Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

AŞK üzerine-3:

Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak yazdı

Kategori: Psikoloji-Sosyal Psikoloji - Tarih: 15 Haziran 2024 13:21 - Okunma sayısı: 360

 AŞK üzerine-3:

Adem ve Havva’dan beri..

Aşk eski bir yalan.. Adem ve Havva’dan kalan..

Şarkı böyle başlayıp devam ediyor.. anımsadınız mı?

Şimdi bu şarkı zihnime nereden geldi.. neden geldi.. biliyorum ama söylemem!

Şarkının bana düşündürdükleri üzerine bu yazı; sadece düşünceleri paylaşmak, duyguları değil.. Bu arada farkında mısınız bilmem; şarkıların pek çoğu duygular üzerinedir.. hem de en önemli duygusal durum olan AŞK üzerinedir!

Bu konuda siz ne düşünürsünüz bilmem.. neyse, ben yazıma devam edeyim.

Şarkının ilk dizesinde kalmıştım: Aşk eski bir yalan.. Adem ve Havva’dan kalan..

Şimdi, aşkın eski bir yalan olup olmadığı üzerinde bir yargıda bulunmadan önce şu kesin ki;

Adem ve Havva’nın başka şansı yoktu, birbirlerinden başka!

Yani Havva’nın şöyle etrafına bakıp hangisi daha yakışıklı, hangisi daha zengin, hangisi daha güçlü vb. kriterlere göre ince eleyip sık dokuyarak sıraya dizilmiş olan erkekler arasından birini seçme şansı yoktu!. (Aynı durum Adem için de geçerliydi elbette..)

Zaten böyle olsaydı da onun adı AŞK olmazdı!

Çünkü aşk; mantık ve muhakeme ile aklın yaptığı bir karar değil; bilinç dışının yönlendirmesi ile duyguların yaptığı bir seçim.

Eee.. öyle işte!

İster inanın ister inanmayın gerçek böyle.. Bunu sadece ben söylemiyorum (ki ben de alanında güvenilir bir uzmanım-naçizane!) ama insanı inceleyip anlamaya çalışan psikoloji alanının gelmiş geçmiş en önemli kuramcıları söylüyor.. Sadece onlar değil, bu deneyimi yaşamış ve sonra aklı başına gelmiş olan herkes buna katılıyor üstelik (benim gibi!).

Beni izleyenler bilir.. Aşk üzerine düşünüp, hissedip yazıp çiziyorum bir süredir (Bkz. 1, 2).. İnsanı ve bir insan olarak kendimi anlamak yolculuğum devam ediyor çünkü.

Doğrusu ‘insan’ olarak çok akıllı olduğumuzu sanıp, Descartes’in söylediği gibi “Düşünüyorum, öyleyse varım” önermesini (3) fazlaca benimsemiş bir canlı türü olarak; o kadar da akıllı olmadığımızı ve davranışlarımızı düşüncelerimize göre yapmadığımızı kabul etmek S.Freud’un ‘bilinç dışı’ ve ‘id-ego-süper ego’ dizgesini ileri sürdüğünden beri – nedense- bize hep zor gelmiştir!

Öyle ki üstünlüğümüzü gösterme peşinde koşarak hep ne kadar ‘akıllı’ olduğumuzu kanıtlamaya çalışır dururuz ömür boyu..

Misal: Siz benim yayınlanmış kaç kitabım olduğunu.. kaçar baskı yaptığını.. kaç makalem olduğunu.. bilimsel indekslerde kaç puanım olduğunu.. aldığım dereceleri.. ödülleri..vb. biliyor musunuz?

Doğrusu ben de bilmiyorum.. (o kadar çok yani!)

  • Tamam da sayın hocam.. sen ne demek istiyorsun?

Yok, ben size yanıt veremem.. bu benim yazım, istediğim gibi devam ederim. Siz isterseniz katılmayın ki Freud’a katılmayan da çok oldu.. Hatta geçenlerde onun görüşlerinin ‘bilimsel’ olmadığını açıklamaya çalışan 2013 tarihli bir makale okudum. Gerçi Freud görüşlerinin ‘bilimsel olduğu’ iddiasında olmadığını kendisi ifade etmişti zaten. Bunların geçerliğini kanıtlamayı kendisinden sonra insan davranışlarını anlama konusunda çalışacaklara bırakmıştı (4). Freud’u yeterli ve objektif bir şekilde okuyanlar bunu bilir.. Zaten son 20-30 yılda nöropsikoloji konusunda yapılan yeni araştırmalar onun görüşlerine yeni bilimsel kanıtlar sunuyor (5).

Öyle ki 21.yüzyılda insanı anlama konusunda Freud’un görüşlerini sürdüren nöropsikanaliz yaklaşımı gelişmiş durumda; tıp alanındaki pek çok vaka incelemesinde bu görüşlerin geçerliğine ilişkin değerlendirmeler yapılıyor ki son yıllarda benim de ilgimi çekiyor ve hevesle inceliyorum (6).

Ayy.. ben ne yapıyorum! Freud’ savunmak bana mı kaldı? Üstelik Freud’un savunulmaya ihtiyacı mı var?

Ben dönüyorum AŞK’a..

Yazıya başlarken neler düşünüyorum.. Sonra yazı alıp başını gidiyor, beni nerelere sürüklüyor.. Görüyorsunuz işte bunlar hep duyguların işi!

Ne demiştim, ne diyecektim?..

Şöyle bağlayıp, Adem ve Havva’dan devam edeyim:

İnsan davranışlarını açıklamaya yönelik olarak son çeyrek yüzyılda nöropsikoloji konusunda yapılan pek çok araştırma ve yazılan kitaplar, bizi yönetenin ‘duygular’ olduğunu ortaya koymuştur.

Öyle ki; mantık (düşünce) çıkarımlara/yargılara; duygular ise eylemlere yol açar. Bir diğer ifade ile insan olarak, duygularımıza göre davranırız! Çünkü kontrol edilebilir bir programın yüklendiği ‘makineler’ değiliz (7)!.

Bize doğumdan itibaren yüklenen ‘Sosyal Yazılım’ programına ve çok küçükken geçirdiğimiz yaşantıların oluşturduğu bilinç dışı duygusal ihtiyaçlarımızın yönlendirmesine göre davranan bir canlı türüyüz.

İnanış odur ki; Havva ile Adem’e henüz böyle bir sosyal yazılım yüklenmemişti. Onlar genetik olarak programlanmış olan ‘Doğal Yazılım’ ile dünyaya adım attılar ve iki cins olarak birbirlerine aşık olup insan türünün çoğalmasını sağladılar.. Onlara ‘yasak, ayıp, günah’ vb. engeller koyacak kültürel kodlamalar oluşmamıştı henüz.. Buraya kadar her şey mantıklı geliyor..

Peki.. anladık.. Anlaşılması güç olan daha sonrası.. çünkü daha sonra işler oldukça karışıyor.. Akıl ve mantıkla işin içinden çıkmak güçleşiyor..

Misal: Kerem neden Aslı’ya aşık oldu?

Ferhat neden Şirin’e aşık oldu?

Jüliet neden Romeo’ya aşık oldu?

“Sen, neden bana hayran olduğun halde, gidip o yanlış kıza aşık oldun?”vb. sorulara mantıklı bir yanıt bulmak hiç kolay değil!

Bir aşk ilişkisinin hiçbir nesnel, doğru öyküsü yoktur ya da en azından, bunların hiçbirini bilmemiz mümkün değildir!.

Şimdi size tekrar anlatacak değilim, önceki yazılarımı okuyun bir zahmet.. Bu zahmete girmeyecekler için bir hatırlatma yapayım yine de.. Derinlik psikolojisine göre; “Aşk bir öyküdür (8)..

“Öyküleri kendimizinkiyle aynı ya da benzer olan, fakat bu öykülerdeki rolleri bizimkini tamamlayan insanlara aşık olma eğilimi taşırız”

Aşk üzerine sahip olduğumuz ideal öyküyü yazan bilinç değil, bilinç dışımızdır. Evet, öykünün yazarı biziz ama bizi yöneten bilinç dışımızdır!. Kalemi tutan bilinçtir, öyküyü yazan bilinç dışıdır.. Bu yüzden yukarıdaki sorulara düşünüp taşınıp ‘akıllıca’ bir yanıt bulmak zordur..

Sadece kabul etmek kalır bize..

Bence aşık olup aşk şarkıları dinleyerek hüzünlenen herkesin üstat Freud’a ve aşk şarkılarını yazanlara/söyleyenlere selam durması gerekir..

Ben ise şapka çıkarıyorum; saygı ve şükranla..

B.Y.

13 Haziran 2024, Gazipaşa

Kaynaklar:

Yorumlar (1)
Cemil Kurt - 26 Haziran 2024 09:38
Hocam, kalemine yürğine sağlık....
EN SON EKLENENLER
Fikir Yazıları - 16 Temmuz 2024 12:17

Bu Yaz!

BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Psikoloji-Sosyal Psikoloji Yazıları