EĞİTİMDE KELEBEK ETKİSİ

Yaşam Bilimleri - NAZMİYE HAZAR

EĞİTİMDE KELEBEK ETKİSİ

“Evren değişimlere rağmen bir düzen, ayrıntılara rağmen bir ahenk içerir.”
İbn-i Heysem

İbn-i Heysem’in evrenin değişimlere rağmen biz düzen ve ayrıntılara rağmen bir ahenk içerir sözleri “Kelebek Etkisi” adıyla kaos teorisini bize özetleyen bir değerdedir. 1960’lı yıllarda Kaos Teorisi ve Kelebek Etkisini ortaya atan matematikçi Edward Lorenz kansere yenik düşüp 2008 yılında Cambrige’deki evinde hayata gözlerini yumarken esrarengiz kuramı ile bilime büyük bir değer katmıştır. Nitekim 2004 yılında senaristliğini ve yönetmenliğini Eric Bress ve J. Mackye Gruber’in yaptığı “ The Butterfly Effect” adlı bilimkurgu ve gerilim içeriğindeki sinema filmi ” Edward Lorenz’in Kaos Teorisine ait 6 ilkeden biri olan kelebek etkisinden esinlenerek senaryolandırılmıştır. Esasında bir meteorolog olan ancak yarattığı teori ile başta matematik olmak üzere fizik, biyoloji ve sosyal bilimleri etkileyen Amerikalı bilim adamı Edward N. Lorenz’in kaos teorisi gezegen ve göktaşlarının hareketlerinden elektronik sistemlere, meteorolojiden iklim tahminlerine, borsa ve ekonomiye hatta depremlerden atom altı parçacıklarının davranışını açıklamaya kadar geniş bir alanda uygulaması olan bir teoridir. Birçok bilimi birbiri ile birleştiren ve bu özelliği ile 21.yy.’da daha da değer kazanan disiplinler arası çalışmayı içinde barındıran bu kuramı anlayabilmek evrenin nasıl bir döngü içinde işlediğini anlamlandırmakla da ilişkilidir.

''Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD'de fırtına kopmasına neden olabilir. Farklı bir örnekle bu, bir kelebeğin kanat çırpması, dünyanın yarısını dolaşabilecek bir kasırganın oluşmasına neden olabilir.''
Edward N.Lorenz
Lorenz’in bir seminerde dinleyicilere söylediği bu sözler onun bilim camiasında ün kazanmasını sağlamıştır. Yukarındaki sözlerde belirtilen duruma ilişkin hala daha bir ispat olmadığı halde son yıllarda özellikle Corona Virüsü’nün tüm dünyada yarattığı etkiler nedeniyle özellikle sosyal bilimler alanında popülerlik kazanmıştır. Yakın tarihimizde tüm dünyayı olumsuz etkileyen Corona Virüsü ile ilgili Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Corona Virüsü ile ilgili sosyal medyada kendi a Twitter Hesabında “ Küçük bir etkenin, kestirilemez büyüklükte sonuçlar doğurmasına Kelebek Etkisi denir. Vuhan’da ortaya çıkan Koronavirüs’ün tüm dünyada hayatı alt üst etmesi gibi. Şimdi de küçük bir ihmal, bir uçtan bir uca tüm Türkiye'yi etkileyebilir. Risk devam ediyor. Tedbirlere uyalım” şeklindeki paylaşımı Lorenz’in “Sistemin in başlangıcındaki en ufak bir değişiklik sonuçları öngörülemez bir değişikliğe neden olabilir” sözlerine verilebilecek güzel bir örnektir. Ancak Lorenz’in bu sözleri her zaman bir olumsuzluk olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin I. Dünya Savaşı’nda Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görev yapan Seyit Ali Onbaşı’nın 215 kg ağırlığındaki top mermilerini sırtlanarak top kundağına yerleştirmeyi başaran bir kahramandır. Seyit Ali’nin sırtına alarak kundağa yerleştirdiği 3. Top mermisi İngilizlere ait Ocean Zırhlısı’nın dümenine vurduğunda geminin kontrolden çıkmıştır. Ocean adlı geminin Nusret Mayın gemisi ile yerleştirilen bir mayına çarpıp batması savaşın Türkler lehine yön çizmesine vesile olmuştur.
Burada Çanakkale’nin Tük toprağı olarak düşman işgali ile yüzleşme sorunu kaos olurken; Seyit Ali Onbaşı’nın sırtına yüklenerek top kundağına yerleştirdiği merminin var olan kaosla ilgili süreci “rastlantı” olarak nitelendirilebilir. Kaoslar olumsuzluk içerseler de ihtimal barındıran umutlar bir rastlantının olumsuzlukları olumluya çevirebilmesine en güzel örnek 18 Mart 1915’te yaşanılan bu destandır. Eğitimde de tahmin ettiğimiz ihtimallerin bizi iyi bir sonuca vardırması “rastlantı” olsa da eğer o ihtimaller olumsuz bir sonuca varıyorsa bu da bir “kaos” olarak nitelendirilebilir.
İnsanoğlu var oldukça ne kadar çok olumsuz durumlarla karşılaştıkça insanlık için buluşlarına her geçen gün bir yenisini eklemektedir. Örneğin; insan bedenin bedenen ve ruhen olumsuz etkileyen durumlarını tıp bilimi farklı yönlerden araştırırken; insanın sosyal bir varlık oluşuyla ilgilenen sosyal bilimler de insanın düşünen, hisseden bir varlık oluşu ile ilgili birbiriyle ilişkili fakat farklı araştırmalar içerisindedir. Eğitim bilimleri ile ilgili toplumlar hedeflerine uygun insan yetiştirebilmek için eğitim paydaşları hakkında eğitimde kaliteli öğrenme ve öğretmeyi sağlamakla ile ilgili araştırmalar her geçen gün artmaktadır. Bilgiye erişimin hız ve kolaylık kazandığı günümüz şartlarında eğitim bireyi hayata hazırlamakla ilgili hala daha önemini korumaktadır. Üniversite mezuniyetinin iş edinimine ilişkin adayların eğitim düzeyleri ve başarı öykülerinde icatları, araştırmaları, projeleri, sosyal faaliyetleri, sanat ya spor becerileri vs. özellikleri oldukça avantajlı bir durum oluşturabilmektedir. Kurumlardaki rekabet kültürü, kar amacı ve pratik ve kıvrak zekâ gerektiren çözümlerle sonuca erken varmayı sağlayabilecek personel niteliklerinin aranması bu özellikleri olmayan adaylar için bir kaos olabilir. Fakat aranılan niteliklerde hiçbir başvurunun olmaması ihtimalinin oluşturabileceği rastlantı sonucu başvuru nitelikleri eksik olan aday için olumlu olacaktır. Nitekim son yıllarda gerek kamu sektöründe gerekse özel sektörde iş başvurularında önemsenen bir diğer husus lisans öğreniminden sonra yüksek lisans veya daha da üzeri doktora alanında yaptığınız çalışmalarınızdır. Öğrenim durumunun değer kazanması bireylerin eğitimden kopmamasını da gerekli kılan önemli bir unsur olurken şansın ihtimale bırakılmayacak kadar hazırlıklı olmayı zorunlu kıldığı bir rekabetin varlığı da gözden kaçmamalıdır.
Bilimsel araştırmaların her geçen gün dünyada değer kazanırken ne yazık ki gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de gerçek anlamda eğitimle ilgili dünya ile rekabet edebilecek bir sistemi sağlayamamız büyük bir sıkıntıdır. Bu kısır döngü gücünü geçmişten edinilen bilgilere bir yenisini kazandırarak adım adım ileriye gitmeye çabalasak da üniversitelerin bilimsel çalışmalar için kendi bünyelerinde oluşturmuş oldukları sistemleri bile model edinilebilecek herhangi bir modelin okul sistemlerine dâhil edilememesi büyük bir sıkıntıdır. Eğitimde azımsanmayacak kadar öğretmenin öğretim yöntem ve teknikleri ile ilgili klasik eğitim sisteminden çağdaş eğitim sistemine geçebilmesi Corona Virüsü adlı virüsün “kaos” olması sonucuyla fırsat sağlanmıştır. Kapatılan okulların geri açılabileceğini sanan öğretmenler bir süre sakin beklerken; sürecin uzayacağını anladıklarında bu değişime ayak uydurmak zorunda olduklarını fark etmiştirler. Öğrencileri ile eğitim hizmetlerini internet üzerinden sağlayan öğretmen önceliklerinde artık ilk sıraya bireysel öğrenci ihtiyaçlarını koyması gerektiğinin farkındadır. Aynı yapılaşma üniversitelerde akademisyen hocalar üzerinde de bir baskı oluşturmaktadır. İlerleyen dönemlerde gelecekte öğretmen adaylarının öğrenim süreçlerinde ne gibi yeni dersler konacağı ya da ne gibi derslerin kaldırılacağına yönelik tahmin veya öngörülerimiz var mıdır? Teknoloji okuryazarlığı, bilimsel düşünme, sanat ruhu, doğayı tanıma, spor ve girişimcilik temelli öğretim uygulamalarına yönelik bugün pek çok dünya ülkesinde şehir üniversiteleri dikkat çekmektedir. Bu tür yapılaşmaların eğitim fakülteleri için gelecekte eğitim verecekleri kurumlara yürüme mesafesinde olabilecek bir yapılama için pilot merkezlerimiz olabilir mi? Yaşamın değer kazandığı, asıl öğrenmenin hayatın içinde yoğrulmakla sağlandığı gerçeği eğitim ya da gelişim psikolojisi derslerinde öğretilen teori ve bilgilileri öğretmen adaylarının zihinlerinde canlandırarak mesleğe başlamalarına gerçekten verimlilik esaslı bir olanak sağlayabilmekte miyiz? Zihinde birikim sağlayan bilgilerin yoğrulmasını öğrencilerin karar verme süreçlerini uygulama alanlarında tadabilecekleri fırsatlar ne gibi projelerle yaşam bulabilir?
