Anasayfa Künye Danışman ve Editörler Son Dakika Arşiv FacebookTwitter
Nirvana Sosyal Bilimler Sitesi Güncel Eleştirel Sosyal Bilimler Platformu

İSTİRİDYE VE DENİZ YILDIZLARININ HİKÂYESİ İLE AÇIK SİSTEM ÖZELLİĞİ OLAN OKULLARA PANDEMİ SÜRECİNDE FARKLI BİR BAKIŞ

NAZMİYE HAZAR

Kategori: Eğitim Bilimleri - Tarih: 10 Temmuz 2021 13:01 - Okunma sayısı: 304

İSTİRİDYE VE DENİZ YILDIZLARININ HİKÂYESİ İLE AÇIK SİSTEM ÖZELLİĞİ OLAN OKULLARA PANDEMİ SÜRECİNDE FARKLI BİR BAKIŞ

İSTİRİDYE VE DENİZ YILDIZLARININ HİKÂYESİ İLE AÇIK SİSTEM ÖZELLİĞİ OLAN OKULLARA PANDEMİ SÜRECİNDE FARKLI BİR BAKIŞ

“Her zorluğun sonunda doğan bir ışık vardır. Eğer elleriniz diken yaraları ile kan revan içinde kaldıysa, güle dokunmanıza çok az zaman kalmış demektir”
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin sözlerindeki kadar diken yaraları ile kan revan içinde olmuş ellerin adeta emek kokusuydu birer birer evlerinde binlerce çocuğa öğretme çabası gösteren tüm öğretmenlerin emeği. Elbette bu süreçte tüm ülkelerde canları pahasına toplum sağlığı için canla başla çalışan doktorlarımız, hemşirelerimiz ve büyük devlet görevlilerimizin de emeklerini takdir ederken; bu süreçte vefat eden tüm değerli insanlar fedakârlıkları ile toplumlar için iyi örnekler olarak akıllarda iz bırakan tüm insanalar kim bilir tarihte belki de yeni nesillerce daha farklı değerler de kazanacaktırlar.
Pandemi nedeniyle dünyayı adeta kriz süreci ile farklı varyantları ile etkisi altına alan Corona Virüsü ile ilgili bilim insanları hâlâ daha araştırmalar ve çözüm önerileri ile insanlığa aydınlık olma yolunda çalışmalarını ürütmeye devam etmektedirler. Tüm dünya ülkeleri başta ekonomik sıkıntılarla yüzleşirken; bulaşıcı bir hastalık olan Corona Virüsü ile nasıl baş edilebileceğine ilişkin açık sistemler oldukça olumsuz etkilenmiştirler. Okullar da yapısal olarak dış çevreleri ile etkileşim halinde olma nedenlerinden ötürü açık sistemler olarak nitelendirilirler. Bu bağlamda eğitim süreçleri boyunca belirlediğimiz amaçlara ulaşma çabasında amaç düzeyine uygun gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunun için de eğitimde sistem yaklaşımlarından yararlanarak bilimsel olmanın yanı sıra uygulanabilir çalışmaları baz almak eğitimin niteliğinin yanı sıra değişim sürecine adapte olmayı da kolaylaştırmaktadır. Eğitim sistemlerinde var olan girdi, işlem ( süreç), çıktı (ürün) ve dönüt ( geri bildirim) öğelerine dikkat edilmesi gerekmektedir. Eğitim sistemlerini de bir sistem olarak değerlendirdiğimizde sistemin girdileri kimi zaman açık, kimi zaman yarı açık ve kimi zaman da kapalı sistemler olabilmektedirler. Günümüz çağdaş eğitimin gerekliliklerine en uygun sistem açık sistemler olarak düşünülürse; girdi ve çıktı kısmında var olan insan unsuru eğitimcilerin çok boyutla tehdit ve olumsuzluklara ön hazırlıklı olmalarını da gerekli kılmaktadır. Okul sisteminin devamlılığının sağlanabilmesinde bir sitem rolü üstelenen okullar başarı için varlıklarına değer katan çalışanlarına bir takım ödüllendirmeler yaparak çalışanların motivasyon gücünden de yararlanmaktadırlar. Sistemin içinde var olan insan unsuruna ilişkin çalışanların tümünün o sistem içinde tutulması adına ödül mekanizmalarından yararlanmak adeta bir gerekliliktir. Okullar bir takım ödüllendirmeleri sistemleri içinde barındırma nedenleri ile yeni nesillerin öğretmenlik mesleğini tercih edebilmelerine de olumlu bir yansıtıcı etki gücüne sahiptirler. Dolayısıyla günümüz dünyasında neo-liberal politikaların eğitim sistemlerini özel okullar ve devlet okullarına yansıyan etkileri ile farklı yönlerde de etkilemiştir. Ülkeler ekonomik bütçe hasılatları içinden eğitime ayırdıkları bütçeler ile eğitim faaliyetlerini sürdürmektedirler. Genel anlamda dünyanın pek çok ülkesinde devlet okullarının özel okullardan ekonomik anlamda güçsüz kalması nedeni ile pek çok başarılı öğretmen ve akademisyenin özel okullar veya üniversitelere yönelmesi sorunu da dikkat çekmektedir. Ne yazık ki devlet okullarının sistem ödüllendirme kriterlerinin yetersizliği nedeni ile eğitim hizmetlerinin büyük çoğunluğunu üzerine sıralanan devlet okulları günden güne güç kaybetmektedirler. Bu bağlamda gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de sistem ödüllendirmeleri ve performans yeterlilikleri baz alınarak bireysel ödüllerin çağın gerektirdiği bir ihtiyacı olarak yeniden değerlendirme ve yapılandırmalar yapmasına da gereklilikler vardır. Okullar pek çok büyük şirketlerde olduğu gibi örgüt- çevre ilişkisini doğru anlamlandırmalıdırlar. Bu anlamlandırmanın sağlanabilmesinde eğitim yöneticiliğinin öğretmenlikten ayrı bir meslekmiş gibi değer görülmesi hali kim bilir etkililik ve verimliliklerini olumlu etkileyebilir. Bu ayrımın sağlanabilmesi ile sistem teorisi kavramlarını da doğru adımlarla ilerletme ihtiyacı doyurucu bir hizmete dönüşebilir. Elbette sistem teorisi kavramları ve süreçlerinin bir bütün olarak anlamlandırılmasında bağlılığın yanı sıra katkılarını da dengelemeleri oldukça önemlidir(Bursalıoğlu, 1975). Genel anlamda varlığını yürüttüğü çevreyle karşılıklı etkileşim halinde olan bu okullar “Topluluk Okulu” olarak da adlandırılabilmektedirler ve pandemi sürecinde kurumsal anlamda bu okulların tümü dijital bulut sisteminde “Topluluk Okulları” özelliğini evrensel bir çevre bütünlüğü ile devam ettirme çabasına girmiştirler. Gerek KKTC’de gerekse Türkiye’de Milli Eğitim Yasaları’nın benzer özellikleri içinde okul -çevre ilişkilerine yasal ifadelerle yer vermekte oldukları açık ve nettir. Her iki ülkede de dijital eğitimin örgün eğitim süreci kapsamında nasıl bir yasal yapılaşma ve planlama sürecine tabii olunacağı konusu ile ilgili henüz inovatif çerçeveden yasal adımlarla nasıl kararların alınabileceğini pek çok ülkelerde olduğu bizde de hâlâ tam netleşmemiştir. İlerleyen süreçleri hep birlikte yaşamayı umud ederken; yasal süreçlerin yeni insan modellemesine de ne tür bir etkisi olacağını da bu süreçlerle şekillendirebileceğiz kim bilir? Eğitim sistemimiz ile ilgili Türk araştırmacılar Türk Eğitim Sistemi’nin istenilen kaliteye ulaşması ile ilgili akademisyenler ve araştırmacılar olarak araştırmalarına her geçen gün bir yenisini ekleme çabası içerisindedirler. Corona Virüsü’nün sosyal örgütlere olumsuz etkilerinde araştırmacılar pek çok sorunu çözme amacıyla ilgili araştırmalarını arttırmıştırlar. Bu araştırmaların değeri gün geçtikçe çoğalmaktadır.
Eğitim sistemlerinde bütüncül ve disiplinler arası yaklaşımların değerlerindeki artışın ifade edilmesindeki artışa bağlı olarak öncelikle sistemin ne anlama geldiğini de doğru tanımlamamız gerekmektedir. Birbirine dayalı bir takım unsurlar topluluğu olarak adlandırılan sistem ( Baykal, 1981) birbirini düzenli olarak etkileme ve birbirine dayalı bir takım öğeleri de içinde barındıran bir bütündür. Nitekim örgütsel anlamda çevresinde sistemlerden bir takım girdiler alarak onlara çıktılar vererek hizmet sağlayan birbirine bağımlı bir takım alt sistemleri de içinde barındırdığı gibi bir takım çevre sistemleri ile de sınırlandırılmış olarak bir bütünü ifade etmesi de örgütsel sitem olarak nitelendirilir (Başaran, 1982). Çevrenin değişken olarak nitelendirildiği bu süreçlerde sistem kavramını örgütler ilgili oldukları diğer örgütlerle de etkileşim kurarak sağlamaktadırlar. Bir örgütün var olabilmesi için adeta yaşamsal bir değeri olarak karşımıza girdilerin çıktı olarak sonuç alamaması halinde varlığını yitirme durumu söz konusu olur. Dolayısıyla her örgüt çevresindeki örgütlerin de etkisi ile kendi varlıklarını yürütebilmek adına yeni kararlar üretirken; kendi ürettiği kararlarla varlığını yürütürken birçok farklı örgütü de etkileme özelliğine sahiptir. Bu anlamda pandemi süresince okullar özellikle sağlık sistemi adına kararlar üreten merkezlerin karalılıklarını dikkate alarak eğitim yönetimini bir doktrin içinde yürütmeye çabalamıştırlar. Bununla birlikte pek çok sosyal örgüt insan sağlığını tehlike altına alan Corona Virüsü ile ilgili devletleri temsil eden başta sağlık bakanlıkları olmak üzere devlet yetkililerinin siyasal alt yapılarında var olan mevcut yönetim sistemlerinin almış oldukları kararlarla kendilerine yeni yeni kararlar üreterek var olma mücadelesini hâlâ vermektedirler. Okulların başta öğrencilere hizmet sağlamakla ilgili kapatılma kararı diğer örgütlerden de etkilenme durumları göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde aslında bu değişim kararlarının yenileşme nedeni elbette bir bütünlük içinde uyum söz konusu oldukça sağlanmıştır. Örgü5sel anlamda insan ile etkileşim ve iletişim halinde olan tüm örgütler açık sistemler olarak tasarlanırsa (Argyris, 1964) yönetim süreçlerinin temel basamaklarından biri olan “karar verme” süreci de bir o kadar örgütün varlığını sağlamakla ilgili olumlu etkiye sahiptir. Sistemleri kendi içinde ikiye ayırabiliriz ( Owens, 1981) :
1. AÇIK SİSTEMLER: Açık sitemler çevreleriyle etkileşen sistemlerdir. Açık sistemler çevresel değişimlere karşı hassas yapıda olup; bu değişimlerden etkilenmektedirler. Bu anlamda çevreden aldıkları girdileri çıktı olarak değişime uğratan açık sistemler ( Hodgetts, 1975) değişken özellikleri ile çıktı olarak etkilendikleri durumları aslında ihraç ederek sürekli değişim, gelişim ve büyüme ve ayakta kalmaya açık sistem özelliklerini koruyarak sağlamaktadırlar.
2. KAPALI SİSTEMLER: Kapalı sistemler çevreleri ile etkileşmeyen; kendi kendini besleyebilme özelliği olan, kendine yeten, başka çevrelerle etkileşimde bulunmayan, durağan yapıda olan sitemlerdir ( Cole; 1993). Dolayısıyla kapalı sistemler çevresel değişimler karşı hassas olmayıp(Owens, 1981); kendi içinde uyum içinde işlevlerini yürütürken; açık sitemler çevreye uyum sağlamak zorundadırlar. Nitekim açık sistemler çevreyle uyum sürecinde kimi zaman pazarlamaya kimi zaman da araştırma ve geliştirmeye de dikkat ederler (Cole, 1993).
Açık sistemlere ilişkin sistemin insan girdisi elde edildikten onları o sitem içinde tutabilecek ödül mekanizmalarını da doğru seçebilmek gerekmektedir. Günümüz Türkiye’sinde ve KKTC’sinde öğretmenlik hâlâ tercih edilen bir meslek olabiliyorsa burada sistem mekanizmalarının doğru seçilmesine bağlı ödüllendirilen öğretmen tutumlarının etki gücü de önemle dikkat çekicidir. Özel okulların nitelik kazanması devlet okullarının sistemsel anlamda varlıkları için bir tehdit unsuru ise; devlet okullarının da kalite ve niteliklerini yenileme ve değiştirmeye olan ihtiyacı onların varlıkları için de çok önemlidir.
Pandemi nedeni ile kapatılan okul binalarında elektrik, su, öğrenci ve öğretmenlerin yol masrafları, üniforma ve kıyafet ihtiyaçlarının yanı sıra okul binasına gelip gittikleri zamanlarda da tasarrufa gidilmiştir. Başlangıçta pek çok öğretmenin uzaktan eğitimi nasıl sürdüreceğine ilişkin endişe ve korkuları olsa da öğretmenlerin mesleki gelişimlerinden sorumlu bakanlık birimleri bu hizmetleri gerçekleştirdikçe dijital okur- yazarlık, medya okur- yazarlığı, teknoloji eğitimi ve öğretimini amaçları kapsamında verimli kullanma yolunda hâlâ daha çaba sarf etmektedirler. 2020’den bugüne baktığımızda eğitim işlerinden sorumlu bakanlıklar toplumda güven duygusuna ilişkin tutumlar sağlamakla ilgili, değişime uyum sağlama sürecinde zaman yönetimi, çatışma çözme becerileri ve krizlerle kaoslara fırsat vermeyecek biçimde kontrol çabası içinde çalışılmıştır. Sosyal medyada var olan algı operasyonlarına yönelik en büyük mücadeleyi mesleki aidiyet benliği yüksek olan öğretmenler elbette daha yoğun hissetmiştirler. Eğitim ve öğretim faaliyetlerini sağlamakla görevli öğretmenler ve okul yöneticileri işbirliğinin aile ve öğrenci eğitimleri herhangi bir yasal mevzuat baskısı olmadan okul liderlerinin öncülüğünde sağlanmaya çalışırken adeta tüm eğitimciler akrobatlar gibiydi. Eğitimciler ders öğretimlerinde teknolojiye entegre olmakla birlikte sınıf yönetimine ilişkin öğretim yöntem ve tekniklerini de dâhil olacak biçimde birçok yaratıcı keşifler de edinmiştirler. Öğretmenlik mesleğinde oldukça tecrübeli olan öğretmenin hizmet içi eğitimlerde mikrofonunu açık unuttuğu anlar, kamerasının açık olduğunun farkında olmayan öğretmenlerin şaşkınlık durumları, klavye üzerinden yazı yazmaya çabalarken telefonlarda alfabe sorunlarından farklı anlamlarda kelime türeten parmaklar ve tüm bunlara rağmen özür dileme gereği aramayan anlayışlı pek çok eğitimciyi de anımsar gibiyiz değil mi? Hatta öğrencilerin “Zoom” programı aracılığı ile canlı ders yaptıkları anlarda pijamalarıyla henüz uykudan uyanamamaktan ötürü mayhoş bakan gözleri, öğretmenlerin öğrencilerin rutin uyku düzenlerinin bozulduğunu hissetmediklerindeki saygı ve empati ile onlara rehberlik yapmalarını anımsıyoruz değil mi? Çalışan anne- babaların çocuklarına bakacak biri olmaması nedeniyle çocuklarına birer telefon ve hat alarak onlar ev içerisinde yalnızken iş yerlerinden çocuklarını kontrol etmeye çabalamalarındaki problem çözme çabalarında pek çok riske maruz kalan binlerce hatta milyonlarca dünya çocuğunun çocuk haklarına ilişkin haklarının durumunu değerlendirelim lütfen! Peki ya; tek kardeş olan çocukların sanal iletişim kanalları ile ekranda görebildiği arkadaşları ve duyduğu seslere razı kalacak kadar uzun bir süredir insansızlık açlığı ve yalnızlıklarının ruhsal boyutu neydi? Pek çok işletmenin kapanması nedeniyle işsiz kalan ebeveynlerin çocuklarının geleceklerini planlamaya yönelik yaşamış oldukları stres ve kaygı düzeyinin artış oranın çocuklarını da olumsuz etkilediğini elbette tahmin edebiliyoruz. Hapishanede bir suçlunun mahkûm edilmesi sonucunda suçlu olması sonucunda ceza evine gönderilmesinden daha acı olmasa da insan yaşamında başta özgürlük alanlarında büyük bir daralma meydana geldiğini pandemi nedeniyle hissedebiliyoruz. Pek çok işyeri evlere taşınırken; çalışma disiplinlerinde de değişimlere dirençler azaldı aslında. Rutin yaşamında çocuğu ile ilgilenebilecek bir ortamı olmayan kadınlar için; ev ofisi ortamlarının pek de rahat geçtiğini belirtmemeliyiz değil mi? Ev yükünün artması nedeniyle özellikle çalışan annelerin depresyon süreçlerini hâlâ daha atlatamadığını hepimiz bilmekteyiz. Bu süreçte sosyal medya ve sanal yaşamın internet bağımlılığına neden olmasıyla birlikte asabiyet, hırçınlık ve sinirlilik gibi durumların eşlerin ilişkililerini olumsuz etkilemesi de bir başka yansıma aslında. Pandemi döneminde boşanmış anne- baba çocuklarının akademik başarılarının düşmesine ilişkin belki de özel eğitimdeki kadar hassas davranmalıydık? Ne dersiniz?
İşitsel ve görsel öğrenme uyarıcıları ile desenlenmiş olan online eğitim yöntemlerinin yaparak- yaşayarak öğrenme sürecinde aynı anda farklı ortamlarda olan öğretmen ve öğrenciler açısından bir bilgiyi bilmenin deneyimleme ve yaşama katabilme açısından yetersizliğini okulların açıldığı dönemde daha da bir yoğun hissedeceğiz kim bilir? Özellikle ilköğretim çağındaki çocukların okuma- yazma becerilerine ilişkin pedagojik formasyonu olmayan ebeveynlerin desteği ile öğretmenle uzaktan da olsa işbirliği yapma çabası azımsanamayacak kadar emek içerse de okullar açıldığında aynı yaş grubunda olan çocukların akademik düzeylerinde uçuk farklılıkların olabileceği endişesi hemen hemen tüm öğretmenler için korkutucu bir unsur. Bu bağlamda Türk Eğitim Sistemi ile ilgili yapısal ve işlevsel anlamda değişmeler olabileceğini tahmin edebilmeliyiz. Bütüncül eğitim yaklaşımları belki de gerçek anlamda değer bulabilir bir seviyeye ulaştırılabilir bu sorunlar sayesinde. İlköğretim birinci sınıf düzeyini tamamlayıp ikinci sınıf düzeyine geçebilir seviyede beceri kazandığı düşünülen pek çok çocuğun ince kas becerilerinde yeterli güce sahip olamaması sadece öğretmenleri değil; öğrenci ve ailesini de zorlayacak bir yeni dönemin habercisi olabilir. Bu nedenle okullar açılmadan bir takım önlem ve tedbirlerin merkezi ölçme- değerlendirme kriterleri ile bir standart baz alınarak yapılmasında da çağdaş ölçme- değerlendirme çeşitlemeleri ile yapılması da bir ihtiyaç gibi değerlendirilebilir.
Öğrencilerin başarı durumlarını ölçmek amacıyla yapılan değerlendirme sınavlarının sanal ortamda eğitimde kaliteye ulaşmak adına ne kadar faydalı olup olmadığı da akıllarda bir takım soru ve sorunları dile getirse de hâlâ daha bitmeyen bulaşıcı bir hastalıkla mücadele ederek yeni yeni stratejik planların geliştirilmesi açık sistemler için kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Okullar belki de pek çok açık sistemden daha da farklı değerleri ile her toplumda diğer açık sistemlere de örnek olabilecek merkezler olabilmelidir kim bilir?
Değerli okuyucular! 2020-2021 öğretim yılını tamamlamış olsak da öğrencilerimizin teknoloji ve sosyal yaşama ilişkin farkındalık düzeylerinde bilinçlenme ve bilgi düzeylerinin yükseldiğini göz ardı etmemeliyiz. Ancak bu öğrencilerin bir takım bilgileri biliyor olmaları bu bilgilerin gerçek anlamda gelişimsel beceri kazanımlarının aşamaları açısından doğru öğrenebildiklerini sanıyorum pek çoğumuz kabul edemeyeceğiz. Özellikle ilköğretim kademesinde mantıksal- matematiksel zekâ becerilerin yönelik pek çok materyali geliştiren öğretmenlerin uğraş ve çabasına karşılık anne ve babaların pedagojik beceri durumlarının yetersizliği çocuklarına yetememe sorunu ile yüzleşen anne ve babalar için adeta bir Çin işkencesi gibi tanımlanabilir kim bilir. Annelerin çocuklarına ekran arkasında öğretmenlerin sorduğu soruların cevaplarını kendileri bile bilemedikleri anlarda Google erişim kanalarında arama yaparak cevabı çocuklarına söylemeleri şimdi gözlerimizde canlandığında belki komik görünse de bilgi toplumu niteliklerinde çok şey bilmenin değil; doğru bilgiye erişme amacı ile alternatif çözümleri bulan yeni dünyanın gelişen özelliklerine uyum sağlayabilen insan modelini yetiştirmeye bir olanak sundu kim bilir? Eğitimin ölçme- değerlendirme boyutunda bu sorunların olduğunu bile bile ne yazık ki pek çok öğrencinin üst sınıfa geçiş yaptığını hepimiz bilmekteyiz. Okulların okullaşma nitelikleri, örgün eğitim programlarının yeniden yapılandırılması ve tabi ki online eğitim öncesinde de savunulan bireysel eğimin önemine ilişkin bireyin temelde asıl var olan ihtiyaçların göz önünde bulundurularak ders programlarının yapılandırılması zamanla karşımıza çıkacak eğitim reformlarının başlangıç kısmı olarak tarihe kaydedilecektir kim bilir?
Pandemi döneminde okulların işlevsel anlamda işlerini yürüten okul yöneticileri ve öğretmenleri istiridyenin yaşamı gibi mücadele ettiler aslında. Peki, neden istiridye gibi mücadele etmek durumunda kaldı okullar? Elbette bu hikâyeyi de hatırlamakta fayda var: Bazı rivayetlerde bir incinin hikâyesi olarak anlatılan istiridye hikâyesinde istiridye okullar olurken; elbette inciler de öğrenciler olmaktadır. İnsanoğlu yaşamda kendisi ile birlikte var olan doğal olaylar, olağanüstü olaylar, tarih, kültür, varlıklar, inançlara hep bir anlam yükleyerek kendilerini geliştirme ve değiştirme çabalarına gözlem ve hikâyelerle nesilden nesle aktarımlar yaparak kendi varlıklarına değer katmıştır. Nitekim bir inci tanesinin hikâyesi kim bilir inci takıları takan bir kadına ışıltı saçarken; o incinin ne çabalarla güzellik bulduğunu değer bildirmek adına eğitimciler olarak bazı değerleri doğru kodlarla anlatmalıyız kim bilir? Sonbaharda kurumuş yağmur damlalarının toprağa değmesiyle içimize derin derin toprak kokusu çekerken; insanın varlığının bittiği yaşamın toprak olmasıyla başka canlılara hayat veren bir değer olduğunu elbette pandemi döneminde dünyamızda sayısız değerli insanın erken yaşta bir virüs nedeniyle ölümlerini başta sosyal medya kanalları ile takip ederken hüzünle daha anlamlı hissediyoruz değil mi?
İstiridyenin Hikâyesi
Bir zamanlar okyanusun derinlerinde yaşayan bir istiridye varmış. Bu istiridye okyanusun sularının üzerinden akıp geçmesi için kabuğunu açarmış. O su istiridyenin içinden geçerken solungaçları da yiyecek toplayarak o yiyecekleri midesine gönderiverirmiş. Yine böyle bir günde tam bu anda istiridyeye yakın bir balık bir kuyruk darbesi ile kum ve fırtına yaratmış. İstiridye aslında o kumdan pek hoşnut olmazmış. Nitekim o kum öylesine pürüzlüymüş ki; eğer istiridyenin içine girerse istiridyenin canını acıtacağı için istiridye kabuğunu o anda kapatması gerektiğini bilirmiş. Fakat o kadar hızlıca gelişen bir durummuş ki; istiridye kabuğunu kapattığında o kum tanesi istiridyenin içine girmiştir bile. Kum tanesi istiridyenin içine girince iç derisi ile kabuğunun arasına yerleşivermiş elbet. Kum tanesi onu rahatsız ettikçe kabuğunun üstünü kaplayan salgı hücresini hemen çalıştıran istiridye o minik pürüzlü kum tanesinin üstünü kaplamaya başlar. Bu süreç elbette hemen biten bir süreç değildir. İstiridye düzgün, pürüzsüz parlayan bir örtü oluşturana kadar bunu yaparmış. Yaşamı boyunca yıllar yılı aynı durumu o minik kum taneciğinin üstüne nice kum taneleri eklene eklene bu rahatsızlığını, acısını gidermek için o salgıyı salgılayarak her kum tanesini pürüzsüz bir parıltıya dönüştürme çabasıyla insanoğlunun adeta gözlerini kamaştıran bir inci haline dönüştürürmüş.
Nitekim okullar açık sistemler olma özelliği ile bir istiridye gibidirler ve okullar bu süreçte karşılaştıkları güçlüklerden rahatsız olsalar da tarih boyunca bir istiridye gibi yaşamlarına asıl anlam katan öğrencilerinin inci taneleri olabilmeleri için pek çok dış faktörlerin olumsuz etkileri ile mücadele etmektedirler. Dolayısıyla kıssadan hisseye diyecek olduğumuzda pandemi döneminde toplumumuzda var olan problemleri eğitim aracılığı ile iyi insan olma yolunda emek veren okullar pandemi dönemindeki olumsuzluklara rağmen okulları bir buluta dönüştürerek sanal sınıflar, sanal okullarla amaçlarını gerçekleştirebilmek adına gelişme ve fırsatları doğru değerlendirmek adına çok çaba sarf etmiştirler. Eğitim ve öğretim faaliyetlerini tehdit eden unsurlar diye adlandırdığımız kum taneleri eğitim ve öğretim faaliyetlerini tehdit eden unsurlar olarak pandemi döneminde bir o kadar daha artış göstermiştir. Bu bağlamda kimi zaman kum taneleri öğrenci velilerinin maddi imkânsızlıkları, kimi zaman öğrenme- öğretme güçlükleri, kimi zaman öğretimde doğru yöntem ve teknikleri bulabilme çabası, kimi zaman iletişim güçlükleri, kimi zaman teknolojik alt yapı eksiklikleri, kimi zaman zamanı yönetme çabasındaki sorunlar, kimi zaman tüm çabalara rağmen olumsuz eleştirilere maruz kalma ve daha nice öğretim sürecini olumsuz etkileyen kum taneleri olabiliyorlar. Kum tanelerini saymakla bitiremeyiz elbette. Ancak öğretmenler geleneksel anlamda okullar aracılığı ile eğitimde var olan inci tanelerini ürün olarak çıkartma çabası pandemide değişime uğramıştır. Okulların kapatılması nedeniyle pandemi döneminde teknolojiyi fırsata çeviren eğitimciler dijital eğitim aracılığıyla sanal okullar sayesinde öğrencilerine pek çok değer kazandırmıştırlar.
Peki, bunca olumsuzlukla mücadele eden istiridye hikâyesi misali okullar paha biçilmez servetleri ne umutla üretebiliyordu acaba? Elbette öğretmenin eğitimdeki çabası denizyıldızı hikâyesi gibiydi. İstiridye hikâyesindeki zorluklarla mücadelenin gücü öğretmenliğin fıtratındaki fedakârlık ve umutla var olabiliyordu kim bilir? İnsan zihni yaşama ilişkin bir takım olgu ya da değerleri farklı düşünceler ve fikirler ile metafora dönüştürdükçe yaratıcılık ve düşünce becerilerindeki gelişmeler 21.yy. insan becerilerine de uyumla ilgili önemli bir değer kazanmaktadır. Öğretim yöntem ve tekniklerinde benzeşimlerle, metaforlarla, öğrencilerine anlatım yapan öğretmenler öğrencilerini seçtikleri semboller ve kodlamalarla etkileyebilmektedirler. Bu duruma ilişkin öğrencilerin bir olgu ya da durumla ilgili benzeşim yapmasına fırsat sunan öğretmenler de öğrencilerin algılarını daha kolay anlayabilir nitelikte bir öğretmen modeli olarak eğitimde değer kazanır. Eğitimde benzetim ( simülasyon) ve metafor (anoloji) yöntemleri insanın kendi özüne dokunması nedeniyle eğitim ve öğretimde motive edici özelliğinin yanı sıra öğrencilerde analiz ve sentez becerilerini de geliştirici bir etki gücüne sahiptir. Bu nedenle hayata ilişkin az önce hikâyesi anlatılan istiridye ya da inci hikâyesinin güç kaynağı olan denizyıldızları hikâyesini de her öğretmenin umudunu yitirmemesi adına bilmesinde fayda vardır.
Okulların açık bir sistem olmasını ele alırken; insanı da bir sisteme benzetecek olduğumuzda kim bilir insan varlık olarak en açık sistem özelliği olan bir işletme gibidir. İnsan çevresinde yaşanan olaylar, olgular, durumlar ve yaşadıkça deneyimlediği ya da tanık olduğu her duruma ilişkin kendini değiştirme ihtiyacı hisseden düşünen bir varlıktır. İnsanın diğer canlı varlıklardan onu ayıran en temel özelliği aklı değil midir? İşte öğretmenin zeki olanının topluma faydası eğitimdeki yakın hedefler için kaçınılmaz bir ihtiyaç olsa da zekâ ve akıl kavramlarını doğru anlamlandırmak belki de aşağıdaki öğretmen ruhundaki umudun hikâyesinde saklıdır.
