Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

DİJİTAL TOPLUMDA ÇOCUK YETİŞTİRMEK

Küreselleşen bir çağda yaşıyoruz ve bu çağın ayırt edici özelliklerinden biri de teknolojik olanakların giderek yaygınlaşması. Bizler bu hızlı değişime ve yeni teknolojik olanaklara uyum sağlayabilmek için önemli bir çaba harcamak zorunda olduğumuzu hisse

Kategori: Fikir Yazıları - Tarih: 07 Eylül 2019 23:47 - Okunma sayısı: 1.701

DİJİTAL TOPLUMDA ÇOCUK YETİŞTİRMEK

DİJİTAL TOPLUMDA ÇOCUK YETİŞTİRMEK

Dr. Öğr. Üyesi Birgül Ulutaş[1]

 

Küreselleşen bir çağda yaşıyoruz ve bu çağın ayırt edici özelliklerinden biri de teknolojik olanakların giderek yaygınlaşması. Bizler bu hızlı değişime ve yeni teknolojik olanaklara uyum sağlayabilmek için önemli bir çaba harcamak zorunda olduğumuzu hissederken; yeni kuşak gençlerin ve çocukların teknolojik gelişmelere çok daha kolayca uyum sağlayabildiklerini görebiliyoruz. Genç nesillerin bu adaptasyon yeteneği, anne babaları zaman zaman gururlandırmakta ama çoğunlukla da kaygılandırmaktadır. Değişen dünyanın vazgeçilmez bir koşulu olan teknolojik olanaklardan çocuklarımızı uzak tutmak, bazen onları korumak için gerekliymiş gibi görünse de, onları yeni çağın gelişimlerinden uzak tutmak, rekabetçi ve yarışçı bir ortamda çağın gerisine düşmelerine yol açmak anlamına da gelebilmektedir.

Bugün “internet bağımlılığı” ya da “teknoloji bağımlılığı” gibi yeni tür bağımlılık biçimlerinden söz ediliyorsa ve bu bağımlılık türlerinin yalnızca çocuklara özgü olmadığı herkesin malumuysa, teknolojik araçlarla nasıl ve ne türden bir bağ kurduğumuz öncelikle kendimiz için düşünmemiz gereken bir sorun alanı olarak ortaya çıkar. Herhangi bir konuda bağımlılık, yaşamın olağan seyrini aksatacak düzeyde ‘o şeyle’ meşgul olmak anlamına gelmekte. Bazen kimi zorunlu haller gerektirdiği için bile olsa cep telefonumuzu elimizden düşürmüyorsak, serbest zamanlarımızda bile cep telefonu ya da tablet üzerinden iş takibi yapıyorsak, tarafımıza gönderilen iletilere anında cevap veriyor ama bunu yapabilmek için en kıymetlilerimizle geçireceğimiz kaliteli zamanlardan feragat edebiliyorsak, bizi model alan çocuklarımızın teknolojik araçlarla sorunlu bir bağ kurması nedeniyle şikâyetçi olmadan önce kendimiz için yapmamız gereken bazı şeyler olduğunu düşünmeliyiz. Teknolojinin kendi başına bir amaç olamayacağını, kendimiz için yarattığımız anlam dünyasında yalnızca bir araç olarak yer tuttuğunu görebilmek ve bunu yaşantımıza uygulayabilmek bu noktada büyük önem taşıyor.

