Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

Kapitalist Devlette Yoksulluğun Sürdürülebilirliği: Sosyal Politika

MURAT AYDIN

Kategori: Siyaset Bilim - Tarih: 01 Ağustos 2021 11:53 - Okunma sayısı: 285

Kapitalist Devlette Yoksulluğun Sürdürülebilirliği: Sosyal Politika

Kapitalist Devlette Yoksulluğun Sürdürülebilirliği: Sosyal Politika
Feodal üretim ilişkilerinden kapitalist üretim ilişkilerine geçişle artan iktisadî ve sosyal eşitsizlikler, statü kayıpları gibi birçok husus toplumsal yapıyı yeniden şekillendirmiştir. Kendine yeterli, toprağa bağımlı geleneksel taşra üretiminden kentlerde kitlesel şekilde ve kitlelere yönelik yapılan üretime bağlı nüfus hareketliliği demografiyi köklü şekilde dönüşmüştür. Dolayısıyla üretim, üretim ilişkileri, iş bölümü ve işgücünü dışında toplumsal yönleri de etkileyen bu üretimsel dönüşümün en bariz sonucu sınıfsal keskinliğin görünürlüğü, hoşnutsuzluğun barizleşmesi ve yoksulluktaki artıştır.
Kamusal çıkarın bireysel çıkarın maksimizasyonuyla özdeşleştiren, devleti iktisadî sürecin dışında tutan liberal teorisyenler açısından yoksulluk emek faktörüdür. Kapitalizmin kâr hadlerinin istikrarı anlamına gelen ve kökleri geçmişe uzanan yoksulluk modern dönemde kimlik, bireysellik, coğrafya ve tembellik gibi hususlara bağlı olarak düşünülüyor olsa da sorunun temelinde üretim ilişkileri ve dolayısıyla kapitalizm bulunmaktadır. Bu nedenle kapitalizmin toplumsal ilişkilerde açtığı gedikle özgürleşen emeğin ve bu emeğin sermaye ile olan ilişkilerinin artan çelişkilerinin nihai sonuçlarından olan yoksulluğun(en azından kitleselleşmemesi) toplumsal düzeni tehdit etmemesi zaruridir.
Toplumdaki yoksul ve kendisine bakamayanlarla başlayan, kapitalizmin gelişimiyle birlikte özellikle XIX. yüzyılın ikinci yarısında ilk kez Almanya’da kullanılan sosyal politika, genel anlamda minimize edilmiş sınıfsal çatışmaları içeren bir toplumsal düzen tasavvuruyla anılıp-anlaşılırken zamanla insan hakları, demokrasi ve vatandaşlık hakkı gibi bir dizi gelişmeyle de ilişkilendirilmiştir. Kamu yararıyla özdeşleşmiş sosyal politikanın böylesi bir yöneliminin oluşumunda sendikal oluşumlar, kooperatifler ve siyasal oluşumların yanı sıra II. Dünya Savaşı sonrasının refah devletinin de rolü bulunmaktadır. Kapsamdaki dönemsel genişlemeye rağmen temel fonksiyonu kapitalizm ve kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olan toplumsal sorunları hafifletmek olan sosyal politika, devletin himayesinde ve düzenlemeleri çerçevesinde işlev kazanmaktadır.
Yoksulluk karşısında kapitalizmin güvenlik sibobu olan; sosyal ve toplumsal dengenin sürdürülebilirliğini temin eden sosyal politika hukuk düzeni dışında sınıf mücadelesinin yoğunlaştığı bir mecra olan devletin varlığını temin ederken devlet de sosyal politikayı temin etmektedir. Devletin buradaki işlevi verili düzendeki egemen iktidar ilişkilerine bağlı olarak şekillenmektedir. Özeldeki emek-sermaye ilişkisinde hegemonyanın durumuyla siyasal kriz, devlet krizi veya iktisadî kriz neticesinde ortaya çıkan yapısal dönüşümler eşitsiz gelişimi derinleştirebilmektedir. Keza, kapitalist devletin hem köklü yapısal krizler hem de sermaye birikim rejimlerine bağlı fonksiyonlarının değişimi sosyal politikanın genel çerçevesini, araçlarını ve işlevini de belirlemektedir.
Devlet Aygıtı ve Sosyal Politika
Devlete ilişkin birçok yaklaşım olmakla birlikte, devlet olgusunu ve dolayısıyla kapitalist devleti Poulantzas’tan hareketle düşüneceğiz. Devletin toplumsal hayata müdahilliği devletin sınıf veya toplum üstü bir oluşum veya tarafsızlık algısından kaynaklanmaz. Bilakis, devlet, genel kanının aksine sınıf mücadelesinin yoğunlaştığı bir merci olmasından ötürü tüm toplumsal ilişkilerde ve dolayısıyla sınıf mücadelesinin tam içinde bulunması itibariyle müdahildir. Ayrıca göreli özerkliğiyle devlet, sınıf çatışmalarının önlenmesi için yasal düzenlemeler aracılığıyla kapitalist üretim ilişkileri ve bu üretim ilişkilerinin yeniden üretiminde bizatihi önemli bir yer işgal etmektedir.
Sosyal sınıfların çıkar çatışmalarının yoğunlaştığı ve güç ilişkilerinin yansıması olan devlet sosyal politikanın gördüğü işlevin fazlasını kendi bağrında barındıran bir hegemonya aracı olması dolayısıyla sosyal politikanın işlevsel olmasında vazgeçilmezdir. Başka bir ifadeyle sosyal sınıf münasebetlerinin keskinleşmesini önlemek ve belirli bir toplumsal düzen çabası içeren sosyal politikanın varlığı Poulantzas’ın işaret ettiği devlet olgusuyla birlikte düşünüldüğünde yerine getirdiği fonksiyon daha iyi anlaşılacaktır. Bu nedenle egemen sınıflarla egemenlik altındaki sınıflar arasında bir uzlaşıyı temin eden ve toplumsal düzenin asli koruyucusu olması münasebetiyle devlet(kapitalist devlet), geniş anlamda kapitalist iktisadî düzende üretim ilişkilerinin parçasıdır. Dolayısıyla sosyal sınıfların çıkar çatışmalarının yoğunlaştığı ve güç ilişkilerinin yansıması içerisinde göreli özerkliğiyle devlet egemen sınıf veya egemen sınıf fraksiyonlarının çıkarlarını gerçekleştirmesiyle üretim ilişkilerinde emek-sermaye ilişkisinde düzenleyici rol üstlenmektedir. Aksi durumda, yani devletin salt egemen sınıfın çıkarlarını gerçekleştirmenin aracı olarak gören klasik yaklaşımı benimsediğimizde özellikle büyük buhran ve neoliberal döneme geçişte ifade edilen kriz vurgusunda kamu kaynaklarının işlevindeki değişimi açıklamak güçlük çekilebilir. Bu nedenle devlet ve sosyal politika ilişkisini bu perspektiften düşünmek devlet aygıtına tekabül eden siyasal iktidarla sosyal politika arasındaki bağın daha anlaşılır kılacağını belirtebiliriz.
Kapitalist üretim ilişkilerinin yüksek oranlı emek sömürüsünün barizleştiği I. ve II. Dünya Savaşı’nın iktisadî koşullarının geniş kitlelerde yarattığı güvensizlik ve yoksulluk devlet ve sosyal politika ilişkisini görünürleştirmiştir. Her türlü üretim ve iktidar ilişkilerindeki rolüyle devlet, yoksulluğun kendisi ve yoksulluğunun nöbetleşe devrinde üstlendiği fonksiyon yoksulluk sorununun aşılması değil, siyasal veya toplumsal bir krize vesile olunmadığı sürece sürdürmektir. Devlet bu işlevi iktisadî içerik dışında yasal düzenlemelerden hak ve özgürlükleri kapsayan, güvence temin eden bir dizi unsurun oluşturulması ve gözetilmesiyle yerine getirmektedir. Dolayısıyla sosyal politika mahiyeti itibariyle toplumsal eşitsizliklerin giderilmesini değil, bilakis verili düzene tehdit oluşturmayacak şekilde eşitsizlikleri stabilleştiren bir mekanizmadır. Bu nedenle sosyal ve toplumsal yapıya müdahale niteliği kronikleşmediği sürece yoksulluğu muhafaza ederek yeniden üreten ve nesiller arası geçişi mümkünleştiren bu müdahilliğiyle sosyal politika yoksulluk eklentisini sürdürmeye yönelik bir pansuman niteliğindedir.

Yorumlar (0)
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Siyaset Bilim Yazıları
Kamusal Alan

Siyaset Bilim 25 Nisan 2021

Kamusal Alan