Bireyin yaşama ilişkin meslek edinimi ile ilgili bilgi ve deneyimlere ilk adım attığı ortam meslek edinme eğitiminin başladığı anlardır. Meslek liselerinde ya da pratik sanat okullarında bu edinimler küçük yaşlarda başlarken bazı mesleklerde bu beceriler bireyin üniversite öncesi vermiş olduğu kararlar ya da uygun olduğu durumlar çerçevesinde şekillenebilmektedir. Yeni öğretim yaklaşımlarında siyasal bilgiler, uluslararası ilişkiler ya da hukuk gibi bölümlerde de üniversitelerin öğrencileri gelecekteki hayata hazırlamakla ilgili gerek staj süreçleri gerekse öğrenme ortamında gelecekte onları nelerin bekliyor olabileceğine ilişkin deneyimler kazanmalarına fırsatlar sağlanmaktadır. Her ne kadar eğitim sistemimizi olumsuz eleştirsek de tıp fakültesi, biyokimya, ya da sanata yönelik eğitimlerde uygulamaya dayalı eğitimin önemini özellikle uzaktan eğitim sürecinde çok yoğun hissedebilmekteyiz. Yaklaşık bir buçuk yıldır öğretmenlerin öğrencilere uzaktan öğretim yapmaya çabaladığı insani unsurlar çerçevesinde doğal sınıf ortamından bambaşka bir öğretim sürecini pek çok ülkede olduğu gibi bizler de yaşamaktayız.
Farklı ülkelerde okulların açılması ile ilgili o ülkelerin eğitime vermiş oldukları değerleri öne atarken; kendimizi bir kaosun içinden neden daha farklı kaosların içerisine sürükleme çabasındayız? Türkiye ve KKTC’de okulların bir türlü tam açılamaması pek çok eğitimcinin, ebeveynin ve vatandaşın düşündüğü bir kaostur aslında. Çocuk gelişimi uzmanlarının çocuklarınıza yapmamanız gereken olumsuz bazı davranışları size listelerler. Bunlardan en meşhur olan “ Çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamayın” kuralıdır değil mi? Her çocuk biriciktir değil mi? Her çocuk onu anlamakla ilgili doğru anlamlandıran bireylerce bir değer midir peki? Özünde her insanın değerli olabilecek birçok yönünün olabilme olasılığını neden yaşadığımız kaoslar içinde ihtimalleri olumlu olabilecek durumlara çeviremeyecek kadar karamsarlık içerisindeyiz? Bugün Türk milletinin değerler eğitimi ile ilgili çalkantılarında Türk kültürü değerlerine verdiği önem neden daha da bir artmıştır? Bu arttırma girişimi yenidünyanın ekranlar aracılığı ile nesillerin kültürel değerlerini kaybetme riskine sebep olan ekranların gücünün farkına varılması ilgili bir tedbirdir değil midir? Örf ve adetlerinde geleneksel olmaya önem veren bir toplum olsak da yenilik ve gelişimlere de açık oluşumuz toplum olarak var olma arzumuzda özgürlük tutkumuz milli ve manevi değerleri sosyal hayatlarında yaşatan toplum yapımızın bozulmamış bir değer olması da büyük bir şans olarak değerlendirilebilir. Örneğin yemek kültürüne ilişkin damak lezzetlerini tadarak hisseden, sanatla ilgili gerek müzik gerekse görsel sanat ürünlerinde toplum değerlerini yaşatma çabası eğitim dışında toplumsallaşma sürecine etki eden oldukça önemli etkiler veren unsurlardır.