Küresel teknolojinin yarattığı olanaklar, sıklıkla yeni medya olanakları ya da sosyal ağlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal ağların her zaman “sosyallik” anlamına gelmediği,  çocuklarımız için asosyallik olanaklarını da yaratma potansiyeline sahip olduğu görünen bir gerçektir. Yapılan bazı araştırmalar, çocukların kanlı canlı gördükleri akranlarına ekranda gördüklerinden daha az inandıklarını gösteriyor. Bunun neden böyle olduğuna dair açıklamalar henüz çok yeterli olmamakla birlikte, sosyal ağlarda sosyalliğin gerçek bir sosyallikten çok daha az zahmetli olduğu bir gerçek. Gençler artık eskiden olduğu gibi uzun saatler boyu telefonda konuşmak zorunda kalmadan, derinlikli bir iletişim kurmaya gerek kalmadan “arkadaşlarının” nerede olduklarını, nasıl zaman geçirdiklerini ve kimlerle birlikte olduklarını görebiliyor ve anında yorum yazabiliyorlar. Paylaşılan bir fotoğraf, durum güncellemesi, video ya da canlı yayın üzerinden çok da tanı(ş)madığı bir arkadaşlarının içinde yer aldığı uzama zahmetsizce dâhil olabiliyorlar. Sosyal ağlarda takip ettikleri “arkadaşlar”ın her biri ve bu arada kendileri de mesajlar ve görüntüler üreten birer ‘yıldız oyuncu’; öte yandan birer “arkadaş tüketicisi”ne dönüşmekteler. Bu yeni tür sosyallik bizlere tuhaf görünse de onların dünyasında günden güne yerini sağlamlaştıran bir gerçeklik olarak dikkat çekiyor. Bu noktada gençlerin eleştirel bir yeni medyaokuryazarlığına sahip olmaları için doğru yönlendirilmeleri önem taşımaktadır. Öncelikle sosyal medyanın kendi başına gerçek bir sosyallik anlamına gelmediğini; gerçek yaşamda bir araya gelebilmenin ve yüzyüze iletişimin sosyal yaşamın kendisi olduğunu vurgulamak ama bunu yaparken de gençlerin çeşitli sosyal faaliyetler aracılığıyla bir araya gelebilmelerinin koşullarını yaratmak önemli görünüyor. Böylelikle sosyal medya sosyal yaşamın bir aracı olma özelliğini koruyacak ve asıl sosyal yaşam dışarıda, okulda, spor salonunda, konferansta, müzede, sinemada, kütüphanede, mahallede vb. ortamlarda gerçekleşecektir. Sosyal medya yalnızca bu gerçek sosyal faaliyetlerin duyurulması için kullanılacaktır.

Genç kuşaklar için sosyal medya ortamları kadar önemli bir başka teknolojik olanak da video paylaşım ağları, canlı yayın ve online oyun ortamlarıdır. Canlı yayınlanan ya da online oyun ortamlarında çekilen videoların paylaşımının da gençler arasında yaygın bir eğlence ve iletişim aracı olduğu görülmektedir. Ancak bu ağlar elbette ki yalnızca birereğlence ya da iletişim ortamı değildir. Başlı başına bir piyasa, çeşitli şirketlerin reklam aracına dönüşmüş bir sektör, aynı zamanda da sahip olduğu bu ekonomik potansiyel üzerinden gençler için yeni meslek alanları ve kazanç kapıları olarak da işlev görmektedir. Bugün gençlerin kariyer hedefleri arasında içerik üretmek ve bu yolla kazanç sağlamak, içerik üreticilerine takipçi sağlayan ya da onların firmalarla bağlarını kuran partner şirketlerde çalışmak, ya da doğrudan youtube’da çalışmak gibi yeni meslek alanları yer alıyor. Öte yandan gençler okulda öğrenemedikleri bir konuyu youtube’da paylaşılan konu anlatım videolarını izleyerek öğrenmeye çalışıyorlar ya da besteledikleri bir şarkıyı yine aynı ağlarda kamusallaştırıp, kendilerine tanınma olanakları yaratmaya gayret ediyorlar. Bu koşulları doğru yönetme becerisi, bugün yeni kuşağın sahip olması gereken önemli beceri alanları arasında yer alıyor. Çocuklarımıza tarih, edebiyat, matematik gibi bilgiler sunan okullarımızda bu türden beceriler kazandırılmıyor. Yine de bazı gençlerin bu olanakları kişisel gelişimlerini sağlama, yaşamsal koşullarını iyileştirme yönünde beceriyle yönetebildiklerini ama bazılarının da dijital dünyada amaçlarını yitirip kaybolduğunu görebiliyoruz. Öyle anlaşılıyor ki okulda öğretilmeyen bu beceriler, özdenetimli biçimde yetiştirilen, kendi hayatına dair hedefleri olan, kendi yaşamıyla ilgili kararlar alabilen ve bu kararları uygulama iradesine sahip olabilen, sorumluluk sahibi gençler tarafından daha kolayca geliştirilebiliyor. Ancak tabii ki bu konuda da gerek ailelere, gerekse öğretmenlere önemli bir rol düşüyor.

 

[1]Zonguldak Bülent Ecevit Ü. Ereğli Eğitim Fak.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
Sosyal Bilimler - 13 Temmuz 2021 11:31

DİRENÇ

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Fikir Yazıları Yazıları