Deniz Yıldızlarının Hikâyesi
Aydınlığı ile bilinen bir bilge yazılarını yazmak amacıyla okyanus sahiline gider ve sahil kenarında yürüyüş yaptıktan sonra kulübesinde çalışmaya koyulurmuş. Günlerden bir gün bu yine sahilde yürüyüş yaptığı bir esnada plaja doğru başını çevirdiği anda orada dans eder gibi hareket eden bir insan görmüş ve merakla dikkatini çeken bu duruma tebessüm ederek ona yetişmek amacıyla adımlarını hızlandırmış. Bir taraftan gözleri ile odaklandığı insana bakarken yaklaştıkça aslında dans eden biri diye sandığı insanın genç bir adam olduğunu fark etmiş. Bu genç adam, sahilde birkaç adım koştuktan sonra yere eğilip yerden bir şeyler alıyor ve hafifçe o aldığı şeyleri okyanusa doğru atıyormuş. Bunu sürekli tekrar ederken farkında olmadan genç adama gittikçe yaklaşmış ve ona “ Günaydın! Ne yapıyorsun böyle?” diye genç adama seslenerek merak ettiği duruma ilişkin de sorusunu soramadan edememiş. Genç adam tam o sırada yere eğilirken; başını kaldırmış ve ona “ Okyanusa denizyıldızı atıyorum.” Demiş. Demiş demesine ama bilge pek bu cevaptan tatmin olmamış. Bu kez genç adama “ sanırım şöyle sormalıydım” demiş ve “Denizyıldızlarını neden okyanusa atıyorsun ki?” diye sorunca genç adam Bilgeye güneşi göstererek “ Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor. Eğer onları suya atmazsam ölecekler. ”der. Bu kez Bilge dayanamaz ve delikanlıya “ "Ama delikanlı görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağı denizyıldızıyla dolu. Hiçbir şey fark etmez !"
Genç adam kibarca bilgeyi dinlerken, bir kez daha eğilerek yerden bir denizyıldızı daha alıp ve dalgalanan denize doğru fırlatmış ve bilgeye
"Bunun için fark etti." Demiş.
Elbette bu cevap bilgeyi şaşırtırken sessizce kulübesinin başına geçmek üzere geri dönmüş. Gün boyunca bir şeyler yazmaya çabalasa da genç adamın görüntüsü ve söyledikleri aklından çıkmamış. En sonunda akşama doğru düşünmüş, düşünmüş, düşünmüş ve fark etmiş ki, aslında bilge o gencin davranışının özünü kavrayamamış. Bilge o gencin denizyıldızlarını sahil kenarından toplayıp okyanusa fırlatma çabasının aslında evrende yaşarken yaşamda gözlemci olmak veya olup biteni gözlemek özelliği değil de, evrende yaşamın değer kazanması ile ilgili bir oyuncu olmak hatta fark yaratmayı seçmek olduğunu anlamış ve utanmış. O gece sıkıntı içinde yatmış. Sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini bilerek uyanmış. Yataktan kalkmış, giyinmiş, sahile inmiş ve o genci bulmuş. Ve bütün sabahı onunla okyanusa denizyıldızı atarak geçirmiş.
Yukarıda anlatılan denizyıldızlarının hikâyesinde eğitimde bir öğretmenin öğrencileri denizyıldızları olurken; onların hayatta yaşam bulabilmesi için fark yaratan kişilik özellikleri var oldukça eğitimde umut ve başarıya ulaşmak sağlanabilir. Dolayısıyla zekâ ile akıl arasındaki farkları düşündüğümüzde bile bilge zekâsı ile bir takım şeyleri oldukça zeki olsa da insan aklının etik boyutunun değerinin üstünlüğünü dünyaya zeki insanlar olarak gelip insanlığa bıraktıkları zararlı izlerle bilinen insan kalabilen öğretmenleri anımsamak kâfidir kim bilir?
Her insan yaşamında bir denizyıldızı olabileceği gibi az önce okuduğunuz hikâyedeki gibi bir bilge ya da denizyıldızlarının yaşam bulması için hiç üşenmeden kumsalda denizyıldızlarını toplayan genç adam olabilir. Atatürk Öğretmen Akademisi’nin öğretmen ihtiyacına bağlı olarak düzenlemekte olduğu sınavlar geliverdi aklıma. 2003 yılında bu sınavlara katıldığımda mülakata girmek için aranmıştım ve mülakatta o dönemki ülke şartlarındaki siyasi baskınlık nedeni ile elenmiştim. Bu sebeple üniversite hayatım aslında ilk mühendislik fakültesinde eğitim görmeye başlayarak deneyimlemiştim. Bu sürçlerde sağlık sorunları yaşayan babamın güçsüzlüğü geleceğime ilişkin bir kız çocuğu olarak benim okumama olumsuz etki etmekte idi. Nitekim bu süreçler içinde ben denizyıldızı olurken; ülkemizde pek çok ihtiyaçlı öğrencinin eğitimine ilişkin burs imkânı sunan Kıbrıs Türk Eğitim Vakfı Başkanı Mustafa Özgü sayesinde burs alma hakkı kazanmıştım. Ardından babamın sağlık sorunları devam ederken ertesi yıl Atatürk Öğretmen Akademisi’nin sınav haberlerini görünce o sınavlara yeniden girmek için Öğretmen Akademisi binasına gittim. O gün orada bir önceki yıl yazılı sınavda benim altımda olan kişilerin o okulda öğrenim gördüklerine dair sınıf listelerinde adlarını gördüm ve Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’na şikâyet amacıyla gittiğimde beni o dönemki Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Müsteşarı Erdoğan Sorakın’a yönlendirdiler. Odasına girip sorunları anlatırken; yasal haklarımın olamamasına ilişkin açıklamalar yaparken; beni 20 Temmuz Fen Lisesi’nde güzel izlerle anımsayan o babacan öğretmen kimliği ile “ Bak kızım! Benim kızım da o sınavlara girecek ve ben senin kazanmanı kendi kızımdan daha çok istiyorum. Çünkü sen çok sosyal ve çok girişken bir kızsın. Bizim senin karakterinde öğretmenlere ihtiyacımız var. Fakat itiraz ettiğin duruma ilişkin yasal anlamda zaman aşımına uğradığı için biz hiçbir şey yapamayız. Lütfen o sınavlara gir. Ben kendi kızımdan çok senin kazanmanı isterim” deyişi aklımdan hiç çıkmıyor. Bu olayın sonrasında ülkede değişen siyaset yapısı nedeniyle benimle birlikte kazanan tüm arkadaşlarım mülakatta herhangi bir kimse elenmeden Atatürk Öğretmen Akademisi’nde eğitim ve öğrenim görme hakkına erişmiştik. Enteresan olan şu ki; gerçekten eğitim müsteşarının kızı o sınavlarda alınacak sayı sıralamasında yer almamıştı. Bu hikâyenin beni olumlu yönde şaşırtan etkisi ise yıllar geçtikçe oturduğu makamı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayan, toplum çıkarlarını ve asıl ülke geleceğini düşünen devlet büyüklerimizin olabilmesinden ötürü hep umut duydum. Kısaca; gerçekten o adamın eğitim müsteşarı olma hakkında etik ve liyakat duruşuna olan inancım hayatım boyunca aklımdan hiç silinmedi. Dönemin Milli Eğitim Müsteşarı’nın kızı bizim girdiğimiz sınavda sıralamaya giremedi belki ama; bugün öyle bir babanın çocuğu olarak ülkemizde öğretmen yetiştirme ve geliştirme hizmeti sağlayan bir üniversitede başarılı bir akademisyen öğretmen olarak pek çok öğrenciye hizmet etmekte.
