdır ki, hedefleri ne olursa olsun, onlara ulaşmak adına tam bir farkındalık ve kararlılıkla, her şeyden önce kendi hayat algısı, düşünce ve davranış eğilimleriyle ilgili yapması gereken dokunuşları gerçekleştirmedikçe, hedefler ve o arzular sadece birer hayal olarak kalacaktır.
 
Sürekli kahvehane ya da kafe-restoran köşelerinde istisnasız her şeyi ve herkesi eleştirip yerin dibine sokan, bu arada ülkeleri ve hatta dünyayı kurtarmaya çalışan, bir futbol maçında gol kaçıran ‘tarihin altın sayfalarına isimleri kaydedilmiş nadide sporcularından’ bile daha iyi oldukları iddiasında bulunan kişilerden tutun da, basit bir eylemi dahi eleştirirken kendilerini herkesin ve her şeyin üstünde tutma egosuyla ‘daimi flört içinde yaşayan’, ama bütün bu muhteşem kimliklere ve hayallere ulaşmak için öncelikli şart olan ‘her bireyin kendisini arzu edilen yönde dönüştürme adımlarını’ atmaya cesareti ya da mecali olmayan insanlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz.
 
Konuştuklarında ‘mangalda kül bırakmayan’ ama iş ‘icraata geldiğinde kenarda durup çayını yudumlayan, bunu yaparken de yine aynı alışkanlıkla iş yapanların eksikliklerini yakalamaya odaklanmış’ bir güruh var çevremizde maalesef.
 
Oysa Ziya Paşa’nın şu ünlü sözü ne anlamlıdır:
 
‘Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!’
 
Tam da öyledir.
 
Kişinin kendisi hakkında ne söylediği, ya da birilerinin o kişi hakkında söyledikleri, onun çok iyi veya çok kötü olduğuna delil olamaz. Esas olan, kişinin yapmış olduğu işlerdir ve kişinin kalitesi, ehliyeti veya alakalı diğer özellikleri yaptığı işle kendisini gösterir.
 
Öyleyse, dillerimize pelesenk ettiğimiz ‘karar vermek işi bitirmenin yarısıdır’ sözünü dönüştürmekle işe başlayalım, ne dersiniz? Çünkü ‘karar vermek bir işi bitirmenin yarısı değildir; harekete geçmediğiniz sürece kararlar zihnin kendine oynadığı bir oyundan ibaret olur ve çoğunlukla da öyle olmaktadır’. Ve diyelim ki:
 
“Niyetleri eyleme dönüştürme arzumuzu
gerçekleştirmek adına
nerede ve hangi zamandaysak,
derhal ve hiç geciktirmeden,
çeşitli bahanelere sarılıp bir daha ertelemeden,
kendimizi (düşüncelerimizi) hedeflerimizle aynı frekansa çekerek,
yani gerekli değişim ve dönüşümleri
kendimizden başlayarak gerçekleştirerek,
her hayali gerçek yapalım.”
 
Bu arada şunu da sürekli hatırımızda tutalım: ‘bu hayallerin ve niyetlerin eyleme dönüştürme işini sadece biz yapabiliriz, başkaları değil’.
 
Bu tür insanlardan birisi de biz olalalım. Kendi içinde bulunduğumuz şartlarla ilgili şikayet veya mutsuzluklarımızı gözlerimizin önüne getirelim ve şu basit kuralları hatırlayalım:
 
“Bir yere gitmek istiyorsak, ilk önce oturduğumuz ya da yattığımız yerden kalkıp doğrulalım. Bir çırpıda ‘kendince haklı’ yüzlerce bahane ve gerekçe bulabilecek zihnimizde oluşabilecek her türlü erteleme teşebbüsünü niyetimizdeki güçle dağıtalım ve yok edelim.
 
Sonra da yine niyetimizin ışığı ve gücüyle hedefe doğru adımlarımızı atalım.
 
Yol boyunca - yola çıkmadan önce de yaptığımız gibi – zihnimizde dolaşıp duran iç konuşmalarımıza dikkat edelim. Her sözün bir büyü olduğunu hatırlayıp, sözün inanılmaz gücünü kullanarak olumsuz sözlerle yaratılmış tüm büyüleri, olumlu sözlerin muhteşem gücüyle bozalım!”  
 

Sevgi ve saygılarımla, Murat Kaplan

Yorumlar (0)
Diğer Fikir Yazıları İçerikler
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR