Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Prof. Dr. İbrahim Keklik ile “Varoluşçu Psikoloji” Hakkında

Prof. Dr. İbrahim Keklik Hülya Kandemir Yavuz

Kategori: Psikoloji-Sosyal Psikoloji - Tarih: 08 Kasım 2023 22:41 - Okunma sayısı: 350

Prof. Dr. İbrahim Keklik ile “Varoluşçu Psikoloji” Hakkında

Prof. Dr. İbrahim Keklik ile “Varoluşçu Psikoloji” Hakkında

Hülya Kandemir Yavuz: Hocam öncelikle “Varoluşçu Psikoloji” hakkındaki söyleşimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. İlk olarak varoluşçu psikoloji nedir?


Prof. Dr. İbrahim Keklik: Varoluşçu psikoloji, varoluşçu kuram veya varoluşçu psikoterapi ekolü gibi çeşitli terimlerle anılır. Hangi terimi kullanırsak kullanalım, varoluşçu felsefeyi insan yaşamına ve insanın bu dünyadaki çırpınışına, mücadelesini, sancılarını ve arayışlarını anlamlandırmada temel alan psikoloji ekolüdür diye tanımlayabiliriz.

Hülya Kandemir Yavuz: Varoluşçu psikolojinin temel prensipleri nelerdir?

Prof. Dr. İbrahim Keklik: Varoluşçu yaklaşım birçok prensip ifade eder. Örneğin, insanı kendilik farkındalığı olmaya muktedir olarak görür. Yani bireylerin kendileri hakkında derinlikli bir farkındalıkla yaşama kapasitesi olan varlıklar olarak görür. Böyle bakmak, kaçınılmaz olarak insanın kendi varoluşunun sorumluluğunu alacak özgürlük ve irade de olduğunu düşünmektir de. Ki bu son bahsini ettiğim de en önemli prensiplerinden biridir. Benzer şekilde, insanın anlam arayışı ve otantik yaşamaya olan arayışının ömür boyu sürdüğünü savunmakla bu yaklaşım insanın “aşkın” olma kapasitesi olan bir varlık olarak görür. Başka bir değişle, bireyin durdurak bilmez bir süreğenlikte kendini yeniden anlamlandıran ve bu anlamda hep “yeniden yaratan” bir varlık olarak ele alır.

Bizim Ortadoğu kültürlerinde adına “muhabbet” dediğimiz kavrama benzer bir anlayışı varoluşçuluğun babalarından olan Martin Buber savunmuştur. Buber’in “I-thou” ilişkisi olarak izah ettiği ilişki tarzı insanın bu dünyada “aşkın” olmasının temelinin, kaynağı veya yolunun bu tür bir ilişkilenmeyle mümkün olduğunu belirtirdi ki zaten psikoterapinin insanların yaşamını değiştirme kabiliyetinin de bu iki kişilik insanı kıvam ve atmosferden çıktığı düşünülür. Başka bir deyişle bir ömür süren çabaları ve sancılarıyla insanın varlığına anlam arayışı ve kendini keşfetme sürecini destekleyen en önemli kaynak olarak belki de bu tür yakın ve insanın sadece insana ayna olmakla kalmayıp- iki kişilik konuşmanın ötesine geçen derinliğe ve tada erişmesine olanak sağlayan “muhabbeti” vurgulaması da değerli katkı ve prensiplerinden biridir.

Ayrıca, günümüzde Irvin Yalom’un uygulamalarında da görüleceği üzere, insanın yaşadığı depresyondan tutalım her türlü ruhsal sorunların kaynağının yaşayış ve var oluş tarzı olduğu fikri, yani yaşanan herşeyin ölümlülükle bağının olduğunu savunması da önemli direklerinden biridir ve hatta belki de en önemlisidir.

Hülya Kandemir Yavuz: Varoluşçu psikoloji ve varoluşçu felsefe arasındaki ilişki nedir?
Prof. Dr. İbrahim Keklik: Çeşitli ruh sağlığı alanlarında varoluşçu psikoloji veya varoluşçu psikolojik danışma (psikoterapi) anlatılırken, ilk bahsi geçen de tam bu noktadır. Varoluşçu felsefenin üstüne inşa edilen bir anlayıştır. İnsana varoluş felsefe gözüyle bakanların insan ruh sağlığına müdahalelerde bulunurken kullandıkları yaklaşımdır. Ben de dahil birçok kişiye göre her şeyden önce bir felsefedir. Sonra bir psikolojik anlayıştır. Dolayısıyla, ikisi birbirinden ayrı düşünülemez. Ancak, tıpkı varoluşçu felsefedeki çeşitlilik gibi varoluşçu psikolojide de farklı yaklaşımlar mevcuttur. Ama aralarında farklara rağmen hepsini birleştiren unsur insan yaşamına varoluşçu felsefenin gözüyle bakmalarıdır.

Hülya Kandemir Yavuz: Varoluşçu psikoloji, psikolojinin diğer dallarından nasıl farklıdır?

Prof. Dr. İbrahim Keklik: Kimi yönleri diğer yaklaşımlara benzer yanları da var. Örneğin, bazı psikanalitik yaklaşımlar gibi insanlarda görülen ve sorun olarak “yüzeyde” görülen sorunlara daha “temeliyatçı” ve derinlikli bir anlayışla bakar. Farklı yanlarına bakarsak, öncelikle diğer yaklaşımlar kadar “teknikler” öneren bir yaklaşım değildir. Davranışçılık gibi bazı ekollerin sayısız terapi/danışma teknikleri varken, varoluşçu yaklaşım pek teknik önermez. Bu itibarla bakıldığında acemi uygulayıcılarılar için ziyadesiyle bir “muğlaklık” (belirsizlik) arz eder. Ama daha tecrübelilerin nazarında da insanların sahip olduğu bir sürü sorun alanı dönüp dolaşıp insanın varoluşsal “halinden” (human condition) kaynaklandığı ve teknik ötesi bir derinlikle irdelenmeleri gerektiğini düşündüklerinden, çokça teknik kullanmama böyle terapistler için sorun değildir. Yaşamda anlama olan vurgusuyla öyküsel terapilere ve kimi yönleriyle bazı bilişsel ve sosyal yapılandırmacı yaklaşımlara da benzetilebilir. Ama anlamı oldukça merkezi bir yerde görmekle öyküsel terapi haricindekilerden ayrılır. Benzer şekilde, bireysel sorumluluğu vurgulaması Amerikan kökenli yaklaşımlardan tutalım da feminizm gibi daha siyasi de bir tutuma sahip ekollere de benzetilebilirler. Kısacası, diğer ekollere benzer ve onlardan farklı epey yönleri var. Ancak en temel ve özgün farkı insan yaşamına ontolojik bakması ve ölümlülüğü anlayışın temeline koymasıdır.


Hülya Kandemir Yavuz: Hocam değerleri görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için hem Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi hem de okuyucularımız adına çok teşekkür ederiz.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Psikoloji-Sosyal Psikoloji Yazıları