Öğretmen adaylarının seçimi ya da okul yöneticilerinin seçimi asla ve asla siyasal güç iradesine teslim edilecek bir olgu değildir. Öğretmenler ve eğitim yöneticileri bir ülkenin geleceğini insan yetiştirme yönüyle inşa eden mühendislerdir. Devletler bu hassasiyeti hiçbir siyasi partinin gücüne esir bırakmamalıdır. Aksi takdirde o ülkeye gerçek fayda sağlayacak insanların ziyan edilmesi başta beyin göçü sorunu ile toplumun gelecek nesillerine de olumsuz yansıyacaktır. Dolayısıyla bu tür durumlar yıllar sonra belki de farklı anlamlarda yüzleşmeleri de ifade ettirecek acıların iz birikintisi olabilirler.
Öyle ya; yıllar sonra bir araştırma yapmak amacıyla önceden Kültür Dairesi Müdürü ile görüşmek amacıyla aldığım gereği bir sabah Kültür Dairesi’ne gitmiştim. O gün randevu saatimden biraz erken geldiğim için bahçede Bir iki dakika vakit geçirerek evrak ve dosyalarımı toparlamak için bir bank gördüm ve oraya doğru yöneldim. O anda masanın karşı kısmında saçları aklaşmış bir adam oturuyordu. Kendisine “Günaydın” dedikten sonra çantamdaki eşyaları toparlamak amacıyla ben de hemen o bey efendinin karşısına oturdum. Karşımdaki kişinin kim olduğunu bilmeden selam verirken; bir anda bu kişinin Mustafa Özgü olduğunu anladım ve çok farklı bir duygu birikti içimde. Bir anda sohbet etmeye başladık ve sohbet içinde “Hocam ben kimim biliyor musunuz?” diye sordum. Adam öğretmen olduğumu anlamış bir tavırla şaşkınlıkla yüzüme baktı ve tebessümle beni çıkaramazken; kendisine “Ben yıllar önce eğitim vakfı bursu bağladığınız bir çocuktum. Ben o burs sayesinde öğretmen oldum biliyor musunuz? ” dedim. Mustafa Özgü onur duyarak gururla “Ne mutlu bize ki; gerçekten hak eden bir çocuğa o bursu bağlamışız” dedi.
Aradan yıllar geçti ve asla o dönemin eğitim müsteşarının gelecek kurmak derdiyle ilgili kendi kendine çaba harcayan bir çocuğa umut oluşunu unutmadığım gibi hiç görmediğim bir eğitim vakfı başkanının hayatıma dokunuşunu asla unutmadım. Bir öğretmen denizyıldızı olarak yaşamda yaşam bulurken; sanırım asla denizyıldızlarını hiçe sayan bir düşünce ile öğretmenlik yapamaz değil mi? Nitekim bahsedilen her iki insan da öğretmenlik fıtratının en gerekli özelliği ile kim bilir yarınlara umut olacak bir çocuğun öğretmen olmasıyla bu ülkeye hizmet vermesiyle ilgili bir kelebek etkisi kadar anlamlı bir döngü yaratmıştılar.
Değerli okuyucular! Az önce sizlere örnek verdiğim her iki kişi de meslek geçmişinde öğretmenlik nitelikleri ile ilgili denizyıldızlarını yani öğrencilerini hiçe saymayan karakterli ve düzgün öğretmenler olduğunu edindikleri üst makamlarda da hissettiren değerler olduğunu belirtmekte fayda var. Dünyadaki tüm insanların ölüm korkusunu tattığı koca bir yılı atlattık derken Corona Virüsü ile ilgili yeni varyantların oluşumu bu korku ve tehditleri defalarca insanlığın ucuz bir virüsün en pahalı bedelleri ile yaşam tehdidine neden olduğu günleri hâlâ atlatamamış durumdayız. Buna rağmen eğitimde öğretmenlerin öğretmenlik fıtratında olması gereken asıl değerlerle değer görebilmesi sadece Türk toplumu için değil dünyadaki tüm ülkelerin insan yetiştirme görevini üstlenen bu kutsal mesleği üstün kılan değerlerini ödüllendirmesi ile bir değer kazanabilir. Bu anlamda dünyada mesleklerin değişime uğradığını kabul ederken; öğretmenliğin varlığını devam ettirme nedeninde açık bir sistem özelliği olan okulların çağa uygun mükâfatlandırılması ile canlı kalabileceğini de belirtmek durumundayız. Öğretmenliğin özünde var olan fedakârlık ve metanet ruhunun toplum ruh sağlığı ve öznel iyi oluş hallerine olumlu etki sağladığını görmezden gelemeyiz. Öğretmenlerin yapmış oldukları mesleki işlevlerindeki gelişimlere ilişkin niteliksel anlamda teknolojiye entegre olma süreçleri dünyada yeni akımları da beraberinde getirebileceğini biçimlenmesinde her ülkenin nesilleri adına oldukça değer bulacak bir başarı aslında. Pandemi döneminde kurumsal işbirliği ve örgüt kültürleri varlıklarının devamlılığı için yasal kararlar, yönetmelikler ve bir takım genelgelerle birlik ve bütünlüğü sağlamaya çabalasa da Türk eğitim sisteminde merkeziyetçi yönetim anlayışının da zedelendiğini hepimiz deneyimlerle tecrübe edinmiş olmaktayız. Öğretmenler gerek kendi yetersizliklerinin ne olduğuna ilişkin kendileri ile yüzleşirlerken kendilerinde var olan eksikliklerin giderilmesi için göstermiş oldukları çabalarında gerek kurumlarına bu çabayı hissettirme halleri ile gerekse öğrenci ve velilerine ulaşabilme boyutunda büyük emek harcamıştırlar. Eğitimcilerin insan kaynakları, iletişim, etkileşim, liderlik ve fonksiyonel düşünce gücünün girişimcilikle beslendiğini yalnız kaldıkları ev ortamlarında deneme- yanılma ya da akıl ve fikir üretmede öngörülerle sağlamaya çabalamış olsalar bile farkında olmadan bir arabanın tekerleğinde patlak olan tekerlekleri bile yani öğretmenlik becerileri yetersiz olanları bile varılacak noktaya ulaştırmayı başarmıştır. Bu anlamda öğretmen seçme ve öğretmen yetiştirme ile ilgili nitelik arayışlarında kişilik ve karakter özelliklerinde denizyıldızlarına hayat verebilecek insan özelliği olan değerleri bu mesleklere seçmek kim bilir eğitimde başarıyı sağlamak adına en temel karar olacaktır.
