Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Geçmiş ve Gelecek Üzerine Düşünmek Yanlış mıdır?

Doç. Dr. Muhammet Özdemir yazdı

Kategori: Din Felsefesi - Tarih: 13 Nisan 2023 13:18 - Okunma sayısı: 1.379

Geçmiş ve Gelecek Üzerine Düşünmek Yanlış mıdır?

Geçmiş ve Gelecek Üzerine Düşünmek Yanlış mıdır?

Doç. Dr. Muhammet Özdemir

Günümüzde en sıklıkla başvurulan felsefi ve psikolojik tavsiyeleden bir tanesi, geçmiş ve gelecek üzerine yoğunlaşmak yerine anı yaşamanın doğru olduğudur. Roma döneminde yaşamış Stoiklere dayanan bu düstur isabetli bir çözümleme ve niyete dayanmaktadır. Bu çözümleme veya saptama, geçmişi düşünüp değerlendirirken yaşamın devam ettiğini unutmak yanlışlığıdır. Ayrıca gelecek kaygısı ve kuruntusu da yaşamın bugünde meydana geldiğini göz ardı etmeye yol açabilmektedir. Her iki yanlışlığa dair tespit yerindedir. Bu ikisinden insan bireylerini kurtarma niyeti de isabetlidir. Fakat bazı yaşam koçları başta olmak üzere özellikle de okuryazar insanlar arasında bu saptama ve içerdiği önerinin cümlelerden ibaret olarak kitlelere tekrarlanıp sunulması yanlış ve hatta zararlıdır.

Stoiklerin kastettikleri geçmişi ve geleceği düşünmeksizin yaşamak değildir. Bizzat kendileri başarı öyküleri ve acı deneyimleri nedeniyle bu çıkarımlarda bulunmaktadırlar. Onlar şimdiki zamanın geçmiş ve gelecekten daha merkezde bulunduğunu unutmamak gerektiğini kastetmişlerdi. Bu arada onların genellikle ileri yaşlarda ve artık başarılacak yeni bir şey kalmadığında aforizmalar ürettiklerini de belirtmek gerekmektedir. Charles Sanders Peirce, Stoikler ve Ortaçağ/Yeniçağ hümanistlerinin artistik cümlelerinin (aforizmalarında) çok da ciddiye alınmaması gerektiğini, çünkü onların tek bir ana ait deneyimleri genelleştiren indirgemeci insanlar olduklarını saptamaktadır. Çağdaş aydınların pek çoğunda da en yaygın olan alışkanlık budur. Kendi şimdiki zamanlarına insanları mecbur etmeyi yeğleyerek dünyaya, yaşama ve doğaya dair konuşmaya girişmektedirler. Erich Fromm’dan önce Peirce vaktiyle buna benzer yönelimlere sahip bütün insanları ağır bir biçimde eleştirmişti. Peirce’teki zekânın en çarpıcı yanı muhtemelen tarihteki filozofların her biri için ayrı ayrı geçerli olmak üzere mükemmel seviyede bir empati yapabilecek bir ‘deneyim-algı-öğrenme-düşünce-bilgi’ ilişkilendirmesi sezgisine sahip olmasıydı. Bana göre Protagoras ve Gazâlî’den sonra onun ayarında zekâya sahip bir başka düşünür dünyaya gelmemiş gibidir dense yeridir. Onun her düşüncesi pragmatistlerin yanı sıra postmodernleri, liberalleri, feministleri, analitikçileri, post-kolonyalistleri ve çok-kültürcüleri derinden etkilemiştir. Bununla birlikte muhtemelen bu yaklaşımların teorisyenleri de Peirce’i mükemmelen anlayabilmiş değillerdi. Keşke onu varoluşçular daha fazla devam ettirmiş olsalardı.

Hiç kimse deneyimlerinden başka bir şey değildir. Bunun anlamı her insan bireyinin sadece kendi kişisel deneyimlerinden ibaret olduğudur. Charles Sanders Peirce ve William James’in yazdıklarından anlaşılabildiğine göre gerçek anlamda öğrenmenin tek kaynağı deneyimlerdir. Dolayısıyla herhangi bir hakikatin kişilerin üzerinde olduğu gerçekte kanıtlanamaz. Bu sadece umulabilir. Stoiklere veya mistiklere dayandırılan günü kavramanın önemine dair cümle de bu türden kanıtlanamaz ve sadece doğruluğu umulabilir göreli hakikatlerden bir tanesidir. Michel Foucault’nun belirttiği üzere, söylem, iddia, hüküm, önerme veya cümle yaşamın kendisi değildir. Her insan kendi deneyimine dayanmayan konularda ancak yine kişisel bir gerekçeyle davranabilir. Fakat kendi deneyimlerine dayanmayan herhangi bir cümle kişi için gerekçelendirilebilir, dolayısıyla anlaşılabilir değildir. İnsanlar geçim derdi ve toplumsallaşma gereksinimleri nedeniyle bütün bu doğruları reddederek yaşamaktadırlar. Oysa ilginç bir şekilde İslâm dini ve tasavvufu başta olmak üzere Budizm, Koçfüçyanizm, Kabala, Taoizm ve bütün bir mistik düşünce her insanı kendi yolunu bulmaya davet etmektedir. Antik Yunan’dan başlayarak bunu Batı düşüncesinde sadece sofistler, şüpheciler ve Stoiklerin yapabilmiş olması önemli bir vakıadır. Tarih boyunca insan bireyi genellikle ikincildi. Günümüzde bireyci söylemde de ticaretin bir gelir kaynağı olması dışında insan bireyi ikincil olmaya devam etmektedir. Dünya genelindeki söylemler de her bir bireyin hak ettiği değeri göz ardı etmek bakımından maalesef diğer örnekler gibidir.