Eğitimle ilgili öğretmen adaylarının öğretmenlik becerilerini kazanabilmelerine ilişkin eğitim fakülteleri belirli dersler temel alarak öğretmen adaylarını yetiştirme görevini yürütmektedirler. Öğretmen adayları öğretmenlik diploması alabilecek niteliğe ulaşmak niyetiyle yetiştirmekte olduklarını bilincindedirler. Bu süreçlerde öğretmen adayları bir takım uygulamaları yapma ve bir takım uygulama örneklerini de deneyimleme fırsatını öğrenim sürecinde tadabilmektedirler. Adanın kuzeyinde öğretmen yetiştirme ile ilgili uygulama temelli eğitime önem veren Atatürk Öğretmen Akademisi çağın gerekliliklerine ilişkin ülke ihtiyaçlarını tamamlar nitelikte öğretmen adaylarını yetiştirmeyi hedeflemektedir. İlköğretim kademesinde öğretmenleri yetiştiren AÖA ( Atatürk Öğretmen Akademisi) bu hedeflerle yol almayı çabalasa da bugün 21. Yy. şartlarındaki eğitim ihtiyaçları için alt yapı, eğitim programları ne yazık ki yeterli bir durumda değildir. Öğretmen adaylarının teoride olan fakat gözlem sürecinde göremedikleri eğitim yaklaşımları ile ilgili çalışmaların geliştirebilmesine fırsat sağlayan enstitü niteliğinde işlevlerini yürüten AÖA’nın eğitim fakültelerine model olabilecek özellikleri neden projelendirilerek Türkiye’deki eğitim fakültelerine ya da farklı ülkelerdeki öğretmen yetiştiren kurumlara hala model olamamıştır?
Öğretmenlik mesleği ile ilgili başarı ödülleri ya da hikâyeleri olan öğretmenlerin okullarının öğretmen adaylarına olumlu yönde katkı sağlayacağını düşünmek eğitim kalitesine de olumlu etki edebilir. Öğretmen Akademisi’nde 15 yıl önce gözlem yapmaya gittiğimiz okullarda bizlere verilen formlar hala daha aynı nitelikleri sorgulamaktadır. Öğretmenin sınıf yönetim becerileri ile ilgili derse hazırlık durumu, konuya nasıl giriş yaptığı, öğrenci ile iletişim sürecinde empati becerisi, ses tonu, sınıfın öğrenme ortamının nasıl olduğu, öğretmenin zaman yönetim becerisi, konuya hâkimiyeti, dikkat çekme becerileri, pekiştireçler vs. derken; olumsuz öğrenci davranışlarını kaos olarak nitelendiren durumların sonuçları neden hala daha bilimsel etik kurallar çerçevesinde raporlandırılamamaktadır? Öğretmen adayına ve ilgili sınıf öğretmeni ile okul müdürüne verilen klasik formattaki formlar neden hala klasik yapılama ile doldurulmaktadır? Gözlem süreçleri tamamlandıktan sonra aslında bir eylem araştırması olan o süreçler neden danışman öğretmenlerin rehberliğinde bilimsel bir rapora dönüşememektedir? Oysa bu gözlem sonuçlarının değerlendirme sonuçları öğretmen adayının mesleki becerilere anlam kazandırması, yorumlaması ve eleştirel düşünce kazanmasına katkı sağlamaktadır. Meslek hayatının içine girdiğinizde işin servis kısmının tamamen sizin becerileriniz ve bilgilerinizle yoğrulduğunu deneyim kazandıkça hissedersiniz. İşte tüm bu anlatılanlar eğitimde kelebek etkisi adı altında öğretmenin eğitim sürecinde öğrenciye, öğrencinin de gelecekte topluma kattığı değerleri içinde barındıran o süreci yaşayarak sonuçlandırma gücüdür.
Peki, nedir kelebek etkisi? 1963 yılında ABD doğumlu Edward N. Lorenz, hava olayları ile ilgili yapmış olduğu hesaplamalar sonucunda bugün kelebek etkisi adını verdiğimiz bir teoriyi sonuçlandırmıştır. Lorenz yapmış olduğu hesaplamaların ilkinde olayın başlangıç değerini 0,506127 olarak kabul ederken ; bir sonraki hesaplamada bu başlangıç değerini değiştirerek 0,506 olarak farklı bir başlangıç değeri yapar. Bu 2 sayı arasında 1/1000 oranında bir farklılık oluşmuştur. Sonuç olarak çıkan sonuçlar arasında çok büyük farklılıklar bulunmamasına rağmen Lorenz bu binde bir oranındaki farklılığın bir kelebeğin kanat çıkması halinde oluşturabileceği rüzgâr kuvveti ile aynı oranda olduğunu belirtmiştir. Birbirine bu kadar yakın sayıların birbirinden bu kadar farklı hava durumu sonucu verme durumu Lorenz tarafından “Kaos Teorisi” olarak adlandırılmıştır. Edward Lorenz’in Kaos Teorisi her ne kadar gerçek olup olmadığı kesinleşmiş bir teori olmasa da bu teori 2000’li yıllarda filmlerde konu olacak bir değer kazanmıştır. Bu çıkarım doğrultusunda kelebeğin kanat çırpması ile oluşturduğu rüzgâr dünyanın bir diğer ucunda kasırgaya neden olabilir. Kelebek etkisinin ne olduğunu anlamakla ilgili kaos teorisinin ne olduğunu anlamlandırmak oldukça önemlidir. Bu durumda kaos kelimesi anlam olarak halk dilinde Yunan Mitolojisi’nden dilimize geçmiş bir kelime olarak düzensizlik, kargaşa hali veya düzensizliği yaymak isteyen güç manasına gelmektedir. Kaos Teorisi’nde düzensiz gibi görünen şeyler bile düzenin bir parçası olduğu varsayılmaktadır. Karmaşa ya da kaos diye nitelendirdiğimiz olaylar Kaos Teorisi’ne göre rastlantı olduğunu sandığımız küçük olayların oluşuyla ilişkili bir sonuçtur.
Eğitimde planlanan eğitim programlarının uygulama süreçlerinde öğrenme ortamında öğrencilerin olumsuz davranışları bir sorun olarak değerlendirilebilir. Topluma insan kazandırmakla ilgili geleceğin asıl mimarı olan öğretmenler insan yaşamında tüm mesleklere etki etme gücüne sahiptirler. Dolayısıyla öğretmenlik bu özelliği ile pek çok meslekten daha üstün nitelikleri taşımaktadır. Eğitim sektörüne yapılan mali yatırımların yetersizliği başta öğretmenlik mesleğine olumsuz etki ederken; öğrenim görmekte olan öğrencilere de bu olumsuz durum yansıyabilmektedir. Öğretmenlerin sosyo- ekonomik düzeylerinin milli gelir düzeyine göre de olsa dünya standartlarına göre düşük olması, bu mesleğin seçilmesine de olumsuz etki eden bir unsur olmaktadır. Gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de öğretmen başına düşen öğrenci sayısının çok olması, öğretmenin başarılı olması için uğraş vereceği yük ve sorumluluğunun yükseltmektedir. Bu nedenle toplumun geleceğini şekillendirecek olan yeni nesillerin ülke kalkınmasına etkisini de göz önünde bulundurduğumuzda öğrenci sayılarıyla ilgili yasalarda da iyileştirilme gerektiren sorunlar olduğunu belirtebiliriz. Birbiriyle ilişkili bu sorunları kaos teorisi ile ilişkilendirdiğimizde örneklerin ne kadar çoğalabileceği eğitim beklentilerimize göre elbette daha da çoğaltılabilir. Öğretmenin sosyal yaşam düzeyi onun yürütmekte olduğu mesleğini etkilediği gibi bu düzeyin düşüklüğü de iş verimliliğini olumsuz etkileyebilmektedir. Tarihte bu anlamda kelebek etkisine örnek verilebilecek olaylar vardır. Buna verilebilecek en güzel örnek Adolf Hitler olabilir:
1. Adolf Hitler’in 1933’te Nazi Almanya’sının iktidarına gelişi kim bilir belki de bugün tarihte yaşanılan milyonlarca insanın katledilmesine sebep olan kelebek etkilerinin gücüyle ilişkili idi.
2. Dünya Savaşı’nda yaralı ve bitkin olarak savunmasız olması nedeniyle Henry Tendy adındaki İngiliz askerinin vurmadığı Adolf Hitler daha sonra Almanya’nın lideri olmuştur. Alınan bazı kararların sadece bir kişiyi etkilemediğine ilişkin verilebilecek en güzel örneklerden biri Adolf Hitlerin adındaki o yaralı asker daha sonra Almanya’nın lideri olmuştur.
3. Nitekim aynı kişiden yola çıkılarak verilebilecek bir diğer kelebek etkisi 1905 yılında Viyana’da Güzel Sanatlar Akademisi’ne başvurusu reddedilen Adolf Hitler harika sanatlar üretebilecek bir sanatçı olabilecekken o karar nedeniyle hayatına farklı bir yön çizerek milyonlarca insanın ölümüne neden olan bir sonuç olarak da değerlendirilebilir.
Bu anlamda eğitimde öğretmenlere ne kadar büyük bir yük düştüğünü doğru anlamakta fayda vardır.

Eğitim fakültelerinin öğretmen adaylarının özellikle son yıllarında arttırdığı uygulama ve gözlemler yaptığı dönemler önceden yıllık eğitim programlarında planlandırılmıştır. Nitekim benim de üniversite öğrenciliğimde bu planlamalar ilgili okulların bilgi ve izin onaylarıyla planlanmakta idi. Öğretmen adayları için tatil değerinde mesleği ile ilgili öğretimin en rahat gibi görünen bu aşaması aslında en önemli bölümünü oluşturur. Teori ve bilgileri öğrenme süreci bir suyun kaynamasına benzetilirse; okul gözlemleri ve uygulama süreçleri kaynayan suyun demlendirilmiş çay niteliği kazanmasıdır. Kaynayan suyun fokurtusu ısınmaya dayanamayan bir rahatsızlık olsa da demlenen su çayı tadacak olanlara lezzet katan durgun bir sıcaklıktır. Öğretilen kavramların teknik boyutuna lezzet katan aslında öğretmen adayına deneyimsel öğrenme fırsatının sağlanmasıdır. Hayatıma bugünkü öğretmenlik becerilerimle ilgili olumlu etkileri olan öğretmenlerim dışında farklı okullarda hiç tanımadan bana katkı sağlayan öğretmenlerin etkileri de olmuştur. Bunlara verilebilecek en güzel örneklerden biri de ana sınıf öğrencilerinin olduğu kalabalık bir sınıfta gözlem yapmakta olduğum bir sınıfta gerçekleşmekte idi.
Sınıf arkadaşlarımızla birlikte danışman öğretmenimizin yönlendirmesi ile hangi okullarda gözlem yapacağımız belirlenmişti. Çok kalabalık olmasak da gittiğimiz okulda aramızdan bazı arkadaşlarımız ikişer ikişer ilgili okulun okul müdüresi tarafından gözlem yapacakları sınıflara dağıtılmıştık. Ancak okul müdüresi ben ve benim gibi birkaç arkadaşımı tek kişi olarak gözlem sınıflarına dağıtmıştı. Okulöncesi eğitim düzeyinde olan çocukların öğrenim görmekte olduğu bu sınıf ve okul sayesinde okul- sınıf alt yapılaşmaları ve eğitim pedagojisi ile ilgili çok şey deneyimleyeceğimi biliyordum. Hepimiz heyecan içinde okullarımıza öğretmen gibi giyinerek erkenden gidiyorduk. Gözlem yapacak olduğum sınıfa girdiğimde boyları kısacık, elleri minicik yüzleri gülücük dolu kalabalık bir sınıfla tanışmaktaydım. Okul müdürü sınıf öğretmeni ve öğrencilere beni tanıttıktan sonra ben de sınıf öğretmeni ve öğrencilerle günaydınlaştıktan sonra benim için ayrılmış olan sandalyeye doğru yöneldim. Sınıf öğretmeni hafif kır saçlı, 50’li yaşlarda kilosu medeniyle yürümekte güçlük çeken, ses tonu oldukça ince ve güler yüzlü bir öğretmendi. Öğretmen adayı olarak öğretmenlik becerilerine ilişkin deneyimli bir öğretmenin sınıfında olduğumu hissedebiliyordum. Sınıf köşeleri ve etkinliklerle ilgili bildiğim şeyleri gözlemlememe fırsatı yakalamıştım. Her sabah sınıfa sınıf öğretmeni ile birlikte giriyordum. Bununla birlikte okulun mesai saatinin bitimine kadar teneffüsler de dâhil olmak üzere ben ve arkadaşlarım hem okulu, hem okul kültürünü hem de öğrencilerle birlikte okulun işleyiş yapısını gözlemler yaparak tanımaya çabalamaktaydık. Sınıfa kısa sürede adapte olmuştum. Öğrencileri ve öğretmenleri tanıma ve anlamaya çabalarken öğretim sürecini yaşayarak öğreniyordum. Gözlemini yapmış olduğum sınıfta sınıfın genelinden daha farklı bir erkek çocuğu vardı. Bu farklılık fiziksel anlamda değil de sosyal davranışlar anlamında bir farklılıktı. Bu erkek öğrenci sınıf etkinliklerinde ders akışı, sınıf disiplini, işbirliği, etkileşim ve uyumla ilgili sınıfın genelinden apayrı olumsuz tutum ve davranışları dikkatimi çekiyordu. Sınıf öğretmeni yaş olarak emeklilik yılı yanaşan, kilo ve sağlık nedenleri ile pek fazla ayakta ders anlatamayan bir öğretmen olduğu için ne yazık ki ne enerjik olarak ne de onu nasıl etkinliklere katabileceği ile ilgili ürettiği hiçbir uyarıcıda olumlu bir sonuca varamıyordu. Kısaca o minik erkek öğrenci tüm sınıfın öğrenme sürecinde bir kaos olurken ne yazık ki sınıfta gürültü, dağınıklık ve odaklanma sorunları artıyordu. Sınıf öğretmeni etkinliklerinde özellikle yaratıcı sanat, okuma yazmaya hazırlık, yap-bozlar ve blok oyunlarında tüm öğrencilerinin dikkatini çekebilmeyi başarıyordu. Öğrenciler pek çok etkinlikte farklı farklı gruplarda takım ve işbirliği ruhunu bile bana gösteriyordular. Fakat bunları başaran sınıf öğretmeni o yerinde duramayan çocuğa bireysel olarak onun adıyla hitap ederek seslense de, yanaşsa da, yanına alsa da bir türlü dikkatini çekemiyordu. Sınıf etkinliklere ilgi duysa da bir anda o çocuğun bir davranışıyla hababam sınıfına dönüşüyordu. İçeri girme zili çaldığında birlikte oturduğu sıra arkadaşlarının tümü sandalyelerine oturabilirken o sürekli sınıfta dolaşıyor, öğretmene sürekli konu dışında sorular soruyor, başka öğrencilerin dikkatini dağıtıyordu. Bir bakıma bu olumsuzluklar ve dersi dinlememe halleri sınıfın “haylaz” öğrencisi olmasına sebep oluyordu. Sürekli öğretmene “Örtmenim” deyip bir şeyler anlatıyor ve öğretmenin sürekli sözünü farklı duygu ve düşüncelerini ifade ederek bölüyordu.
Bir gün sınıf öğretmeni dersini tamamladıktan sonra öğrencilere müzik öğretmeninin sınıfa geleceğini söyledi. Sınıfa zayıf, uzun siyah saçları olan akordeonu ve güler yüzü ile benim de dikkatimi çeken genç bir öğretmen girdi. Öğrencileriyle selamlaştıktan sonra onlara öğretecek olduğu “ Farecik” adlı şarkıdan başladı. Hikâye anlatma yöntemi kullanarak öğrencilere sembollerle uyarıcılar veren öğretmen bir taraftan “ Farecik” adlı şarkıyı da seslendiriyordu. Kulaktan öğretme, gösterip yaptırma, canlandırma, oyunlaştırma ve drama derken o çocuk sanki benim günlerdir gözlemlediğim çocuk değildi. Yine sürekli sınıftaki müzik öğretmenine de “örtmenim” diyordu fakat bu “örtmenim” deyişi etkinliklere katılma, rol üstlenme, canlandırma isteğini dile getirmesi ile şekillendiriliyordu. Sınıfta “farecik” rolünü üstlendiğinde fare rolüyle ilgili yaptığı hareket ve davranışlar tüm sınıfı eğlendirdiği gibi beni de eğlendiriyor ve herkes kahkaha ve mutlulukla onu izliyordu. Onun bu değişimini sağlayan öğretmene karşı ise benim hayranlığım arttırıyordu. Ders bittiğinde öğrenciler dışarı çıktığında müzik öğretmeni ile sohbet etmeye başladık ve öğretmenin adının “Akile Ekizoğlu” olduğunu öğreniyordum. Soyadı da, adı da bana ilk çok farklı gelmişti. O bana bir şeyler anlatırken ben aklımdan onun adını hafızamda unutmamak için adını tekrar ediyordum. O öğretmenin öğrencilerine olan olumlu tutumu stajyer öğretmen olarak bana da aynı sıcaklık ve samimiyet içindeydi. Sınıf öğretmeni müzik öğretmenini gözlemlediğim süreçten daha fazla gözlemlemiş olamama rağmen o öğretmenin adını hatta soyadını hiç unutmadım.
Aradan yıllar geçti ve o güler yüzlü sevecen öğretmen bana meslekle ilgili iyi bir rol model olmasının yanı sıra eğitimde insan ilişkilerinin önemi ile ilgili karşımızdaki kişiyi doğru anlama, tanıma ve anlamlandırmaya ilişkin büyük bir ders vermişti. Öğretmenlik becerilerinin binlerce çocuk aracılığı ile kelebek etkisi gücünde olduğunu ise mesleğin içine girdikçe daha yoğun hissetmekteyim. Buradaki olay küçük bir kar tanesinin dev bir kartopunu doğurabilmesi ya da 5 mm’lik bir domino taşının 45 kg’lık bir mermeri devirme etkisini sağlayan bir güce dönüşebilmesidir aslında. Küçük şeylerin büyük dokunuşlara etkisi aslında eğitimde en önemli olan püf noktalardır.
Kaos teorisine göre asıl değişim sistemin başlangıç noktasında başlamaktadır. Eğitimde her ne kadar sistemin başı hiyerarşik yapı gibi görülse de asıl liderler eğitimin öncüleri olan öğretmenlerdir. Öğretmenlik sanatı ile ilgili öğretmen yetiştiren kurumların eğitim bakanlığı işbirliğinde öğretmen adaylarının uygulama veya gözlem yapmaya gittikleri okullarda gerek ilgili okul gerekse ilgili okul öğretmenlerinin çağdaş eğitim yaklaşımları ile ilgili nitelikleri önceden eğitim bakanlığı tarafından eğitim fakültelerine raporlar şeklinde gönderilmeli ve aynı raporlamaların öğretmen adayı ve öğretmen adayından sorumlu akademisyenlerin öncülüğünde raporlaştırılması belki de azımsanmayacak ölçütte eğitim süreçlerine olumlu bir yansıma sağlayabilir. Hele hele bu gözlem raporlarının bir suretleri bakanlığa ulaştırılarak bu etkileşim bakanlıkla öğretmen yetiştiren kurumlar arasında karşılıklı bir biçimde sağlanabilirse öğretmen adaylarına asıl fayda sağlayacak ortamlar da doğru tespit edilebilir. Öğretmen adayının öğrenen örgüt veya öğrenen öğretmen modelini benimseyen öğretmenleri gözlemlemeleri onlara eğitimde doğru rol model alacakları fırsatlar olacaktır. Güzel örnekleri gözlememe fırsatı yakalayan aday öğretmenler uygulama sürecinde başarılı öğretmenler tarafından değerlendirildiğinde eğitimin denetim boyutuyla da ilgili sorunların çözülmesine katkı sağlanabilir.
Akile öğretmen o “örtmenim” diyen çocuğa ne şekilde bir kelebek etkisi yarattı bilmiyorum fakat sınıftaki öğrenme ortamına olumsuz davranışları ile kaos teorisindeki gibi kaos olan tüm davranışlar Akile Öğretmenin lider öğretmen becerileriyle kelebek etkisi yaratmayı başarabilmişti. “Örtmenim” diyen o çocuğa ne etkide bir kelebek etkisi yarattığını bilemesem de, o minik çocuk şimdi ne oldu bilemesem de kendim yıllar geçse de mesleki gelişim ve eğitimle ilgili adanmışlık ruhumda bana büyük etkilerle güç veren bir dokunuş yaptığından eminim. Akile Öğretmenin müzik dersinde öğretmenlik becerileriyle o minik çocuğa dokunuşu onun öğretmenlik doğasında olan fıtratından kaynaklanıyordu. “O minik çocuğun diğer derslerde de sergilediği olumsuz tutum ve davranışları nasıl olumluya çevrilebildi?” sorusunun cevabı Akile öğretmenin öğretmenlik sanatı ile yarattığı kelebek etkisinin gücüydü. Nitekim benim üniversite öğrenciliğimden beri hiç unutmadığım bu olay, Lorenz’in kaos teorisindeki kelebek etkisi bilincini öğrendiğimde aklıma ilk gelen örnek olması sanıyorum bu teoriyi 14 yıl sonra pandemi döneminde uzaktan eğitimde daha da bir derinden yaşayarak öğrenmemden kaynaklı olabilir.

KAYNAKÇA:

Kelebek Etkisi Nedir - Bio Bilgi
https://www.youtube.com/watch?v=3yRcXl_cXl4
Tek Bir Şey Değişirse Herşey Değişir | Kelebek Etkisi (elektrikport.com)
Seyit Onbaşı - Vikipedi (wikipedia.org)
https://www.serapduygulu.com.tr/bilgece-hikayeler/baska-hayatlara-dokunmak-kelebek-etkisi.html
https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bakan-kocadan-kelebek-etkisi-paylasimi-1739900