Pandemi sürecinde okullarda en büyük tehdit olan akran zorbalığına ilişkin öğrenciler okulların kapanmasından ötürü bu tehditten kurtulmuş gibi görünseler de; pandemi sürecinde çocuklarımızı tehdit eden daha farklı sorunların farkına da varmış bulunmaktayız. İnsanlar sosyal yaşamda kısıtlamalar yaşadıkça sanal zorbalıklara maruz kalırken bu yönde gerek ruhsal anlamda gerekse yasal anlamda sorunlarla da yüz yüze gelmektedir. Teknolojinin bir getirisi olarak internet erişim ağları aracılığı ile yeni dünyadaki sorunların neler olduklarını en yoğun psikologlaralar, psikiyatristler ya da öğrenci- öğretmen danışman ve rehberlerle yapmış oldukları sohbetlerde dile getirdikçe ortaya çıkaracaktır. Nitekim bu bulgular yeni okullaşma yapılarının yanı sıra tüm kamu –tüzel kişilerin iş yerlerinde İKY birimlerinin bir ihtiyaç olduğunu daha da yoğun hissettik kim bilir? Başarılı öğretmenlerin pandemi döneminde performanslarındaki artış okul yönetimleri ya da örgüt içindeki diğer çalışanların baskısına maruz kalmama durumuna bağlı olarak daha çok gayret sarf ederek harikalar yaratabildiklerini gördük. Sanal resim sergileri, sanal ortamda hazırlanmış klipler, sanal fotoğrafların bir araya gelmesiyle oluşturulan sınıf bileşenleri, port folyo dosyaları yani ürün dosyalarının bir anlamda ilerleyen zamanlarda eğitimde iyi örnek hatıraları olarak öğretmen motivasyonunda kullanılacak materyaller olacaktır elbette.
Okulların kapanmasına ilişkin sosyal ve toplumsal duyarlılığı oldukça yüksek olan öğretmenlerin öğrencilerine yönelik karne ya da diploma takdiminde geleneksel hediye takdimi ya da veda yemeği dışında yaz tatillerinde eğitimden kopmamaları adına soru kitapları hediye etmek yerine; öğrencilere yaz tatillerinde ev ortamlarında aileleri ile birlikte etkileşim ve etkinlikler gerçekleştirmelerine fırsat sunacak kitap okuma becerilerine ilişkin yönlendirmeler yapabilmelidirler Bu tür tutumlar bir takım yönergelerin olduğu amaçlar sunuldukça öğrencilerin tatillerini doğru anlamlandırmalarına vesile olabilir. Türk toplumun genel anlamda tatili artık ders yapılmayacak bir zaman olarak adlandıran algı yapısına tatilin doğru şemalarla kodlandırılması da eğitimciler adına pandemi döneminde fırsatlar yaratma imkânıdır kim bilir? Çünkü tatil aslında kişinin zorunlu yapmak zorunda olduğu işlerden uzaklaşma sürecinde ben ne olmak istiyorum sorusundan yola çıkarak farklı uğraş ve çabalara da girişim gösterebilmesidir. Yani tatil ne öğrenci için ne de çalışan bir kişi için boş boş oturup, kendine ya da kimseye fayda sağlamayacak tembelliğe bürünmek değildir.
Okulların tatil olması öğretmenler ya da öğrenciler tatilde görev ve sorumluklarına ilişkin okul çatısından ayrılmış tatil zamanlarında yaşamın devam etmesini anlamlandırması olarak nitelendirilmelidir. Bu bağlamda okul sistemleri içinde yer alan tüm insanlar bulundukları toplumun bir bireyi olarak okulların asıl amaçları olan iyi insan olma yolunda bir takım uğraşlar sergilemeye yönelik yeni dünyanın rekabetine uyum sağlatacak bir niteliğe bürünmeleri için zorunlu kılınmayan bazı uğraşları kendileri içsel motivasyonları olarak değerlendirebilmelidirler. Okulların amaçlarını gerçekleştirme süreçlerinde karşılaştıkları her zorluk bir kum tanesi olsa da okullar ancak ve ancak denizyıldızlarına umut olan öğretmenler vesilesiyle bir istiridyenin inci tanelerini ilime, bilime ve medeniyete taşıyabilirler. Bu nedenle Richard Nixon’un dediği gibi “ İnsan yenilince tükenmez, pes edince tükenir” sözleri ile cümleleri tamamlarken; her eğitimcinin özellikle pandemi döneminde pes etmemenin erdemini de taşıyabilmesini umut etmeliyiz.

KAYNAKLAR
Argyris, C., 1964,. Integrating the Individual and the Organization, John Wiley and Sons,
New York.
Bursalıoğlu, Z.,1978, Eğitim Yönetiminde Teori ve Uygulama, A.Ü. Eğitim Fakültesi
Yayınları No: 71, Ankara.
Cole, G.A., 1993, Management: Theory and Practice, DP Publications Ltd. London.
Hodgetts, R.M., 1975, Management: Theory Process and Practice, W.B. Sounders Company,
London.
Owens, R.G., 1981, Organizational Behavior in Education, Prentice/Hall International, Inc.,
London. Sexton, W.P., 1970, Organization Theories, Charles E. Merrill Publishing
Comp., Ohio.
İnternet Kaynakları:
İstiridye' nin hikayesi / Felsefe / Milliyet Blog
Deniz Yıldızı Hikayesi (sendeyim.net)”

Yorumlar (1)
Cemil KURT - 10 Temmuz 2021 22:15
Kalemine emeğine sağlık sevgili Hocam. Kıbrıs için çok önemli bir değersin...
EN SON EKLENENLER
BU AY ÇOK OKUNANLAR
Diğer Eğitim Bilimleri Yazıları