Peki, deneyim nedir? O geçmişe ilişkin hafıza ve geleceğe ilişkin tasarılar mıdır? Bence deneyim yaşanmışların tamamı ve hâlihazırdaki gereksinimlerdir. Aceleciliğin bir savunma mekanizması olarak işgördüğü çağdaş zamanlarda aklın gereksinimler nedeniyle öğrenmenin gerçekleştiği geçmiş deneyimlere müracaatta bulunduğu ihmal edilebilmektedir. Günümüzde insanın kendi kadar güvenip inanabileceği başka hiç kimse yoktur. Başka insanlara duyulan güven ve inanç ya isabetli teşhislerin mevcudiyeti dolayısıyla bizzat deneyimlenmiş kişileri göstermektedir, ya da kişiyi baskılayan bazı ‘öznel-dışsal’ koşullara işarette bulunmaktadır. Bu nedenle kişinin deneyimleri üzerine sadece ilgili kişi konuşabilir ve doğru soruları sadece o üretebilir. Başka insanların deneyimlerine yöneltilmek dışında bir şansı olmayan insanlara tavsiye ve yönlendirmelerde bulunulabilir. Fakat bilinçli insanlarda bu tür girişimler verimli bir karşılık doğurmayacaktır.

Göz ardı etmek veya ertelemek bazen işe yarayabilir. Çünkü gerçekten de Epiktetos’un belirttiği üzere her insan gücünün sınırlarının farkında davranmalıdır. Bununla birlikte bu farkındalıkla davranan insanlar genellikle yeni bir öğrenme ve bilgi üretemezler. Yanlışlık veya hata olmaksızın öğrenme neredeyse hiç tatmin edici seviyede gerçekleşememektedir. Bu nedenle belirli bir konforun sağladığı olanaklardan hareketle konuşabilen insanlar özgün ve kalıcı düşünceler üretemezler. Sözgelimi İbn Sînâ sultanlar ve emirler arasında bir mücadele konusu olup da bir süre olumsuz deneyimlere maruz kalmasa kıymetli bilgileri (hususi hikmet) popülerleştirmenin bilgiye ve deneyime saygısızlık olduğunu kavrayamayacaktı. İlginç bir şekilde Gazâlî ve İbn Rüşd de benzer deneyimleri yaşayarak benzer sonuçlara ulaşacaklardır.

Bu analizden çıkan netice; geçmiş üzerine düşünmek ve gelecek üzerine kaygılanmak yanlış değildir. Burada ölçülü davranmak, yöntem ve üslupta gereksinimleri ve çözümleri merkeze almak gerekmektedir. Mükemmel olmaya çalışmak insanın doğasına uygun değildir. Ama bunun anlamı yanlışlıkların doğruluğun ölçütü olabilmesi değildir. Güne yoğunlaşmanın gerekliliğinden söz eden insanlar genellikle mutlu olmayan ve mutluluğun yolunu da bilmeyen insanlardır. Mutluluk haz demek olmadığı gibi bir insanın tek başına mutlu olması da mümkün değildir. Mutluluk, insan bireylerinin çocukluktan yetişkinlik ve yaşlılığa değin çeşitli deneyimlerini başka insanlarla paylaşabilmekten duydukları minnettarlık veya doyum hissiyatıdır. Başkalarıyla paylaşmak demek bizzat deneyimlerin paydaşı olanlarla konuşabilmek demektir. Bu nedenle Amerikan rüyası örneğindeki başarılı insanların mutlu olmaları mümkün değildir. Nitekim bence örneğin Protagoras ve ona benzeyen diğer bazı filozoflar mutlu değillerdi. Çünkü kendi yaşamlarının tek şahidi sadece kendileriydi. Bunlar geçmiş ve gelecek üzerine düşündüklerinde bile sadece yalnız olduklarını anlayabilirlerdi. Bu nedenle geçmiş ve geleceğe saplanıp kalmadılar.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Din Felsefesi Yazıları