SERBEST ZAMAN ÜZERİNE

Fikir Yazıları - Barış Akkurt yazdı

Daha önce çalıştığım işyerindeki temizlik görevlisini anımsadım. Mesai saatleri dışında ve hafta sonları da günübirlik işlerde çalışıyordu. Eşinin çocuk bakarak aile ekonomisine katkıda bulunduğunu söylemişti. İki çocuğu vardı, öğrenciydiler. Yaşı elli civarındaydı. Bir gün ev aldığını söyledi. Oldukça keyifliydi. Belki bu süreçte akrabalarından da destek görmüştü. Kiracılıktan kurtulmuş, kaygısız bir yaşlılık yolunda önemli bir adım atmıştı. Ailecek bir çay bahçesine gidip gitmediklerini düşündüm bir ara. Sanmıyordum. Ömür boyu çalışmışlar, birikim yapmışlardı ve başka türlüsünü de bilmiyorlardı. Bu bilgi şimdilik burada dursun.

Türkiye, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında ortalama çalışma süresi en fazla olan ülke. Kişi başına düşen mili gelir ve satın alma gücü düşünüldüğünde de pek matah bir durumda olmadığımız ortada. Çok çalışıyoruz, ancak yeterince kazanamıyoruz. Gelir dağılımı adaletsizliği, bölüşüm sorunları önemli bir mesele.

8 saat çalışma, 8 saat dinlenme ve 8 saat serbest zaman 19. yüzyıldan itibaren işçi sınıfının mücadelesiyle temel bir talep olarak yerleşti. Avrupa ülkelerinde önemli oranda bu kazanımlar korundu, yalnız gelişmekte olan ülkeler ve az gelişmiş ülkeler açısından pek parlak bir tablo olmadığı biliniyor.

Serbest zamanı olmayan ya da kısıtlı olan bireylerin kendine değer katma, toplumun zenginleşmesine katkı sunma olanakları da sınırlı olacaktır. İşin günün önemli bir bölümünü kapladığı durumlarda ancak dinlenmeye vakit kalıyordur. İnsanın kendini geliştirme, bundan haz alma imkânları kısıtlıdır. Bu durumda, ailesiyle evde de olsa birlikte olmak, birlikte televizyon izlemek bile bir kazanım olarak görülecektir.
Serbest zamana kavuştuğunda ne yapacağını bilemeyen, bunu nasıl değerlendireceğini kestiremeyen bir kitle de var elbette. Kişisel gelişimini, entelektüel kapasitesini ve hazlarını çoğaltmayı düşünemeyecektir büyük oranda. Belki ailesiyle daha çok vakit geçirecek, yalnız örnek olarak, bir müzik aleti kullanmayı ya da balık tutmayı yaşamının bir parçası kılamayacaktır.

Serbest zamanı kullanma biçimi aynı zamanda bir kültür meselesidir. Bu zamanın nasıl doldurulduğu her insanın eğilimleri ölçüsünde biçimlenir. Eğer kişi entelektüel kapasitesini arttırma yönünde hareket ediyorsa bunun kişisel olduğu kadar toplumsal bir girdisi ve çıktısı da olacaktır. İlerici bir kültür ve toplum inşası ancak serbest zamanla mümkün olabilir. Kendi varoluşunu anlamlandırma çabası, serbest zamanın bir ihtiyaç olarak görülmesi, bireyi sürekli bir devinim halinde tutacak, gelişime kapıları açacaktır.
Evrensel kültürü zenginleştiren hatta medeniyeti yaratan da serbest zamanın varlığıdır. Bu çerçevede bilim insanları, kültür-sanat insanları özel bir konumdadır. Topluma, yaşamını anlamlandıracak onu zenginleştirecek imkânları sunarlar, bunun örneklerini verirler. Amaçları çoğunlukla bu olmasa da. Kişinin bu zenginlikten pay alması ve bu zenginliğe katkı sunması kendine bir yol bulabilecek olma becerisiyle anlam taşır.
Antik Yunan’ı düşünelim. Felsefe’nin temeli ve gelişimi hep burada bulunur, aranır. Varlığını serbest zamana borçludur bu medeniyet. Bugüne bile ışık tutan filozoflar yetiştirmiştir. Örneğin, iki temel felsefi yaklaşımın kaynağı kabul edilen Platon ve Aristo gibi isimler burada ortaya çıkmıştır. Bu gelişim köle emeği üzerine kuruludur, belirtmeden geçmeyelim. Köle sahipleri vakitlerini bu şekilde değerlendirmeyi tercih etmiş ve insanlığa büyük bir miras bırakmıştır.

Serbest zamanın boşuna harcanan bir zamana dönüşmemesi için bir uğraş gerekir. Serbest zamanı değerlendiremeyen, onunla ne yapacağını bilemeyen kişi kendini geliştirme olanaklarını da zayıflatmış olacaktır. Birey oluş aynı zamanda serbest zamanın nasıl değerlendirileceği ile de ilişkilidir.

Başa dönelim. Eşiyle birlikte ömrünü sürekli çalışarak geçiren temizlik görevlisi tanışım da ev sahibi olma konusunda belki öngörülü sayılabilir. Atadan dededen kalma bir alışkanlık, belki bilgelik de denebilir buna. Sınırlı bir alan elbette bu. Ancak yaşamın türlü lezzetlerinden kendilerini mahrum bırakmışlar, belki farkına bile varamamışlardır. Sınırlı ufuklarıyla debelenip durmuşlardır. Küçük dünyalarının dışına çıkıp kendilerine bakamamaktadırlar. Olasılıkları görememekte, çünkü farkına varamamaktırlar. Kendilerine herhangi bir serbest zaman yaratıp, dizi izleme dışında, birlikte eğlenmeyi düşünmemişlerdir. Yaşlılığa yatırım yaparken akıp giden yaşamı es geçmişlerdir. Bunun bir dengesini kuramamışlardır.

Bugünün koşullarında serbest zaman aynı zamanda çalışarak kazanılabilen, finanse edilebilen zaman demektir. Antik Yunan’daki gibi kölelerimiz yok elbette. Hatta bizler de modern köleler konumundayız. Patronlarımıza serbest zaman yaratıyoruz, farkına varalım ya da varmayalım. Antik Yunan’daki gibi verimli bir uğraşları yok elbette bu sınıfın. Daha çok israf ve çürümeyle özdeşler. Biz onlardan ne kadar zaman koparır, yaşamımızı anlamlandırmak ve toplumun gelişimine katkı sunmak için çabalarsak serbest zamanımızı o kadar verimli geçirmiş oluruz. Bu zamanın nasıl değerlendirileceği bir mizaç ve kültür meselesi elbette.

Kamu çalışanlarına da değinmek iyi olacak. Ekonomik ve sosyal haklar anlamında tatmin edici koşullarda çalışmasalar da diğer meslek kollarına göre serbest zaman açısından avantajlılar. Toplumun ve kültürün ilerici birikimine katkı sunmaya elverişli koşullara sahipler. Örneğin, edebiyatçıların azımsanmayacak bir bölümünün öğretmen kökenli olduğunu da belirtelim. Bu durum serbest zamanın verimli kullanımının bir örneği olarak verilebilir.

Hadi şu sorularla kapatalım yazıyı: İnsanı insan yapan şey nedir? İnsan neyle yaşar? Peki, serbest zaman bunun neresinde durur?

Barış Akkurt